Dağ’daki Vatan (2)

 

"Muhammed Hüseyin Şehriyâr [Tebriz, 1904 - Tahran, 18 Eylül 1988]; Bu büyük şairin ismini çoğumuz duymuş, anamızın ak sütü gibi Türkçe şiirlerini okumuştur. Güney Azerbaycan’ın bu ünlü şairi “Haydar Baba’ya Selam şiirini” yazdığında(1951-1954 yılları arasında)  kısa zamanda Kuzey Azerbaycan, Türkiye ve Irak Türkleri arasında da yayılarak büyük etkilere yol açmıştır.

“Gençlik döneminden olgunluk yıllarına kadar sadece Farsça şiirler yazan Şehriyâr Farsça şiir­leri ile kısa zamanda üne kavuşmuş ve “Çağın Hafız'ı” olarak anılmağa başlanmıştı. Anasının zarif bir uyarısı ile Türkçe olarak “Heyder Baba'ya Selâm” şiirini yazmağa başladı. Heyder Baba, eteklerinde Şehriyâr'ın çocukluk yıllarını geçirdiği Hoşgenab köyünün de yer aldığı Güney Azerbaycan'ın Tebriz şehri yakınlarındaki bir dağdır. Heyder Baba'ya Selâm şiiri Azeri Türkçesi'nde ve hece vezniyle yazılmıştır.Şehriyâr bu şiirinde çocukluğunun güzel dünyasını sade bir dille canlı bir tarzda dile getirmektedir. Şehriyâr bu dağa hitab eder tarzda yazdığı "Heyder Baba'ya Selâm şiiriyle dağın-taşın-toprağın tek kelimeyle coğrafyanın nasıl "vatan"laştırıldığının güzel ve görkemli bir örneğini gözler önüne sermiştir.”

" ... Bir gün anası O'na demiş ki' oğlum deyirler sen böyük şair olmuşsan: amma men senin dediğin şiirleri başa düşmürem. Bes niye menim dilimde demirsen? Biraz da menim dilimde söyle ki men de başa düşüm."

Şehriyâr anasının bu sözlerinden duygulanarak çok müteessir olur ve “Heyder Baba'” manzumunu yazmaya başlar...”

Kuzey Azerbaycan’dan Prof Dr. Kamil Velioğlu bu anıt şiir üzerine şunları yazıyordu (1986):

"... Başı belâlı, sözü belâlı, veteni belâlı üstad Şehriyâr 'ın Azerbaycan dilinde (Türkçesinde) yazdığı şiirler bu dilin öyle bir katıdır ki onu yalnız bu gudretli söz ustası yazabilerdi...

'Heyder Babaya Selâm'ı men döne döne ohumuş ve plaktan şairin kendi sesinden dinlemişem. Goca şair bu şiiri boğula boğula ohuyur. Suda boğulan adam ümid veren her şeye el attığı gibi o da geçmişine el atır. Ve uzun yıllar Fars dilinin altında kalan ana dilinde öz yurduna, öz dağlarına ve öz kelimelerinin vetenine döner...

Men her zaman inanmışam ki bu şiir dile getirmeseydi şair Şehriyâr 'ın ömrü yarım galar ve hayatının şimdi gazandığı mânâsına erebilmezdi...

Dünyada herşeyi bölmek olar, vetenden gayrı. Veten bölününce yürek bölünür, beyin bölünür, güç bölünür. “Heyder Baba'ya Selâm” bölünmüş vetenin öyle bir ağız nağmesidir ki, sesi arş-ı alâ'ya erişir. Eşitenler eşitir, sağırlar bile...

Üstad, geceler yatıram sabaha yaralı çıkaram. Bir yanda gani tökülen gardaşın uykularıma gelib dayanan ağrısını hangi gardaş özünden govabildi? Ne vakit tükenecek bu ağıt sesi? ..."  (1)

Heyder Baba' ya Selâm  

Heyder Baba, ildirımlar sahanda,

Seller, sular şakgıldıyup ahanda,

 Gızlar ona sef bağlıyup bahanda,

 Selâm olsun şovketüze elüze,

Menim de bir adım gelsün dilüze.  

(Haydar Baba, yıldırımlar çakınca, Seller sular şakıldayıp akınca, Kızlar ona saf bağlayıp bakınca, Selâm olsun şevketinize, elinize, Benim de bir adım gelsin dilinize.)  

Heyder Baba, kehlik'lerün uçanda,

Kol dibinnen dovşan galhup gaçanda,

Bahçalarun çiçek'lenüp açanda,

Bizden de bir mümkün olsa yad eli,

 Açılmıyan ürek'leri şad ele.  

(Haydar Baba, kekliklerin uçunca, Çalı dibinden tavşan kalkıp kaçınca, Bahçelerin çiçeklenip açınca, Bizi de bir mümkün ise yâd eyle, Açılmayan yürekleri şâd eyle.)  

Bayram yeli çardahları yıhanda,

Novruz güli, gar çiçeği cihanda,

 Ağ bulutlar köynek'lerin sıhanda,

Bizden de bir yad eliyen sağ olsun,

 Derdlerimiz goy dikkelsün dağ olsun.  

