Tarihsel süreç çerisinde ulaşımın ve kültürümüze katkılarının vazgeçilmez olduğu, adına türküler yazılan demiryollarının anlatıldığı program Eskişehir Türk Ocağı Başkanı Prof.Dr.Nedim ÜNAL ‘ın açılış konuşması ile başladı. Daha sonra konuşmacı Arif KOLAY özetle şunları söyledi:

İNSANLIĞIN KADERİ DEĞİŞİYOR

İnsanlığın kaderini etkileyen en önemli buluşlardan birisi demiryollarıdır. Modern anlamdaki demiryolculuk, 15 Eylül 1830’da Liverpool-Manchester hattının açılışı ile başlamıştır. Bu bağlamda ilk demiryolu hatları eşya nakli için yapılmış olup daha sonraları yolcu nakli için geliştirilmiştir. Liverpool-Manchester hattı esas itibariyle pamuk sevk etmek üzere tasarlanmıştı. Fakat bu hat hem yük hem de yolcuyu lokomotifle taşıyan ilk hattır.


Devam eden yıllarda yapılan çalışmalarla demiryolları diğer ülkelere de yayılmıştır. Fransa’da ilk düzenli demiryolu olan St. Etienne ile Roann arasındaki hat, 1832’de maden kömürü ve demir cevheri taşımak için yapıldı. Demiryolları daha sonra çok nüfuslu merkezleri birbirine bağlamaya yöneldi. 1835’te Belçika ve Almanya’da, 1838’de Avusturya’da, 1839’da da İtalya’da demiryolları yapılarak işlemeye başladılar. Kıta olarak ise 1829’da Amerika’da, 1853’te Asya’da ve Avustralya’da 1856’da da Afrika’da demiryolu işletmesine başlanmıştır. Avrupa’da toprakları bulunan devletlerden Osmanlı İmparatorluğu, Rusya ve İtalya ise demiryolunda sona kalan ülkeler olmuşlardır. Rusya’da ilk demiryolu 1848’de açılmıştır. Milletlerarası ilk demiryolu ise 1843 yılında, Almanya’nın Köln ile Belçika’nın Liege şehirleri arasında hizmete girmiştir.

OSMANLI DEVLETİ DE DEMİRYOLU UYGULAMALARINA BAŞLIYOR

Osmanlı padişahları ve devlet adamları demiryoluna çok büyük ilgi gösterdiler. Sultan Abdülmecid (1839-1861) en büyük arzusunun ülkeye tren getirmek olduğunu söylemişti. Ona göre ülkeyi kalkındırmanın en önemli yollarından birisi ülkeye demiryolu yapmaktı. Sultan Abdülaziz de (1861-1876) aynı şekilde demiryoluna önem veriyordu. Hatta tren yolu hattının saray bahçesinden geçmesi söz konusu olduğunda önemli bir söz söylemişti. “Memleketime demiryolu yapılsın da isterse sırtımdan geçsin”. Demiryolu hakkındaki bu tür olumlu görüşler sadece padişahlarla sınırlı değildi. Dönemin, Fuad Paşa, Âli Paşa ve Sadık Rıfat Paşa gibi önemli devlet adamları da aynı görüşleri dile getiriyorlardı. Böyle bir ortamda Mısır’daki demiryolu girişimleri sonuç verdi ve İskenderiye-Kahire hattı 1851-1856 yılları arasında yapıldı.
1856 yılından itibaren Osmanlı Devleti’nde demiryolu yapmak için peş peşe müracaatlar olmaya başladı. Bunun en önemli sebeplerinden birisi, Rusya’ya karşı yapılan Kırım Savaşı’nda oluşan Osmanlı-İngiliz-Fransız ittifakı idi. Hem devlet idarecileri hem de kamuoyu bu ittifaktan olumlu yönde etkilenmişti. 1855 Ekim’inde Osmanlı Hükümeti basın aracılığıyla Avrupalı sermayedarlara bir çağrıda bulunmuş ve İstanbul-Belgrad arasında yapılması düşünülen demiryolu için Avrupa’nın tecrübe ve sermayesine ihtiyaç duyulduğu, ilgileneceklere de her türlü kolaylığın gösterileceği ifade edilmişti. Bunların yanında 18 Şubat 1856’da ilan edilen Islahat Fermanı da demiryolu müracaatlarında etkili olmuştu. Osmanlı Devleti bu fermanla, bayındırlık konularında Avrupa’nın bilgi, teknik ve sermayesinden faydalanacağını resmen taahhüt etmişti. Ayrıca Islahat Fermanı yabancılar lehine pek çok başka düzenlemeyi de içeriyordu. Sermayedarlar, özellikle de İngiliz sermaye sahipleri, bu Islahat Fermanı programı ile yakından alakadar oldular.

