Kerkük teki Vatan (3)









Mehmed Sadık’ın ( 1891-1967) “EY KERKÜK” isimli şiiri “Kerkük’teki Vatan” yaramızın derinliğini ve sancısının büyüklüğünü bizlere anlatmaktadır.

“Muhalif asırdan döndük yanan volkana ey Kerkük

Ayak altında kalmış sâha-i Balkana ey Kerkük

Görünce gamlı gamlı göz önünde kupkuru çayın

Gözümden yaş akar, yaşlar döner al kana ey Kerkük

Yazık ağyare teslim oldu en kıymetli emlâkin,

Alınmışken onun her taşı yûzbin cana ey Kerkük.

Senin bu şanlı yurdunda akarken su gibi altın,

Neden oldu ahalin derbeder her yana ey Kerkük.

Lisan-ı haliyle arz eylemişken halini bir bir

Senin için koşmadı bir er bugün meydana ey Kerkük.

Senin yâdın gelince gönlüme hasrette can titrer

Çıkar eflâka feryadım döner nirâne Ey Kerkük

Melâhatte, benim gözümde sen bir Yusuf olmuşsun

Gam-ı aşkınla döndüm Yakub-ı Kenân'e Ey Kerkük.

Göreydim ölmeden evvel seni ben eski halinle

Olurdum şem-i hüsnün üzre bir pervâne ey KERKÜK

Mezarım üzre ebnâ'yı Vatan bir levha diksinler

Ki yazsınlar bu şi’ri levhâ-yi ilâne ey Kerkük

Ki ben Türk oğlu Türküm Türk için terk-i hayat etsem

Değer bence bu ölmek ömrü cavidâne ey KERKÜK.” (1)

Kerkük Türklerinin acıları, Türkiye Cumhuriyetinin istikrarlı olmayan tutumları yüzünden daha biteceğe benzemiyor. Türkiye’yi “Çuvaldaki Müttefik” konumuna düşüren ABD ve yandaşlarının “Türkiye” için neler düşündüğünü bilmiyoruz. Feraset ve basiret sahibi insanların tarihten ibret aldığını biliyoruz. Önemli olan her insanın tarihi bir nebze olsun öğrenmesi ve geleceğe ona göre hazırlanması ve tedbiri elden bırakmaması gerekmektedir. “Çuval olayı” üzerinden çok zaman geçmemiştir. Lâkin Ziya Paşa’nın “Hafızay-ı beşer nisyan ile malüldur”(İnsan hafızasının eksikliği unutkanlığıdır) sözü herhalde en çok biz Türkler için geçerlidir. Hafızalarımızı zorlamadan Çuval olayını hatırlatmak istiyorum:

Çuval olayı (The Hood event) 4. Temmuz. 2003 tarihinde Kuzey Irak’ın Süleymaniye kentinde bulunan (1 binbaşı komutanlığında) 11 Türk Silahlı Kuvvetleri mensubunun ve Türkmen görevlinin Irak’taki işgalci ABD kuvvetlerin’den olan 173. Hava İndirme Tugayı’na bağlı askerlerce ve yanlarında Talabani silahlı aşiret güçlerince ani bir baskın sonucu başlarına çuval geçirilmek suretiyle götürülüp 60 saat süresince sorguya çekilmeleridir. Operasyon için ABD'nin en önemli millî bayramı olan 4 Temmuz (Bağımsızlık Günü- Independence Day) tarihinin seçilmiş olması, ise çok anlamlıdır. Türk Sinemaları ve Televizyonlarında bilim kurgu “Independence Day” isimli filmi seyrederken ise tüm dünya ile birlikte Türk insanın  da duygularına hitap edilmekte, ABD’nin uzaylılarla yaptığı mücadele adına göz yaşı döktürülmektedir. Sözlerimi abartı buluyorsanız bu filmin DVD’sini alarak çocuklara ve gençlere izletebilirsiniz. Dünyaya insanlık dersi vermeye kalkan insanlıktan bîhaber ABD propagandasını bildiğinizden eminim.

Çuval olayından yıllar önce de 2 Ekim 1992 tarihinde "Kararlılık Gösterisi-92"tatbikatı sırasında,Türk Deniz Kuvvetleri'ne ait "TCG Muavenet" Muhribi tatbikatın ana safhası bittikten sonra, intikal seyri esnasında “Büyük ve güvenilir (!) Müttefikimiz” tarafından iki güdümlü mermi ile vurulmuştu. Vuran gemi ABD'ye ait daha önceden "Saratoga"  (Saratoga, ABD bağımsızlık savaşını için önemli bir kent adı-1777)uçak gemisi idi. Gemiden atılan iki adet "Sea Sparrow" mermisi isabet ederek muhribimizin  komutanı başta olmak üzere beş Türk denizcisi hayatını kaybetti, 22 askerde yaralandı. ABD’nin Irak’ta, Afganistan ve dünyanın dört bir tarafında yaptığı densizliğin ve cinayetin haddi hesabı yoktur. Diğer emperyalistler gibi “ABD’nin damarlarında da petrol dolaşmaktadır.”-Suat Parlar-) Bunu idame ettirmek için anne karnındaki ceninlerin kanını dökmekten bile çekinmez. Emperyalistlerle mücadele edebilmek için en az onlar kadar aklımızı kullanmalıyız. Kur’an-ı Kerim Yunus Suresi.100. ayet de  وَيَجْعَلُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذِينَ لَايَعْقِلُونَ    “O, aklını kullanmayanlara kötü bir azab verir.  (Diyanet İşleri Meali)” “O, akılları iyi kullanmazlara azâb verir. (Hasan Basri Çantay Meali)”buyrulmuyor mu? Milletçe tarihten ibret almada, strateji geliştirmede, olayların arka planını okumaya çalışmada, bilim ve teknolojide mesafe almaya gayret ediyormuyuz? Kısacacı bilim insanı, siyasetçi, eğitimci, sanayici, finanscı vd. aklımızı yeterince kullanıyormuyuz?

