Gürgür, “Ergenekon” millete hakarettir!


İki yıl sonra 100. kuruluş yıldönümünü kutlayacak olan Türkiye’nin en eski sivil toplum örgütü unvanını taşıyan Türk Ocakları’nın Genel Başkanı Nuri Gürgür, sadece “Ergenekon” davası değil, Türk kimliğini hedef alan tartışmalar, “Kürt açılımı”, Batı’nın “Büyük Kürdistan” projesi, TSK üzerinde yürütülen operasyon, Kerkük’ün Türkiye için önemi, dinin siyasallaştırılması, yolsuzluk ve AKP ideolojisinin kadrolaşmasına ilişkin görüşlerini Avaz Türk’le paylaştı.

Balkanlar’daki gibi tasfiye edilmek isteniyoruz

Gürgür güncel tartışmalarla ilgili çeşitli konulardaki sorularımızı şöyle cevaplandırdı:

Soru: Türkiye’de bir kimlik bunalımı yaratılmaya çalışıldığını görüyoruz. Bunun gerisinde ne var?

Gürgür: Bu Türkiye’de oluşturulmak istenen bir problemdir. Bu coğrafyada bin yıl birlikte olduğumuz, etnik problem yaşamadığımız toplum kesimleriyle bugün bir ihtilaf geliştirilmesi, tamamen güncel ve suni bir problemdir. Sadece iç kaynaklardan ortaya çıkan bir gelişme de değil. Bizi bu coğrafyada kabul etmeyen, bizi işgalci gören Batılıların 200 yıllık bir projesinin sonucudur. Tıpkı Balkanlardan tasfiye edilmemiz gibi, bu coğrafyadan tasfiyemiz için bir proje geliştirildi. O proje Mustafa Kemal Paşa’nın başlattığı direnişle akamete uğradı. Son 20-30 yılda yeniden raflardan indirildi. Bu yüzden ortaya çıkan etnik niye nitelendirilecek bu problemin temelinde Batılıların halledemediği tortuların olduğunu görüyoruz. Bunların en başta geleni de ento milliyetçi Kürtçülük hareketidir. Sosyolojik olarak Kürt etnisite var mı soğukkanlı ve objektif bir tahlil yapıldığında, mevcut durum sosyolojik etnisite kavramı ile örtüşmüyor. Kısmi dil farklılıkları dışında tüm diğer olgular ortak. Ayrı bir Kürt kültürü oluşumunu gösteren işaret de yok. Ama şu gerçek var; Kendini farklı hisseden kesimler ortaya çıkarıldı. Bunda elbette ki yanlış politikalar veya milli politika geliştirilmemesi de etkili oldu. Keza milli devleti inşa sürecinde etkili olan, kendi değerlerimizin bir ceket gibi çıkartılıp, herhangi bir gümrük engeli olmaksızın modernleşmeye inanan pozitivizm denilen zihniyet de ülkemizin temel unsurlarında çözülmeler meydana getirdi. Bunlara son 20 senede başka faktörler de katıldı. Siyasal İslamcılık denilen, dini vatan-millet kavramları dışında algılayan, Mısır, Pakistan’dan intikal eden bir inanç yapısı etkili olmaya başladı. Bu kesimlerin dünya vatandaşlığı anlayışı içinde neo-liberal kesimlerle işbirliği yaptığını, devletin zayıflatılması, güçsüz hale getirilmesi, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, grup haklarının verilmesi için çalıştığını görüyoruz. Tüm bunlar da ayrılıkçı hareketi besledi ve PKK hareketinin gelişmesinde etkili oldu.

Soru: Muhalefet partilerinin uyarıları bir yana bilim adamları da Türklüğün bir etnik grup olarak sayılmasının yanlışlığına dikkat çektiği halde Başbakan’ın bu yanlışta ısrarını ve Türk Milleti demekten kaçınmasını neye bağlıyorsunuz?

