Bosna’daki vatan (5)

 


 “Ceddin deden neslin baban
Hep kahraman
Türk milleti orduların pek çok zaman
Vermiştiler dünyaya şan

Türk milleti Türk milleti
Aşk ile sev milliyeti
Kahret vatan düşmanını
Çeksin o mel’un zilleti”

Mostar dönüşümüzü, Saraybosna’da Kongre oturumları ve Başçarşı’da Mustafa bey’le birlikte adımlamalarımız izliyor. Gazi Hüsrev Bey külliyesi’ni geçip Başçarşı’nın ilerisindeki, Katolik katedrali, Ortodoks kilisesi ve Musevi Sinagogunun bulunduğu bölgeden Ceddin deden neslin baban” sedalarıyla “Mehter Marşı” etrafı gümbür gümbür inletiyordu. Hayretle bu sesin geldiği yere yöneldiğimizde “Türk-Boşnak Kültür Vakfı”nın kermesi ve güler yüzlü mensupları ile karşılaşıyoruz. Biri birimize sarılıp hal hatır soruyoruz. Vakıf yöneticisi Bilal bey’le koyu bir sohbete dalıyoruz. Anadolumuz’un güzel bir  insanı. Hukukçu olduğunu ifade ediyor. Yine orada bir göz doktoru arkadaş’ta herkesi ücretsiz göz muayenesi yapıyordu. İkisi de Niğde’nin Bor kazasından imişler. Bilal bey yıllardır Balkanlarda bir çok ülkede ikamet etmiş. Onlara herhalde günümüz alperenleri dememiz gerekiyor. Gazi Hüsrev Bey camii’nin karşısında da medreseleri bulunmakta. Bu arada Uluslararası Saraybosna Üniversitesi rektör ve rektör yardımcısı da geldiler. Rektör beyle yeni tanışıyoruz, fakat rektör yardımcısı tanıdık geliyor. Hafızamı biraz zorlayınca bizim ESOGÜ Matematik bölümünden İsmail bey olduğunu hatırlıyorum. O’da bizi hatırlıyor. O sıra Kanal 7den İkbal hanımda “İkballe Diyar Diyar” proğramı için  çekimlerini bitirmiş, kermese katılıyor.

Yeni tanıştığımız dostlardan ayrılıp günün yorgunluğunu atmak için otelimize gideceğiz. Hava kararmak üzereydi, Ortodoks kilisesinin olduğu taraftan çarşıya doğru adımlarken genç bir ressamın yerde kağıtlar üzerine yağlı boya resimler yaptığını gördük. Birbirinden güzel sanat eserleri idi. Mustafa hocamla beraber yapılan resimleri seyrediyorduk. Ressam’ın daha önceden yapmış olduğu resimlerinden biri; birden bire bizim hayranlığımızı heyecanla doldurmuştu. Bu genç Boşnak ressamın alıcılara gösterdiği resimlerden biri “gökte dolunay olan başı göğe dönük bozkurt” tablosu idi. Gençliğimizden beri duvarlarımızda tablo, yakalarımızda rozet olarak taşımıyormuyduk? Gencin yaşı 20 civarında idi. Türkçe bilmediğini anlayınca Boşnakça olarak:

“Dobro veçe” (iyi akşamlar) diyerek selam verdik. “koliko koşta ova” (bunun fiyatı ne kadar)

“çetirdeset*” (kırk) Uro deyince, fiat bizim cebimizdeki paraların toplamından yüksekti. Üstümüzde Uro veya Boşnak markı yoktu. Türk lirasını çevirttirmek için de saat geçmişti. “hvala” (teşekkür) ederek uzaklaşmak zorunda kaldık. Fakat hâlâ aklım o resimdedir.

Bu resim, bana “26 Mayıs 1996 tarihinde İzmir’de düzenlenen Makedonya’da Rumeli Türklerinin Tarih ve Kültürleri Panelleri ve Konferansları çalışmasından “Ahmet Cebeci”; beyin (Emekli olmadan önce o zamanlar Ankara Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesinde.çok sevilen bir Öğretim Görevlisi idi.) Panel sonunda sorulan soruya verdiği bir cevabı hatırlattı. Ahmet bey şunları anlatıyordu:

“Boşnaklar hakkında Bizim Arşiv Eski Genel Müdürü Mithat SERTOĞLU (O da Bosnalı idi) bir makale yazmıştı.  Bosna’ya akrabaları ziyarete gittiğimde dedi. Birçok yakınının Osmanlı Sancak Beylerinden (Balkanlarda genelde Osmanlı Sancak Beyleri Bosna-Hersek’li olurlardı. Safiye Erol’un “Ciğerdelen” romanında da sancak beyleri Herseklidir. –HÖ-) kalma bir bayrak gösterdiklerini, bu bayrağın rengi solmuş, ağarmış mavi olduğunu söylüyorlar, artık mavi olduğu belli değil, ama ortasında bir bozkurt başı var, kurt başı, bu Göktürk Devleti’nin bayrağıdır. İşte atalarımız nereden geldilerse bu bayrakla gelmişler. Sandıklarda bunu bir hatıra olarak saklıyorlar, kullanıyorlar. Şimdi tabii Göktürk Devleti (Göktürk Devleti: 552 – 630; II. Göktürk Devleti: 682 – 745) Avarlardan sonra Türkistan’da 552 senesinde, VI. yüzyılda kurulmuş bir devlet. 740-750 ler de, o yıllardan sonra göç edenler kimler ve bahsettiğimiz Peçenekler var, Kumanlar var. Bunlar daha 900’lü senelerde Tunaya dayanıyor. 1000’li senelerde Tuna’yı geçip Balkanlara yerleşiyor. Bir Macar Profesör Ravel Raşöli; Sofya civarında Şop diye anılan sekenet (kalanlar) bugün Slavca konuşur. Bulgarlar onları Bulgar olarak kabul etmez, bunlar Peçenekler diyorlar. Keza diyor Boşnaklar da Peçeneklerdir. Biz Bulgaristan’dan öğretmen arkadaşlarla bir gezi düzenlemiştik Bosna’ya. Saraybosna’da Hüsrev Paşa Camii var. Oranın imamı bize izahat verirken camii hakkında!

