Uzu nca bir süredir ülke gündeminin ana maddesmi teşkil eden ve başlangıçta “Kürt Açılımı” olarak lanse edilmekle birlikte tepkiler üzerine “Demokratik Açılım” veya “Millî Birlik Açılımı” olarak ifade edilen süreç, toplu m u m uzu n önemli kesimlerinin tereddüt veya karşı çıkışlarına rağmen ilk başta ülkemizde, Irakta ve dünyadaki konjonktürün elverişli old uğ u düşüncesmden hareketle ol u mlu bazı beklentileri gündeme getirmiştir. Bu hava, Kuzey Iraktan ülkemize ge((iri)len PKK mens u plarının Habu r’dan girişlerinden ol u msuz etkilenmiş ve sürecin başından beri kâh açıkça kâh kısık sesle ifade edilen tereddüt ve endişeleri arttırmıştır.

Açılım sürednin başından itibaren en çok dikkati çeken ve kaygı uyandıran noktalar, kısa, uzu n ve orta vadede hangi tedbirlerin (veya tavizlerin) ön görüldüğü, süreçte m u hatap olarak hangi ku ru m ve kessmlerin alındığı ve nihaî olarak Türkiye’nin anayasal düzeninde ne gibi değişşkliklerin düşünüldüğünün belirsizliğini koru masıdır. Türk milletinin birliğini, ülkenin geleceğini düşünen hiçbir kimsenin, mahallî idarelerin bağımsızlığı, iki ayrı millet olarak Anayasa’da yer almak, Kürtçe’nin resmî bir eğitim dili olarak kabu l ü gibi düşüncelerini açıkça söyleyen DTP’nin (şşmdi BDP) isteklerini kabu l etmesi mümkün değildir. B u kon u larda hükümet partismin çeşştli kaygılarla net tavır ortaya koyamaması Kürtçü- enik milliyetçilerin ve onları savu nanların makssmalist taleplerini tahrik ve teşvik emektedir.

Şu rası bilinmelidir ki, Türk milleti, Osmanlı Devletinin son dönemlerinden bu yana etnik problemlerle mücadele emektedir. Balkanların elimizden çıkış sürecinde de bu nedenler bu l u nmaktadır. Türk milleti, tarihte ku rd uğ u devletlerde pek çok enik ve dinî g u ru pla bir arada yaşama tecrübesine sahiptir ve Türk devletleri bünyelerindeki halklara karşı assmilisayon siyaseti gütmemiştir. Un utmamalıyız ki, Batı dünyası “tolerans” kavramı çevresmde birlikte yaşamayı gerçekleştirmeye çalışırken bizim birlikte yaşamadaki ölçümüz “hoşgörü”dür. Hoşgörü, toleransı da iğne alan, tahammüle değil sevgiye dayalı bir anlayıştır. Bu tecrübeleri bütün dünyaya hatırlatmalıyız. Bizim devlet anlayışımız hiçbir zaman ırka dayalı olmamıştır. “Türk” kelimesi, başından beri enik bir yapıyı ifade etmemiştir. Be yandan, yapılan araştırmalar nüfu su n % 90’ının kendismi “Türk” olarak adlandırdığını göstermekle birlikte enik milliyetçilik ve enik bilinçlenme problemini ve bu sürecin ortak Türk millî bilincine olu ms uz etkilerini de göz ardı edemeyiz. “Türk mille” söyleminden vazgeçip toplu m u m uzu , “Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Gürcü, Arnavut, Abaza vb…” diye farklı u ns u rların bir karışımı şeklinde tanımlamak doğru değildir.