Gürgür: Osmanlı’nın yaşadığı trajediyi Türkiye’de tekrarlamaya çalışan bir yönetim anlayışını görüyoruz. Dönemin aydınları Osmanlı üst kimliği altında toplanarak, devletin dağılmasının önleneceğini zannetti. Şimdi de benzeri bir uygulama anayasal vatandaşlık, Türkiyelilik kavramları altında yapılmak isteniyor. Bu hem politik, hem bilimsel olarak yanlış, sonu hüsranla bitecek bir anlayıştır. Tüm dünya 11. Yüzyıldan beri bu topraklarda egemen olan unsura Türk, bu topraklara da Türkiye demiştir. Sayın Başbakan’ın tüm ikazlara rağmen Türklüğü bir etnik grup sayması, bunu tekrarlaması mevcut problemleri daha da arttırır. Bu sadece Sayın Başbakanın kafasında değil, çevresinde yer alan insanların ve görüşlerine itibar ettiği Altan Kardeşler, Cengiz Çandar gibi liberal kesimin de savunduğu bir görüştür. Bu onların kendi orijinal görüşü değildir, Tevfik Fikret’ten beri söylene gelmiştir. Ancak eskiden bir entellektül fanteziyken, şimdi siyasi boyut kazandı, dolayısıyla anlamı da değişiyor.

Habur tarihi bir lekedir

Soru: Türk Ocakları “Kürt açılımı”na destek verdiği için eleştirildi. Gerçekten destek verdiniz mi ve veriyor musunuz?

Gürgür: Biz o gün ne söylediysek, şu anda da aynı şeyleri söylüyoruz. Görüş ve düşüncelerimizde bir farklılık yok. İçişleri Bakanı Atalay’ın ziyareti, açılıma destek ziyareti değildi. Türk Ocakları’nın görüş ve düşüncelerini öğrenme amacıyla yapılmış bir ziyaretti. Biz de özgüveni, fikirleri olan bir düşünce kuruluşu olarak görüşlerimizi anlattık. İlk adımın yanlış olduğunu söyledik. Böylesi devasa bir problem için Meclis’teki iki büyük partiyle konsensüs sağlanması gerekirken, tam tersine girişim başlatıldı. Bir yol haritası ilân edilip, katılım istendi. Polis Akademisi gibi yarı resmi bir kurumda, görüşleri cümle alem tarafından bilinen insanlarla toplantı yapıldı ve en baştan tepki çekti. Oysa önce siyasi merkezlerle, ortak çözüm yeri olan Meclis’te bir milli politika oluşturulmalıydı. TSK ve MİT’le yakın diyalog yapılmalıydı. Bakan Atalay’a tüm bunları anlattık. Yanlış adımlar Habur’la tekrarlandı. Habur, tarihi bir facia, tarihimize düşen bir lekedir. Devlet temsilcileri PKK’nın karşısında ezik duruma düşürülmüş, PKK’nın propaganda gösterisi haline dönüştürülmüştür. Buradaki yanlışları da daha sonra sorumlulara anlattık. Bunun bir iki günlük hazırlıkla yapılamayacağını, uçan kuştan haberdar olacak istihbarat imkânımız varken, bu hazırlıklardan nasıl haberdar olunmadığını, olunduysa buna niye izin verildiğini sorduk. Sorumlular bellidir. Hükümet bu yanlışı telafi için birtakım adımlar attı ama geç kalınmıştır.

Soru: Haber rezaletinin ötesinde, şimdi de bir hükümet üyesinin o dönemde Öcalan’la görüştüğü öne sürülüyor. Bunlara ne diyorsunuz?

Gürgür: Gazetelere yansıdığı kadarıyla şimdiki MİT Müsteşarının, hem K. Irak’taki yönetim, hem örgüt içinde temaslarda bulunup bir proje yaptığı ve bunu iktidara kabul ettirdiği anlaşılıyor. Bazı açıklamalar da bunu teyid ediyor. Hükümetin ise birinci elden ve önemli kurumdan intikal eden bilgiler üzerinden bir politika oluşturmaya çalıştığı görülüyor. Tabii meselenin bir de ABD boyutu var. ABD Irak’tan çekilirken, Türkiye ile K. Irak ilişkilerinin sıcak olmasını arzuladı. İçeride bu tip adımlar atılırsa, PKK’nın Kandil’den indirileceğini düşündü. Özetle bu meselenin İç istihbarat, Washington ve Erbil telkinleriyle kolaylıkla halledileceği sanıldı.

Soru: Sizce sorunun adı PKK mı, “Kürdistan” projesi midir?

Gürgür: Orta Doğu dünyanın en kaypak, en hassas, en jeostratejik, aynı zamanda ABD ve İsrail ortaklığı açısından vazgeçilmez bölge. Bölgedeki harita değişikliği planlarında K. Irak’ta bir Kürt devleti ilk adımdır, ama yeterli değildir. Böyle kalırsa genişlemesi ve yaşaması mümkün olmaz, denize açılması lazım. O yüzden ana stratejik hedef, Türkiye İran, Suriye’den de toprak alarak, Büyük Kürdistan’ın kurulmasıdır. PKK’yı terör örgütü saysa da, ABD’nin Kandil konusunda ciddi bir adım atmaması, kaypak, çelişkili politikalar izlemesinin temelinde bu var. Çok uluslu, çok faktörlü bir problemle karşı karşıyayız.

