Bursa Bölge Toplantısı (2013)

Bursa Bölge Toplantısı (2013)

Türk Ocakları Genel Merkezi ve şubelerinin her yıl mutat olarak yapılan bölge toplantılarının 2013 yılındaki üçüncü toplantısı 16 Kasım Cumartesi günü Bursa şubemizin ev sahipliğinde yapıldı. Toplantıya Genel Merkez adına; Genel Başkan Prof. Dr.  Mehmet ÖZ,  Genel Sekreter Yardımcıları Doç. Dr. Emrah ŞENEL, Dr. Bülent AKSOY, Yönetim Kurulu üyesi Mehmet GÜLSÜN katıldı. Şubelerimizden Bursa, Bilecik, Bozüyük, Çanakkale, Yalova, Ümraniye, Zonguldak, Kocaeli, Bolu, Balıkesir şube başkanları ve bazı yönetim kurulu üyeleri ile Bursa ve Bolu şubelerimizin Gençlik Kolları koordinatörleri ile diğer üyeler katıldı.

Ev sahibi şube başkanı Prof. Dr. Selçuk Kırlı’nın açış konuşmasının ardından, Genel Başkanımız Prof. Dr. Mehmet ÖZ açış konuşmasında; Türkiye’nin aylardır gündemini işgal eden, dış politikada Suriye, iç politikada açılım sürecine ilişkin kapsamlı bir analiz yaparak şu görüşleri paylaştı:
Hepinizin çok iyi bildiği gibi Türk Ocakları 1912 yılındaki kuruluşundan itibaren, arada kapatıldığı dönemler olsa da, sürekli olarak bir millî mektep hüviyetiyle Türk irfanına, kültürüne, İslam milletlerinin en önemlilerinden bir olan Türk milletinin yükselme davasına hizmeti esas almış, bunu yaparken parti siyaseti dışında kalmayı, bilime, tefekküre ve geleceğin teminatı olan gençlere öncelik vermeyi düstur edinmiştir. Türk milliyetçileri Ocak çatısı altında tarihten ve milletin varlığından aldıkları şuur ve ilham ile Türk milletinin hizmetinde yarışmaktadır. Küresel alanda Türklüğün yükseltilmesi mefkûresi bugünün ‘Kızıl Elma’sıdır.

Türkiye’nin iç ve dış gündemi son iki yıldır büyük ölçüde birbiriyle alakalı iki konu ile, Suriye meselesi ve Çözüm süreci ile meşgul… Pek çok diğer mesele adeta bunlardan vakit kaldığı takdirde yeterli ölçüde tartışılabiliyor. Suriye meselesinde başlangıçtan itibaren atılan hatalı adımlar maalesef Türkiye’nin bölgede ve dünyadaki itibarına halel getirmiştir. Suriye’ye müdahale etmesi beklenen müttefikler buna yanaşmadığı gibi Rusya ve İran açıktan Esad rejiminin yanında yer almıştır. Türkiye ne İsa’ya ne Musa’ya yaranamamış, olaylar giderek büyümüş ve onbinlerce Müslüman öldürülürken yüz binler mülteci durumuna düşmüştür.

Gelinen noktada Türkiye, İslam dünyası üzerinden yürütülen küresel hegemonya savaşına karşı mücadele etmek durumundadır. Türkiye bunu yapmak için kendi tarihinin, coğrafyasının imkânlarını seferber etmelidir. Bunun için oluşturulacak stratejik konseptin üç ayağı vardır: Türk dünyası (Türk devletleri), Osmanlı hinterlandı (Orta Doğu ve Balkanlar) ve küresel güçler karşısında şahsiyetli ve dengeli bir dış siyaset.  Bu bağlamda Türkiye, eşitlik ve karşılıklılık temelinde Türk devletleri ile bugüne kadar geliştirdiği ilişkileri, Özbekistan’ı da içine alacak şekilde daha da derinleştirmelidir. Orta Doğuda ve Orta Asya’da Amerikan, Çin ve Rus siyasetlerinin yeni konum ve stratejilerini doğru tespit ve teşhis ederek etki ve nüfuz alanımızı genişletmek, günümüz anlayışı çerçevesinde Türk dünyası ve İslâm âlemiyle kardeşlik ilişkilerimizi dengeli bir şekilde ilerletmek durumundayız.
Bizim takip etmemiz gereken yol ne ABD ve  AB’li yetkililerin sömürgeci devletlerin genel valileri üslubuyla konuşmalarına muhatap olmak, ne de Rusya ve Çin’in yeni küresel hegemonya mücadelesinin piyonu olmaktır. Bağımsız, dengeleri gözeten ama her halükârda Türk-İslam âleminin çıkarlarını ön planda tutan sağlam bir stratejiye ihtiyaç vardır.

