Warning: ob_start(): output handler 'ob_gzhandler' conflicts with 'zlib output compression' in /home/esocakorg/public_html/inc.php(56) : eval()'d code(1) : eval()'d code(1) : eval()'d code(1) : eval()'d code(1) : eval()'d code(1) : eval()'d code(1) : eval()'d code(1) : eval()'d code(1) : eval()'d code(1) : eval()'d code on line 17

Notice: ob_start(): failed to create buffer in /home/esocakorg/public_html/inc.php(56) : eval()'d code(1) : eval()'d code(1) : eval()'d code(1) : eval()'d code(1) : eval()'d code(1) : eval()'d code(1) : eval()'d code(1) : eval()'d code(1) : eval()'d code(1) : eval()'d code on line 17
Dağ’daki Vatan (1)

Dağ’daki Vatan (1)

Türk’ün  mührü; Tanrı dağlarından, Kafkas dağlarına, Kafkaslardan  Allahuekber dağına, Süphan dağına kısaca ; Sarı denizden Akdenize Tuna boylarına Alplerin Tepelerine kadar ilmek ilmek, nakış nakış işlenmiştir. Her dağın Türklerde bir kutsallığı, hatırası ve destanı vardır. Ergenekon; kah Altay'larda kah Kafkas'lardadır. Türkistan’dan Balkanlara kadar dağların hatıraları uzar gider. Dede korkutta , Altay destanlarında, Nart destanlarında dağların Türkün şahsiyetindeki rolü Vatan oluşu unutulamaz. Dağ; Türk’ün bazen annesi, bazen dayısı, bazen de tüm kutsallığın temsilcisi olur. Türk; dağla akrabadır. Türk; bütün kainatla akrabadır. Irmakla, ovayla kurtla, kartalla, vd. ile bütünleşmiştir.

            Tanrı dağları, Kaf dağı; Hıra’nın , Tur-u Sina’nın, Arafat’ın Türkistan’daki, Kafkasya’daki kardeşleridir. Cenab-ı Mevla; Tur-u Sina’da Hz. Musa’ya, Hıra’da Resuller Resul-u Fahri Kainat Efendimiz Hz. Muhammed’e (O’na ,Ashabına, Ehl-i Beytine ve Ümmetine selam olsun) Tanrı dağında, Kaf dağında ise ismi meçhûl Türk Resullerine seslenir. Türk Mitolojisin’de Tanrı dağları Tanrı’nın isimlerinin tecelligahıdır. Arif Nihat Asya; “Tanrı dağlarından indirilmiş Tanrı’m” derken, ismi bilinmeyen bir Türk Yalvaç’ına (Resul’e) indirilen vahyi anlatmaktaydı. Yunus Emre “Tur dağında Musa ile/ Gök yüzünde İsa ile / Çağırırım Mevlam seni” dizelerinde ise; dağın, İslâm tasavvufundaki yerini Kur’an-î bir ifade ile özetler.  

“Türk halklarının hemen hemen hepsinde görülen dağ kültü (iyelik-kutsallık), mitolojide taş ve oba (Altay-Sayan Türklerinde taş yığını, Oğuzlarda kabile demektir) kültüyle sentez halinde bir durum sergilemektedir. Dağ ve onunla eşleştirilen Dağ iyesi ( kutsallık) yalnız bir doğa kültünün terkip kısmı olmakla kalmaz, aynı zamanda menşe mitinin özelliklerini de yansıtır. Nitekim boyların, soy­ların ve kabilelerin birer kutsal dağlarının olması, soyun, kendi ecdadını Dağ ruhuyla birleştirmesi bu iki mitolojik kategoriyi ortak bir külte bağlamış gö­rünür. Diğer taraftan dünya modelinde dağın, yerin ekseni olması inancı, dünya dağlarının veya demir dağların varlığına inancı doğurmuştur ki, bu da genel ardamda dağ kültünün bir başka boyutudur. Kâşgarlı Mahmut'ta, "Yir basrukı tag, budun basrukı beg." (Yer baskısı dağ, insanlann baskısı da beydir.) atasözünde dağın, yeri tuttuğu vurgulanmış ve onun kutsal merkez simgesi­ne değinilmiştir. Mitolojik tasavvurlarda dağ, yeri kemer gibi kuşatan ve da­ğılmasını önleyen nesne olarak telakki etmiştir. Ayrıca evrenin kutsal merke­zi olarak bilinen dağlar, zamanla bir takım mitolojik telakkilere de ayak uy­durmuştur. Umu­miyetle canlı varlık olarak algılanan dağ, bazı tasavvurlara göre Dağ ruhunun kendisidir.