Soru: Bir zamanlar Türkiye’nin Kerkük diye bir “kırmızı çizgisi” vardı. Artık pek kimse ağzına almasa da Kerkük konusunda sizin bir hatırlatmanız olur mu?

Gürgür: Kerkük düşerse, sadece Irak Türklüğü değil, Türkiye Türklüğü de zarar görür. Sakarya Meydan Muharebesi kadar önemlidir, Ankara tehlikede demektir. Kerkük’ün bırakılması demek, “Büyük Kürdistan”ın kurulması demektir.

TSK değil Ordu-Millet hedefte

Soru: TSK’ya yönelik saldırı veya operasyonları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gürgür: TSK’nın tartışılması, yıpratılması, etkisiz kılınması birçok çevre için arzu edilen hedeftir. Ancak bizim kültürümüzde TSK’nın ötesinde, Türk ordusu, ordu-millet kavramı var ki, bu milli varlığımızın omurgasıdır. Evet TSK’nın da pek çok mevcut müessese gibi ıslahı gereken yanlışları, yasal takibat gerektiren tarafları var. TSK, reform ihtiyacını geniş olarak kendi içinde duymalı ve yapabilmeliydi, elbette TSK’nın dokunulmazlığı sözkonusu değildir. Ancak bunlar yapılırken, beyin ameliyatı yapan bir cerrah gibi neşteri dikkatli kullanmak gerekir. Zira en ufak yanlış hamle, Türk Ordusu’nun zedelenmesine, bu milletin en büyük teminatının ortadan kalkmasına yol açar. TSK’ya yönelik operasyonlarda ayrışmamızı, üniter-ulus yapımızın deforme olmasını arzulayan çevrelerin etkisi yok diyemeyiz. Bunlar da bilinen önemli fitne unsurlarıdır.

Soru: Siyasete karışmasın denirken aslında TSK’nın Türkiye’nin en temel güvenlik meseleleri hakkında konuşmaması isteniyor. TSK’nın Kıbrıs, Ermenistan gibi konularda görüşlerini söylemesi siyaset midir?

Gürgür: TSK günlük politika içinde olmamalı, siyasi konularda taraf olmamaya özen göstermelidir. 27 Mayıs’tan bu yana gelen darbecilik damarını kendi eliyle çıkarmalıdır. Ancak hem tarihimiz, hem jeopolitik konumumuz, hem de uluslararası ilişkilerimizden kaynaklanan çok özel milli meselelerimiz var. Kıbrıs, Ermenistan, K. Irak bunların başta geleni. Bu konularda doğrudan TSK bir önleyici unsur konumunda bulunduğu, elini taşın altına soktuğu için elbette kanaatini ifade etmelidir. Bu siyaset değildir, aksine doğruları ifade etme mecburiyeti vardır.

Soru: Ergenekon davasına nasıl bakıyorsunuz?

Gürgür: Türkiye’nin bazı dönemlerinde ortaya çıkan bir karmaşa yaşanıyor. Doğrular ve yanlışlar iç içe. Aşureye dönmüş, havada uçuşan iddialar, nereye gideceği belli olmayan bir dava söz konusu. İddiaların tümünü yok saymak mümkün olmadığı gibi, tamamen doğru demek de mümkün değil. Benzeri bir süreç MHP davasında da yaşandı. Çok sayıda insan aylarca, senelerce tutuklu kaldı, ya aklandılar ya da dava su gibi kumlara akıp kayboldu, gitti. Ateş düştüğü yeri yakar. O zaman bu haksızlıkları, mağduriyetleri yaşayanların kayıplarını telafi mümkün olmadı. Bu davaya Silivri diyorum, çünkü Ergenekon gibi Türk Milleti’nin tarihi açısından son derece önemli bir adı kim özel olarak seçip, kullandıysa bunu millete hakaret ve saldırı sayıyorum. Davada, yasalar önünde suçlu sayılanlar olduğu gibi, isnat edilen suçlarla alakası olmayan insanlar da vardır. Her halükarda bunun mutlaka bir an önce bitmesi hem insani bir vecibe, hem de hukukun gereğidir. Aksi takdirde mağduriyetler taşınamaz hale gelecek, gölgeler kalınlaşacaktır.