Türkiye’de yakın geçmişte yaşanan tecrübe apaçık şunu göstermiştir ki, etnik bölücüler verilecek hiçbir tavizle tatmin edilemez. Talep çıtası, sürekli yükseltilecektir. Zira nihai hedef dört parçalı Kürdistan’dır. Bugün PKK sadece Türkiye’de değil Suriye ve Kuzey ırak’ta da etkili olmanın yollarını aramaktadır. Türkiye’nin bölge gücü olacağı hayali satanlar, Türkiye’nin Apo ve PKK faktörünü kendi lehine çevirebileceği yalanıyla insanları saf yerine koyuyorlar.
Peki o zaman ne yapmalı? Yapılacak şey bellidir. Akıllı bir siyasetle terör tehdidi tamamen bertaraf edildikten sonra etnik ve mezhebi köken ayırımı yapılmaksızın bütün vatandaşlarımızı kucaklayan bir dil ve yaklaşımla demokrasi kökleştirilmelidir.  Türkiye 2011 yılında bu noktaya yaklaşmıştı ama nedense terör örgütünün imhası yerine bir müzakere sürecinin başlatılması uygun görüldü. Terör örgütüyle pazarlık görüntüsü verilerek yürütülen bir süreç, Türkiye’de kısa vadede anaların ağlamadığı bir ortam yaratsa da ileride telafi edilemeyecek ayrılıkçılık psikolojisinin yükselmesine sebebiyet verecektir.
Biz ısrarla diyoruz ki, bu topraklarda Türklük kuşatıcı bir medeniyet kimliğidir. Bu medeniyetin birleştirici dili de Türkçedir. Bazıları ısrarla etnik grupların sayısını sürekli arttırsa da biz Türk’ün etnik değil millî kimlik olduğunu, Türk milleti kavramının kapsayıcılığını vurgulayacak, Türklüğü etnisiteye indirgeme girişimlerinin beyhude olduğunu söyleyeceğiz. Biz, insanımız arasına nifak sokma girişimleri karşısında müteyyakkız olacağız. Kürt meselesi çözülebilir endişesiyle mezhep meselesini öne süren uluslararası odakların projeleri karşısında insanımızı hiçbir ayırım yapmadan kucaklayan millet ve milliyet anlayışımızı ilmî ve fikrî planda sürekli gündemde tutmaya devam edeceğiz.
Aziz dostlar,
Samsun bölge toplantımızda da belirttiğimiz gibi, Türkiye’nin içinden geçtiği süreçte tarihî bir yanılgı yaşanmaktadır. Türkiye’nin imar, inşa, ekonomik kalkınma, demokratikleşme ve büyümesi en ziyade bu ülkenin, bu milletin sevdalılarını memnun eder.  Bu bağlamda Marmaray projesi, Türkiye ve Türk Dünyası açısından çok önemli olan Baku-Tiflis-Kars Demiryolu projesi vb. projeleri gururla karşılıyoruz. Türkiye’de gereksiz kutuplaşmalara, binlerce gencin hayatının kararmasına ve büyük mağduriyetlere yol açan başörtüsü meselesinin halli de milletimiz tarafından büyük bir memnuniyetle karşılanmıştır. Türkiye’nin gerçek manada demokratikleşmesi, kendi kültür ve kimliğine sahip çıkarak bir dünya gücü haline gelmesi en başka milliyetçi düşünceyi benimseyenleri sevindirir. Zira milliyetçilik doğası gereği demokrattır, millî iradeye inanır.