Orman kültüyle birleşen dağ, eski Türklerin kutsal merkez anlayışını oluşturmakta ve devletin merkezi görevini üstelenmektedir. Nitekim Gök­türkler ve Uygurlar döneminde dağlık ve ormanlık bölge olan Ötüken, devle­tin merkezi olmak görevini üstlenmiştir. Merkez her zaman kutsal bir görev üstlendiği için, dağlar ve orada olan her şey kutsanmış olarak kabul edilmiş­tir.

Belki de bu nedenledir ki Türkler, yemin ederken kutsal bildikleri bütün varlık ve nesneler içinde dağın da adını zikrederler. Mesela Bizans tarihçisi Menandros'a göre Bizans ile Avarlar arasında 6. yy.da yapılan bir sözleşmede Avar hanı Bayan şöyle ant içmiştir: "Sava üzerinde köprü kurmakla Romalılara karşı zarar vermek niyetinde isem ben Bayan mahvolayım; bütün Avarlar mahvolsun; gök üstümüze yıkılsın. Gök Tanrı'nın ateşli okları bizleri öldürsün, dağlar ve orman­lar başımıza yıkılsın; Sava suyu taşarak bizleri yutsun.”

Altaylı Şamanist boyların bütününün kutsal bir dağı olmakla beraber, hepsi için Altay dağları ortak külttür.” (1)

 A. İnan'ın Şamanizm adlı eserinden an­laşıldığı üzere, Şaman, dua-şarkıyı hangi maksatla yaparsa yapsın Altay'a hi­tap eder ve ondan medet umar:

"Bu kurbanım mukaddes ve ulu Altay’a ulaşsın, onun karar vereceği yere (yargı ye­rine) bağlansın. Güttüğümüz davayı halledecek mi? Bereket ve refah bize verecek mi? Bu kurban her engeli (büdak'ları) aşarak ulu ve mukaddes Altay’a ulaşsın."

"Temiz yurdumuz yıpranıyor, az ulusumuz sıkıntı çekiyor. Ey Mukaddes Akayım, biz ne yapalım! Ak sakallı atalarımın takdis ettiği ulu Akayım, geçim versen ne olur? Vücudumuz kirlenmese, gözlerimiz yaşarmasa ne olur? Bereketli sürülerimizin kut'larını yaradan mukaddes Akayım. yer-su'yum!.."

"Ey mukaddes ve geniş Akayım yargı (hüküm) yeri durmadan kısmet veren Al­tay!.. Saçları ağarmış ihtiyarlarımıza istirahat sağlayan Altay!.. Yer ve denizler yara­tıldığı zaman ata babalarımızın takdis ettiği ve yaptığı Altay!.."

"Üzülmeyelim, Tanrı var, tasalanmayalım Altay var! 'Altayım' diye tapınıyo­ruz..." (2)

“Diğer taraftan dağ, özellikle Altay-Sayan Türklerinin destanlarında kutsal vatan sembolüne çevrilmiştir. Nitekim Altay dağı, vatan olarak telakki edil­miştir. Aynı zamanda dağ, ata ruhlarının barındığı yer olduğundan da kutsal­dır. Dağ kültünün bir bakıma bir parçası olan taşların da kutsal bilinmesi ve­ya en azından vatan sembolüne dönüştürülmesi Orhun-Yenisey yazıtlarında olduğu gibi kutsal vatan anlayışıyla alakalı olmasındandır. Uygur mitolojisin­de de kutsal taşlardan ve bu taşların Çinliler tarafından götürüldükten sonra vatanın kutsallığının kaybolması ve göç döneminin başlaması anlatılmaktadır ki, taşın vatanın kutsallığını simgelemesi açısından önemlidir.