Soru: Dinin alabildiği siyasallaştırıldığı bir süreci yaşıyoruz ve Türk Ocakları’nda da milliyetçilikten ziyade din faktörünün etkili olduğu öne sürülüyor. Bu konuda ne söylersiniz?

Gürgür: Din, milliyetçilik gibi kavramların siyasetle iç içe geçirilmesi en büyük kötülüktür. Din, ontolojik olarak siyasetin dışında kalması gereken bir konudur. İslamiyet’in siyasi projesi yoktur, inancımız toplumumuzu oluşturan temel unsurlarından biridir. Buna bağlı olmamız, varoluş zaruretimizdir. CHP Lideri Deniz Baykal’ın Kutlu Doğum Haftası’nda da vurguladığı gibi, dinimiz mutlaka politik alanın dışında tutulmalı ve hepimizin ortak bir değeri olarak korunmalıdır. Türk Ocakları bu konuda gayet net, açık, şeffaf bir politika izlemekte ve dinin siyasallaşmasına karşı çıkmaktadır. Ancak dinin sadece vicdanlara havale edilmesi, toplumsal boyutunun yok sayılması şeklindeki pozitivist anlayışı da katılmıyoruz.

Moğultay ve AKP zihniyeti arasında fark yok

Soru: Yoksulluk, yolsuzluk, kadrolaşma iddialarıyla, iktidar mensuplarının “lüks” yaşam tarzına yönelik eleştirilere katılıyor musunuz?

Gürgür: Bana göre Türkiye’nin birinci meselesi PKK’dır. Bunun altında ekonomik sorunlar, gelir dağılımındaki adaletsizlik, eğitimdeki çarpıklıklar geliyor. Mesela eğitim, genç, dinamik bir nüfusumuz var, ama adeta bunlar en kötü şekilde nasıl eğitilir gibi bir politika belirlenmiş. Resmen geleceğimizi kaybediyoruz. Ekonomide makas giderek açılıyor. Çok çabuk yozlaşmaya müsait bir yapımız var. En idealist, en inançlı kesimlerin bile para, madde karşısında zaafa düşüp, yoksulluk döneminde tepki gösterdiği yaşantıyı yaşadığını görüyoruz. Bunun temelinde zihniyet çarpıklığı ve insan zaafları var. Kadrolaşmaya bakarsak, iktidar belli bir düşünce sisteminin ve ideolojik grubun elinde olduğu zaman bu tür uygulamalar kaçınılmaz oluyor. Eski Adalet Bakanı Mehmet Moğultay’ın uygulamalarıyla, mevcut iktidarın işlemleri arasında mahiyet açısından çok büyük fark yok.

Soru: Bu ağır tablo karşısında Türk Ocakları’nın misyonu nedir?

Gürgür: Türk Ocakları’nın kurucuları, dağılma aşamasına gelmiş bir devleti kurtarma ve var olma mücadelesi vermiştir. Bugünkü tablo da mahiyeti farklı olmakla birlikte, o günün şartları kadar ağır. Milletsiz ve vatansız düşünceye sahip bir takım insanlarla bir mücadele söz konusu. Bu aydın kesimin zihniyetindeki yozlaşma önlenemezse yarın çok karanlık olacak. Bugün belki Balkan Savaşları gibi üzerimize gelen ordular yok ama, aynı oranda tehlikeli bir zihniyet üzerimize geliyor. O yüzden bugün Türk Ocakları’nın misyonu, dünden daha önemlidir.

Diğer Köşe Yazıları

Perşembe Sohbetleri

Konu: Nitelikli Teknik İnsan Nasıl Yetişir
Konuşmacı: Doç. Dr. Osman Nuri ÇELİK
Tarih: 18 Nisan 2019
Saat: 20:00
Yer: Türk Ocağı Binası

Sosyal Medya

Gençlik Kolları
Cumartesi Sohbetleri

Konu: Ekim Ayında Başlayacaktır
Konuşmacı:
Tarih:
Saat:
Yer: Sivrioğlu Konağı

Eskişehir

Eskişehir Hava Durumu

Tavsiye Linkler

Gün Olur Asra Bedel Fatih Harbiye Ömer Seyfettin Seçme Hikayeler
Türk Ocakları| Türk Ocakları Tarihçe| Türk Ocakları Kurucuları| Atatürk ve Türk Ocakları| Türk Ocakları Tüzüğü| Türk Ocaklarından Haberler
Copyright @ Eskişehir Türk Ocağı & Türk Ocakları Eskişehir Şubesi & Türk Ocakları Eskişehir Şubesi