Bununla birlikte, esefle müşahade ediyoruz ki, Türkiye büyüyecek, bölge gücü olacak beklentisiyle millî kimliği çözücü, etnik kimlikleri öne çıkarıcı, Türklüğün kapsayıcı ve ihata edici muhtevasını bir etnisiteye indirgeyici yaklaşım giderek fütursuzlaşmaktadır. Etnik bölücüleri tatmin için Türklükle ilgili sembollerin ve Türkiye Cumhuriyeti kimliğinin inkar ve reddi giderek yaygınlaşmaktadır. Tarihin ürünü olan millet gerçeğini kimse değiştiremez. Lakin, milletimiz huzur, barış kelimelerinin arkasına sığınılarak kimliğinin parçalanmasına ses çıkarmaması için bir psikolojik bıombardımana tabi tutulmaktadır. Türk’üm diye başlayıp Ne Mutlu Türk’üm diyene ile biten andımızın kaldırılması, devlet nişanlarından T.C. ibaresinin kaldırılması, Siirt’ten sonra Diyarbakır’da da zaten bakımsız ve harabe hale getirilmiş Ne Mutlu Türküm Diyene yazılı üst geçit tabelasının birkaç kendini bilmezin alkışlarıyla tahrip edilerek kaldırılması bu topraklarda Türklüğü tasfiye etmek için fırsat kollayanları, Haçlıları sevindirir. Peki varlığını 11-12 asırdan daha fazla bir süredir İslam dininin muhafazası ve yücelmesine adayan Türk milleti, Türk kimliği zaafa uğrayınca Müslümanlar, İslam âlemi huzura mı erecek?
Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Ödüllerine bölücü kimliği tescilli bir şarkıcının layık görülmesi de son derecede düşündürücüdür. Bu kişinin yurt dışında vefat etmiş olmasının yarattığı merhamet duygusu dışında Türk sanat ve kültür hayatına hangi evrensel katkılarından dolayı söz konusu ödüle layık görüldüğü anlaşılamamıştır.
Öte yandan çözüm süreci adı altında Kuzey Irak Bölgesel Yönetiminin lideri Barzani’nin hem de Diyarbakır’a davet edilerek hangi mesajların verilmek istendiği de bizce pek iyi anlaşılamamıştır. Bazıları bunun Büyükşehir Belediye seçimlerine yönelik bir hamle olduğunu propaganda ediyor. Şunu sormak lazım: Barzani’yi Türkiye’nin bir iç meselesinde aktör olarak görmek ve ondan imdad beklemek Büyük Türkiye’ye, bölgesel güç Türkiye’ye yakışıyor mu? Maalesef bu konuda ipin ucu iyice kaçmıştır. Bazıları millî duruş sahiplerini eleştirerek “büyük düşünme”nin ve “Büyük Türkiye ideali”nin bunu gerektirdiğini ileri sürüyor. Diyarbekir’i bir etnik bölücü anlayıştan almak için bir başkasıyla ittifak ederek Büyük Türkiye’ye nasıl ulaşılacağını biz fanilerin idraki pek almıyor. Suriye ve Mısır politikaları, Türkiye’nin içteki ve dıştaki “Kürt siyaseti”nde Dimyat’ta pirince giderek evdeki bulgurdan olmanın kuvvetli ihtimal olduğunu ihtar ediyor. Ümit ve temenni ederiz ki işler telafisi imkansız boyutlara gelmeden Türkiye’yi idare edenler bu hatalı siyasetten döner ve terörle asla müzakere etmeden bütün yurttaşlarını kucaklayan bir yaklaşımla bu etnik fitneyi kökünden kazırlar.