Bulgar Öğretmenlerden biri dedi ki: Bu Boşnaklar aynen Pomaklar gibi Sırpça konuşuyor, Bunlar da Müslümanlaşmış Sırplar filan diyecek oldu. O imam efendi buna itiraz etti:

Bizim ne olduğumuzu siz mi söyleyeceksiniz, yoksa ben mi Kendimin ne olduğunu söyleyeceğim. Biz Slav asıllı değiliz, biz dedi Peçenek asıllı, buraya gelmişiz, yerleşmişiz, Slavlar arasında kalmışız azınlık olarak Onların dilini benimsemişler. Bu Bogomillik mezhebi dedi Hıristiyanlığa ayak uyduramadığı için eski inançlarından dolayı Türkistan’dan getirdikleri Türk inançlarından dolayı bir türlü bizim dedelerimiz bu Hıristiyanlığın 3 teslis, 3 tanrı grubunu kabul edememiş ayrı bir inanç tarikat mezhebi olarak çıkmış Bosna’da ve biliyoruz ki Doğu-Roma Papazları bunları meydanlarda yakmışlar. İşte böylece anlıyoruz ki Boşnakların temelinde Türklük nüvesi var. Peçenek Türkleri o topraklara yerleşmiş, daha sonra Slavlarla da karışmalar olmuştur derken ana dilleri Slavlaşmışsa da Türklük şuurları bugün de yaşıyor. Çünkü savaşta Sırplar, bunları, Boşnakları neden Müslüman oldunuz kardeşlerimiz, Slav kardeşlerimiz diye kesmediler, Türk diye kestiler.”**

Değerli ağabeyim Torbeş Türklerinden Nevzat beyle, sohbetlerimiz de yıllar yıllar önce Balkanlardaki Peçenek köylerinden bahsederdi. İşi gereği sık sık Balkanlara gider gelirdi. Balkan Türklüğü konusunda okuduklarımdan öte O’nun sohbetlerinden edindiğim bilgiler daha çoktur. Oğuzların üç ok kolundan olan Peçenekler Türkleri, başta Boşnaklar olmak üzere torunlarını Balkanlara uçbeyleri olarak bırakmışlardır.

Herhalde gördüğüm lâkin alamadığım “Bozkurt” tablosunun da etkisi ile, Başçarşı’dan çıkıp otel yokuşunu tırmanırken başka bir mehter marşı yüreğimde gümbür gümbür çalmakta idi:

“Tarihi çevir nal sesi kısrak sesi bunlar
Delmiş Romanın kalbini mızrak gibi Hunlar
Göktürkler, Uygurlar, Uzlar, Peçenekler
Türkün yüce tarihine bin bir zafer ekler”


*çetir:dört, deset:on

**26 Mayıs 1996 tarihinde İzmir’de düzenlenen Makedonya’da Rumeli Türklerinin Tarih ve Kültürleri Panelleri ve Konferansları (Haz. Kemal Vatan – Hüseyin Yaltırık), İzmir Mak. Göç. Der. Yay: I, İzmir-1996, s. 145 (Bu yazıda geçen konuşma; İzmir-Makedonya Göçmenleri Kültür ve Dayanışma Derneği’nin Vardar Dergisi’nde de bulunmaktadır) 

 

Hilmi Özden

30. Ekim. 2012

 

Diğer Köşe Yazıları

Perşembe Sohbetleri

Konu: Rus İhtilallerinden Sonra Türkiye-Kafkasya İlişkileri ve Türkiye’nin Kafkasya Politikası
Konuşmacı: Prof. Dr. Enis Şahin
Tarih: 3 Ocak 2018
Saat: 20:00
Yer: Türk Ocağı Binası

Sosyal Medya

Gençlik Kolları
Cumartesi Sohbetleri

Konu: Türk Birliğine Giden Altın Yol: Dil Birliği
Konuşmacı: Metehan Kaygı
Tarih: 11.12.2018
Saat: 20.00
Yer: Türk Ocağı Binası

Eskişehir

Eskişehir Hava Durumu

Tavsiye Linkler

Gün Olur Asra Bedel Fatih Harbiye Türkçülüğün Tarihi Ömer Seyfettin Seçme Hikayeler
Türk Ocakları| Türk Ocakları Tarihçe| Türk Ocakları Kurucuları| Atatürk ve Türk Ocakları| Türk Ocakları Tüzüğü| Türk Ocaklarından Haberler
Copyright @ Eskişehir Türk Ocağı & Türk Ocakları Eskişehir Şubesi & Türk Ocakları Eskişehir Şubesi