Emperyal geçmişimizn zengin mirasından her alanda yararlanmayı esas almakla birlikte artık imparatorlu k çağında olmadığımızı da u n utmamalıyız.. “Üniter devlet, millî devlet, milletler h u ku ku . ..”gibi terimlerin ifade ettiği manaları iyi anlamak şarttır. Türkiye Cu mh u riyeti, millî bir devlettir, Osmanlı Devleti değildir. Yine u n utu l mamalıdır ki, Almanya ve ABD gibi devletler enik temelli federasyonlar değildir. Bize ise “enik temelli federasyon” dayatılmaya çalışılmaktadır. Bu bağlamda “Demokratik Açılım”la gelinen noktada u l u slar arası h u ku k bakımından bir risk ol u şm uş bu l u nmaktadır. Çünkü otuz yıldan bu yana terör olayı olarak tanımlanan olayların nedenini enik bir altyapıya bağlamak, u l u slararası h u ku k(devletler h u ku ku ) açısından, öteden beri meseleyi böyle görmek isteyen dış dünyanın elini güçlendirmiş bu l u nmaktadır. B u ise yine dış alem tarafından zaman zaman dile getirilen bazı u l uslar arası h u ku k belgeleri bakımından ülkemizi sıkıştırma imkanı yaramış bu l u nmaktadır. Devlet; tekrar her yönüyle çok düşünen ama son uçta doğru çözümü bu l u p uygu layan d u ruşu n u göstermelidir. Çünkü mesele, aynı zamanda “millî güvenlik” ve “gelecek” meselessdir. Kaldı ki bu tür kon u l ar sadece ülkemizn değil başta ABD, Almanya, Kanada, Fransa olmak üzere çeşştli boyutlarda başka ülkelerin de ccddi soru nları haline gelmiş bu l u nmaktadır. B u na bağlı olarak bu ülkelerde de felsefeciler, akademisyenler kon uyu yoğu n biçimde tartışmakta ve çözüm önerileri geliştirmeye çalışmaktadırlar. Ancak dikkat edilince görülmektedir ki tüm bu çalışmalarda ve tartışmalarda  çözüm  önerileri,  soru n u n  kendi  özel  coğrafyasına  göre  üretilmeye çalışılmaktadır ve “çok kültürdük mü?”, “çok kültürlülük mü?” kavramlaştırmaları altında 2 yoğun felsefi ve akademik tartışmalara konu olmaktadır. Çünkü meselenin öyle tüm soru nları kavrayan ve kapsayan anahtar çözümleri bu l u nmamaktadır.

Türk millî devleti, engin tarihî mirasına, çağdaş demokratik değerleri katarak bütün yu rttaşlarını eşit ve hür bireyler olarak kabu l eden modern bir devlettir. Etnik ayrılıkçılık körüklenerek kişilerin modern bir millî devlette enik kimlikleri temelinde ayrıştırılmasına hizmet edecek siyaset ve tutu mlardan sakınılmalıdır. B ugünkü süreç, ne yazık ki tarihi hatırlatacak tarzda, bir kopuşu tekleyecek du ru ma gelmek üzeredir. Bu noktada Türkiye’nin samimi olarak ortak noktaları (sosyal ve ekonomik entegrasyon, ortak tarih, kültür ve syasal hayat vb.) ortaya çıkarması ve işlemesi gerekmektedir. “Millet”in tanımını, kimsenin kendismi dışında tutamayacağı bir şekilde yapmalıyız. Tarihten gelen birlikte yaşama tecrübemizden faydalanılmasını sağlamalı, bu büyük tecrübeyi, günün şartlarına göre yeniden yapılandırıp üretebilmeyiz. Alevi’ye “Alevi”, Kürt’e “Kürt” dememek, onların varlığını ortadan kaldırmaz; yapmamız gereken ortak noktalarımızı ön plana çıkarıp birliğimizi pekiştirmektir. Bu açıdan Demokratik Açılım’ın boyutlarının bilinmesi de son derece önemlidir. Ülkenin ve milletin birliğini pekiştirici adımlar atılırken Milletimizin ve Devletimizin 30 yıllık bir süreçte verdiği mücadele, şehitlerimiz, kayıplarımız çerçevesmde tescilli terör örgütü PKK ile mücadele devam emeli, “barış – kardeşlik” gibi sözlerin büyüsüne kapılarak mücadeleden vazgeçilmemeli ve bu n u n için özel timlerin olu ştu ru l ması dahil etkin tedbirler alınmalıdır. Gerçek anlamda bir demokratik millî birlik açılımının ilk ve vazgeçilmez ön şartı terör örgütünün tam olarak tasfiye edilerek Kürt kökenli yu rttaşlarımız dahil ülkenin syaseti üzerindeki ipoteğinin kaldırılmasıdır.

Kam uoyu na saygı ile d uyu ru ruz.

PAYLAŞ