Son günlerde dershaneler meselesi de tartışmalara yol açmaktadır. Esasen birkaç yıldır tartışılmakta olan bu konu günümüzde Cumhurbaşkanlığı seçimleri, mahalli seçimler, bürokrasi ve yargıda hakimiyet mücadelesi etrafında dönen bir güç denemesi mahiyeti arz ediyor. Halbuki eğitim meselesi ve bu bağlamda dershane ve yurt konuları köklü çözümlere muhtaçtır. Bu konuların seçim malzemesi veya bürokratik egemenlik kavgasının bir aracı yapılması esef vericidir.

Türk Ocakları genel merkez ve şubeleriyle Türk Yurdunda bütün yurttaşları kucaklayan bir anlayışla Türk kimliğini zaafa uğratma girişimlerine, iki milletli ve neticede de iki devletli bir yapıya zemin hazırlama çabalarına karşı mücadelesini sürdürecektir. Biz milletimizi seviyoruz. Milletimizi sevmek başka milletleri aşağılamak ya da hor görmek değildir. Türklüğün red ve inkârı çabalarına karşı da her zaman ve her yerde haykıracağız:
Devlet-i ebed-müddetimizin yeni bir merhalesi olan Türkiye Cumhuriyeti ilelebed payidar kalacaktır. Ne Mutlu Türküm Diyene!”
Takdimini yaptıktan sonra sırayla şube başkanlarına söz verdi. Şube başkanlarımız faaliyet raporlarını teslim ederek yeni dönem çalışmalarına ilişkin projeksiyonlarını ortaya koydu. Şube başkanlarımızın yanı sıra Türk Ocakları Bolu Şubemizin Gençlik Kolları başkanı Alper Şafak söz alarak gençlik kolları olarak gelecek ufkunu ve Türk Ocaklarının kendilerine müzahir olması gereken hususları ortaya koydu.
Genel Başkanımızın konuşması sırasında MHP Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Dr. Kadir Koçdemir ve Bursa milletvekili Necati Özensoy, Türk Ocakları Bursa bölge toplantısını ziyaret ederek başarı dileklerinde bulundu. Genel Başkanımız Prof. Dr. Mehmet Öz de kadim dostu Dr. Kadir Koçdemir’e başarı dileklerinde bulundu.

Toplantıya katılan şube başkanları ve temsilcileri şunlardır:

Genel Merkez: Prof. Dr.  Mehmet ÖZ (Genel Başkan),  Doç. Dr. Emrah Şenel (Genel Sekreter Yardımcısı), Dr. Bülent AKSOY (Genel Sekreter Yardımcısı), Mehmet GÜLSÜN (YKÜ).

Bursa: prof. Dr. Selçuk Kırlı (Başkan), Dr. Mete Ateş (YKÜ), Hamit Saraç (YKÜ), Adnan Koca (YKÜ), Özcan Acar (YKÜ), Eray Yüceyurt (Gençlik Kolları Başk).

Balıkesir: İsmail Acar (Başkan),  Muharrem Sandıkçı (YKÜ), Metin Savaş (YKÜ).

Bilecik: Ertuğrul Açıkgöz (Başkan), Erol Karaman (YKÜ).

Bozüyük: Ahmet Arın (Başkan), Ayhan Mercan (YKÜ), Atilla Sezik (YKÜ).

Bolu: Dr. Hüseyin İka (Başkan), Alper Şafak (GKK), Bahar Özdemir (GK), Sefa Öğütlüoğlu (GK).

Çanakkale: Prof. Dr. Ahmet Hökkuş (Başkan).

Kocaeli: Aygutşat Selçuk (Başkan), Şaban Ocak (YKÜ), Yüzel Alpay Demir (YKÜ).

Ümraniye: Faruk Ülker (Başkan), Harun Güvendi (YKÜ),  Numan Zeki Kaya (YKÜ).

Yalova: Evren Çınar (Başkan).

Zonguldak: Erol Şeref (Başkan), Metin Şeref (YKÜ), Hitit Güleç (DKÜ), Saruhan Çınar (Hars HB).

Bu yazi 144 defa okundu.

 

Benzer İçerikler

Perşembe Sohbetleri

Konu: Ekim Ayında Başlayacaktır
Konuşmacı:
Tarih:
Saat:
Yer: Sivrioğlu Konağı

Sosyal Medya

Gençlik Kolları
Cumartesi Sohbetleri

Konu: Ekim Ayında Başlayacaktır
Konuşmacı:
Tarih:
Saat:
Yer: Sivrioğlu Konağı

Eskişehir

Eskişehir Hava Durumu

Tavsiye Linkler

Gün Olur Asra Bedel Fatih Harbiye Ömer Seyfettin Seçme Hikayeler
Türk Ocakları| Türk Ocakları Tarihçe| Türk Ocakları Kurucuları| Atatürk ve Türk Ocakları| Türk Ocakları Tüzüğü| Türk Ocaklarından Haberler
Copyright @ Eskişehir Türk Ocağı & Türk Ocakları Eskişehir Şubesi & Türk Ocakları Eskişehir Şubesi