Devlet adamları sadece iktisadi yönden fayda sağlayacak diye demiryolu yapmayı düşünmüyordu. Bu dönemde ülkenin bazı bölgelerinde emniyet ve asayiş olaylarında artışlar olmuştu. Bu tür olayların bastırılmasında süratli asker nakli vesair konularda demiryolunun sağlayacağı avantajlar da göz önünde tutulmuştur. Ayrıca herhangi bir savaş sırasında da gerekli yerlere en kısa sürede birlikler sevk edilebilecekti. Bu gelişmeler ve devlet idarecilerinin bu konudaki kararlı tutumları Avrupa sermaye çevrelerinin harekete geçmesine sebep olmuş ve Osmanlı’da demiryolu yapımının önünü açmıştır. Öncelikle, İngiliz sermayedarlarının Batı Anadolu ve Balkanlar’ın tarım ve ticarete uygun yerlerinde demiryolu yapmak için imtiyaz taleplerine olumlu cevap verilmiştir.

Görüldüğü üzere 1856 yılından itibaren Osmanlı topraklarında demiryolları işlemeye başlamıştı. Dünyada demiryollarının 1840’lı yıllarda yaygınlaşmaya başladığı düşünülecek olursa, ulaşım alanında modern teknolojiyi yakalama konusunda Türklerin hiç de geç kalmadığı hatta birçok devletten önce bu teknolojiyi kullandığı kolaylıkla anlaşılacaktır. Türk halkı da bu yeni ulaşım aracını benimseme konusunda hatırı sayılır bir ilgi gösterdi. Nitekim dönemin gazetelerine bakıldığında, demiryollarına gösterilen rağbeti gözlemlemek mümkündür. Bu da göstermektedir ki Türk halkı modern teknolojiyi ve ulaşım araçlarını hemen benimsemiş, hatta demiryolu inşaatlarında bedava çalışmak gibi hususlarda yerel idarecilere dilekçeler vermek suretiyle bu yeni ve modern ulaşım aracının getirdiği nimetlerden daha fazla faydalanma isteğini ortaya koymuştur. Buradan yola çıkarak, genel kanaatin aksine, 19. yüzyılda gerek yönetim bazında, gerekse toplum olarak, Osmanlıların Dünya’daki gelişmeleri takip ettiklerini, bu gelişmelere ayak uydurma çabası içinde olduklarını ve ayak uydurdukları sonucuna varırız.

DEMİRYOLUNUN ESKİŞEHİR’E KATKILARI

Konuşmasında Eskişehir’e ilişkin özel bir pencere açan Kolay, demiryolunun kent tarihindeki özel rolüne işaret etti. İstanbul-Bağdat Demiryolu güzergâhında yer alan ilimize ilk tren 1894 yılında ulaştı. 19. Asır koşullarında trenle seyahat gündüzleri gerçekleştirilmekte ve hava karardığında seyahat edilmemekteydi. İstanbul’dan sabah saatlerinde yola çıkan bir tren Eskişehir’e ulaştığında daha ileriye gitmemekte ve yolcular geceyi Eskişehir’deki otellerde geçirmekteydi. Geceyi Eskişehir’de geçiren trenlerin yolculuk esnasında ortaya çıkan bakım onarım ihtiyaçlarını karşılamak üzere Alman teknisyenlerin tavsiyesi ile Eskişehir’de bir cer atölyesi yapılmasına karar verilmiş ve bu günümüzdeki tülomsaş tesislerinin de nüvesini oluşturmuştur. Demiryolunun şehre ulaşmasının ardından şehrin çehresi radikal bir şekilde değişmiş ve bir cazibe merkezi haline gelmiştir. Demiryolunun nakil imkanlarına yapmış olduğu katkı sebebiyle müteakip süreçte gerçekleşen göçlerde yeni muhacir köyleri oluşarak şehrin nüfusu hızla artmıştır.’dedi. Program çay ikramı ve soru cevapla tamamlandı.

fotograflar:http://www.facebook.com/media/set/?set=a.10151184426739081.465743.375432689080&type=1

PAYLAŞ