Çin kaynaklarında Türk mitolojisinde koruyuculuk görevini yerine getiren ve Türk ulusunun kutu olan yeşim kayadan söz edilmektedir. Değişik var­yantları olan bu mite göre vatanın, birliğin, gücün sembolü olan yeşim kaya, Türklerin gücü ve kudreti olduğundan Çin hükümdarı kızına başlık olarak bu kutsal kayayı ister. Üzerine sirke dökülmek suretiyle parçalanıp götürülen bu kayanın, vatanın kutunu da kendi ile beraber götürdüğü için Türklerin acılı göçü başlar. Bu mit açık şekilde dağın (metinde yeşim kayanın) yalnız ayrı ay­rı soyların değil, vatanın ve milletin bütünlüğünü simgelediği inancını da or­taya koymuştur.  

Zor anlarda dağa sığınma da dağın atalık ve en önemlisi de iyelik (Kutsallık) fonksi­yonuyla ilgilidir. Tarihî ve yarı efsanevi belgelerde zamanla Türklerin düş­manlardan kaçarak dağlara ve dağ geçitlerine sığınması (Ergenekon efsanesi, Moğolların Gizli Tarihinde verilen efsaneler), bu inancın somutlaşmış şeklin­den başka bir şey değildir. Ergenekon mitinde savaştan geriye kalan Türkle­rin, Moğollaşmış varyantta ise Moğolların sığındığı dağ, aynı zamanda demir dağ, demircilik kültü, demirci - hükümdar ilişkisi bağlamında ele alınmalıdır. Nitekim soyun koruyucusu olan dağın, demir dağ olarak tasarlanması Türk düşüncesinde kutsal konumda olanların bir araya getirilmesidir. Dağa sığınan boyların dağda barınmaları, tehlikelerden korunmaları bir kez daha dağın ko­ruyuculuk işlevinden haber verir.

Zamanla çoğalarak dağ beline sığmaz olan Türklerin (bir diğer varyantta Moğolların) dağdan inerek bozkırlara çıkmasını sağlayan lider Börteçine, Şa­man demircidir ki, Türk mitolojisinde iki gizli bilgiye sahip insanı toplumun başkanı konumuna getirmiştir. Mite göre Türkler, kurultayın kararı üzerine, Ergenekon'dan çıkmak için demircinin önderliğinde dağın geniş yerine bir kat odun, bir kat kömür dizerler. Dağın altını, üstünü, yanını, yönünü odun-kömürle doldururlar. Yetmiş deriden yetmiş büyük körük yapıp, yetmiş yere koyarlar. Odun kömürü ateşleyip körüklerler. Tanrı'nın yardımıyla demir dağ kızar, erir ve bir yüklü deve çıkacak kadar yol açılır. Sonra gök yeleli bir Boz­kurt çıkıp Türklere yolu gösterir. Bu bilgileri birleştirdikte kurdun, demirci­nin ve boyun hanının aynı adam olduğu görülmektedir. Ergenekon miti de­mirciyi, kurdu, Şamanı tek kelime ile Börteçine olarak anmaktadır.

Demir dağları eriterek bozkıra çıkma, kozmik bilgide darlıktan kurtulma, içten dışa itilmektir. Ergenekon miti, kozmik hafizada var olan demirci - Şa­man - hükümdar üçlüsünü bir arada tutmakla ideal toplum düşüncesini sun­muştur. Nitekim Türkler Ergenekon'da oldukları sürece mutlu bir yaşam sür­mekte, tehlikelere kapalı olmaktadırlar. Bu da dağın koruyuculuk fonksiyonu ile bağlantılıdır.” (1)

Kafkasya’da ise; “Tanrı, Kafkas dağlarını dünyaya destek olarak yaratmıştı. Kafdağlarının alt kısmını zümrütten bir kaya kaplamıştı. Bu zümrüt kaya, dağların desteği idi.  Kafdağları, yeryüzündeki dağların anasıydı. Bütün dağlar, yeraltı damarlarıyla Kafdağlarına bağlıydı. Allah bir bölgeyi harap etmek istediği zaman, bu damarların birini kımıldatmak suretiyle, iradesini yerine getirirdi. Tanrı yeryüzünün sükün bulması için, ilk icraatını Kafkasya’da yapmış ve bir meleğe: “ Cennetten getireceğin incileri yer yüzüne serp ki, dünya sükün bulsun” buyurmuştu. Melek de, cennet’ten getirdiği incileri Kafkasya’ya serpmişti.