(Bayram yeli, çardakları yıkınca, Nevruz gülü, kar çiçeği çıkınca, Ak bulutlar gömleklerini sıkınca, Bizi de bir yâd eyleyen sağ olsun, Dertlerimiz koy dikelsin, dağ olsun.)  

Heyder Baba, gün daluvı dağlasın,

 Üzün gülsün, bulahlarun ağlasın,

Uşahlarun bir deste gül bağlasın,

Yel gelende ver getirsin bu yana,

 Belke menim yatmış behtim oyana.  

(Haydar Baba, güneş sırtını dağlasın, Yüzün gülsün, çeşmelerin ağlasın, Çocukların bir deste gül bağlasın, Yel gelince ver getirsin bu yana, Belki benim yatmış bahtım uyana.)  

Heyder Baba, senün üzün ağ olsun,

 Dört bir yanun bulağ olsun bağ olsun,

 Bizden sora senün başun sağ olsun,

Dünya gazov-geder ölüm itimdi,

Dünya boyı oğulsuzdı, yetimdi.  

(Haydar Baba, senin yüzün ak olsun, Dört bir yanın çeşme olsun, bağ olsun, Bizden sana senin başın sağ olsun, Dünya kaza ve keder, ölüm yitimdir, Dünya boyu oğulsuzdur, yetimdir.)  

Heyder Baba, yolum sennen kec oldı,

Ömrüm geçti, gelemmedim gec oldı,

 Heç bilmedim gözellerün nec' oldu,

 Bilmezidim döngeler var, dönüm var,

 Itginlik' var, ayrılıh var, ölüm var.  

(Haydar Baba, yolum senden ayrıldı, Ömrüm geçti, gelemedim geç oldu, Hiç bilmedim güzellerin ne oldu, Bilmez idim dönemeç var, dönme var. Kaybolma var, ayrılık var, ölüm var.)  

Heyder Baba, iğit emek' itirmez,

Ömür geçer, efsus bere bitirmez,

Nâmerdolan ömribaşa yitirmez,

Biz de vallah unutmarıh sizleri,

 Göremmesek' helal edün bizleri.  

(Haydar Baba, yiğit emek yitirmez, Ömür geçer, esef yara kapatmaz, Nâmert olan ömrü tamamlayamaz, Biz de vallahi unutmayız sizleri. Göremesek helâl edin bizleri.) 

Şehriyar 380 mısralık şiirinde; köyünü , hayat tarzını, milli motiflerini, hatıralarını; Haydar baba dağına hitap ederek  destanlaştırır.”Haydar Baba” dağı bir kez daha “Vatan” olur. Bu destanı, adeta  gelecek nesillere  emanet eder.  Son mısraları, kendini atasının kollarına teslim eden bir torun saflığı içinde nihayet bulur:  

Heyder Baba, senün göğlün şad olsun,

Dünya varken ağzun dolı dad olsun,

Sennen geçen tanış olsun yad olsun,

D ey ne menim şair oğlum Şehriyar,

Bir ömürden gem üstine gem galar  

“Haydar Baba, senin gönlün şâd olsun, Dünya durdukça ağzın dolu tad olsun, Senden geçen tanıdık olsun, yabancı olsun,  De ki benim şair oğlum Şehriyar,  Bir ömürdür gam üstüne gam yığar.”

Türkiye’mizin de her yerinde nice dağlar vardır ki; halkımız onları unutmamıştır. Her birine nice şiirler yazılmış, türküler yakılmıştır. “Dağ Vatan olmuştur” “Irmak Vatan olmuştur”. Onlara adaklar adarlar, yatırlarını orada dinlendirirler. Onlarla söyleşirler. Onlar Kainat  Kuran’ını  en iyi okuyanlardır. Bu vatan coğrafyasının, Kainatın, taşından toprağına suyundan ağacına, zerresinden kürresine hepsinin kutlu olduğunu, Allah’ın emaneti olduğunu  bilirler.

 

Kaynak:
1) Hayati Bice.: Muhammed Hüseyin Şehriyar.Türk Yurtları. Sayı:1. 1990.

 

Hilmi Özden

 

 

 

 

 

 

 

Diğer Köşe Yazıları

Perşembe Sohbetleri

Konu: Nitelikli Teknik İnsan Nasıl Yetişir
Konuşmacı: Doç. Dr. Osman Nuri ÇELİK
Tarih: 18 Nisan 2019
Saat: 20:00
Yer: Türk Ocağı Binası

Sosyal Medya

Gençlik Kolları
Cumartesi Sohbetleri

Konu: Ekim Ayında Başlayacaktır
Konuşmacı:
Tarih:
Saat:
Yer: Sivrioğlu Konağı

Eskişehir

Eskişehir Hava Durumu

Tavsiye Linkler

Gün Olur Asra Bedel Fatih Harbiye Ömer Seyfettin Seçme Hikayeler
Türk Ocakları| Türk Ocakları Tarihçe| Türk Ocakları Kurucuları| Atatürk ve Türk Ocakları| Türk Ocakları Tüzüğü| Türk Ocaklarından Haberler
Copyright @ Eskişehir Türk Ocağı & Türk Ocakları Eskişehir Şubesi & Türk Ocakları Eskişehir Şubesi