Kafdağı, perilerin ve cinlerin ülkesiydi. Bunlar, kaçırdıkları sultan ve  prensleri, şehzadeleri, kafdağı’nın arkasına götürürler, orada hapsederlerdi. Dünyanın yaratıldığı gündenberi burada yerleşmiş olan “Simurg” kuşu, ilk çağların bütün hükümdarlarına akıl hocalığı yapmıştı” (3).  

Ecdadımız; Ak Topraklarda (Anadolu’da) Nemrut isminin dağlara veridiğini görünce Allahûekber ve Süphan diye dağlara seslendi. Kutsallık yücelik adı Hz. İbrahim’in ilâhı Allah’ındır, Nemrud’un değil diyerek Tevhid-i imanının mührünü bastı. Ayrıca, Anadolu’da dağlara verdiği, Allahuekber, Süphan isimleriyle, Tanrı dağlarını, Ergenekon’u, Kafkasları ; Hıra ‘nın, Tur-i Sina’nın, Arafat dağının rengi ile boyararak idrak seviyesindeki inceliğini gösterdi. Türk’ün İslamî hassasiyeti Medeniyet mensubiyeti her yerde olduğu gibi dağında, ovasında ve ırmağında görüldü. Dağlara; evliyaların, şehitlerin, gazi-alperenlerin isimleri verildi.  

Ağrı’mız ise, küçüğü ile büyüğü ile bizim dağlarımızdandır. Güneşin hilâl olarak göründüğü gökten yıldız seçip kucaklaştığı manzaranın göründüğü zirvelerimiz. Rahmetli Genel Cerrahi Hocamız Prof. Dr.  Abdülmecid DOĞRU hocamızın Büyük Ağrı’nın zirvesine tırmandığında fotoğraf makinası ile çektiği bu emsalsiz gerçeği, bizlere göstermişti. Güneşin hilal olup yıldızla kucaklaşıp kızıl ufukta bayrağımızı görünür kıldığı Ağrı hatırasını paylaşmıştı. Bu manzara bu güneşli hilâl, Türkün Gökyüzündeki bayrağına bir muhteşemlik daha katmıştı. Güneşin Türk bayrağı olduğu bu sahne; Ararat (*)sarhoşlarına ve ne istediklerini bile bilmeyen gafillere, hainlere (bölücülere) Göklerin cevabı idi.

 (*) Ermenilerin Ağrı ve Doğu Anadolu hayali

Kaynaklar:

 

1-Fuzuli BAYAT.: Türk Mitolojik Sistemi. Cilt.2. İstanbul.2007.

2-Abdulkadir İNAN.:Tarihte ve Bugün Şamanizm.Ankara.2000.

3-Oğuz ÖZDEŞ.: Şeyh Şâmil. Ankara.1977.

 

Hilmi Özden

 

 

Diğer Köşe Yazıları

Perşembe Sohbetleri

Konu: Rus İhtilallerinden Sonra Türkiye-Kafkasya İlişkileri ve Türkiye’nin Kafkasya Politikası
Konuşmacı: Prof. Dr. Enis Şahin
Tarih: 3 Ocak 2018
Saat: 20:00
Yer: Türk Ocağı Binası

Sosyal Medya

Gençlik Kolları
Cumartesi Sohbetleri

Konu: Türk Birliğine Giden Altın Yol: Dil Birliği
Konuşmacı: Metehan Kaygı
Tarih: 11.12.2018
Saat: 20.00
Yer: Türk Ocağı Binası

Eskişehir

Eskişehir Hava Durumu

Tavsiye Linkler

Gün Olur Asra Bedel Fatih Harbiye Türkçülüğün Tarihi Ömer Seyfettin Seçme Hikayeler
Türk Ocakları| Türk Ocakları Tarihçe| Türk Ocakları Kurucuları| Atatürk ve Türk Ocakları| Türk Ocakları Tüzüğü| Türk Ocaklarından Haberler
Copyright @ Eskişehir Türk Ocağı & Türk Ocakları Eskişehir Şubesi & Türk Ocakları Eskişehir Şubesi