Unutkanlığımızı silmek, aklımızı kullanmak, yavrularımızın ve vatanımızın geleceğinin “Kerkük Türkleri” nin geleceği ile müşterek olduğunu idrak edebilmek için  Suphi Saatçi’ nin “Irak Türkmenleri” (2) isimli eserinden okumaya devam edelim. Unutmayalım ki, Musul Vilayeti (Musul, Kerkük, Süleymaniye sancakları ) Misak-ı Millî sınırlarımız içindedir.*

“ABD'nin İşgali  

ABD ve O’nun müttefiki ordular Nisan 2003'te girdiği Irak'ta Saddam yönetimine son verildi. ABD'nin Irak'a girişi, önceleri halk tara­fından sempati ile karşılanmıştı. Bütün ülkede başlayan sevinç ve heyecan, önceleri doruk noktaya çıktı. Her şey artık demokratik ve insan haklarına saygılı bir anlayışla ele alınacak diye bütün Irak halkında yeniden ümitler ye­şermeğe başladı. Ancak Barzani ve Talabani’yi kendine rehber tayin eden ABD'nin izlediği yanlış politika, işleri tersine döndürdü. Özellikle Barzani ve Talabani’yi müttefik seçen ABD'nin geri kalan Irak halkını düşman görmesi, şiddet olaylarının ve çatışmaların art­masına yol açtı.

ABD işgali müteakip, Irak'ın ulusal ordusunu, güven­lik ve emniyet güçlerini, polis teşkilatını dağıttı. Devlet ve kamu kuruluşlarını dondurdu. Böylece devleti tümüyle çökerterek, ülke genelinde asayiş ve güvenliği sağlayan kurumları ortadan kaldırıldı. Bu yüzden Irak'ın her tara­fında anarşi ve terör baş gösterdi. Merkezî hükümetin otoritesi sıfırlanınca kamu binaları milis güçlerince işgal edildi. Kuzeyde Mesud Barzani ve Celal Talabani aşiretleri, güneyde Şiî milisleri ülkede­ki otorite boşluğundan yararlanarak, birer devletmiş gibi kendi hegemonyalarını sürdürmeğe çalıştılar.

Ülkenin % 15 nüfusunu oluşturan Kürtler dışında, ge­ri kalan % 85 nüfusu oluşturan Irak'ın diğer halklarına iş­gal ordusu, giderek artan oranda şiddet uygulamağa baş­ladı. Bu temel yanlışlık, önceleri halkta görülen ABD sem­patisini yavaş yavaş nefrete dönüştürdü. İşgalin üzerin­den daha birkaç ay geçmeden, ülke kaos ve anarşi ortamı­na sürüklendi.

Irak halkı arasında yaratılan ayrımcılık sonucu, bin yıl­dan beri Irak'ta kardeşçe yaşayan topluluklar düşman kamplara bölündü. Etnik ayrımcılığa bu sefer mezhep ve inanç ayrılıkları da eklenince, ülkede mezhep çatışmaları da tırmanmağa başladı. Daha sonraları belli başlı kentleri hava bombardımanına tabi tutan ABD kuvvetlerine karşı halk, direnişçileri desteklemeğe başladı. Felluce ve Telafer'de ABD'nin işlediği cinayetler, toplu katliamlar, silah­sız kişileri acımasızca öldürmeler ve kadınlara tecavüzle­re kadar varan insanlık dışı uygulamalar, Irak'ta ABD as­kerlerine duyulan nefreti doruk noktasına tırmandırdı.

Durum her geçen gün daha kötüleşti. Giderek bataklı­ğa sürüklenen Irak'ta, sokak çatışmaları da büyük tırma­nış göstererek kontrolden çıktı. Özellikle başkent Bağdat, mezhep çatışmalarının doruğa ulaştığı, bölgelere ve hatta semtlere göre bölünen bir hayalet kenti hâline dönüşmüş­tür. Güvenlik, asayiş ve polis gücünden mahrum olan baş­kent Bağdat, tamamen kendi kaderine terk edildi.

Irak genelinde Arapların Sünnî ve Şiî diye ikiye ayrıl­ması konusunda ortaya çıkan bölünme, iki tarafı birbirle­rini acımasızca boğazlama noktasına getirdi. Ülke yöneti­mini sürdüren Bağdat Hükümetinin büyük bir otorite boşluğuna sürüklenmesi ise, halkı kendi kendini koruya­rak yaşama yollarını aramaya sevk etti.

İşgalden Sonra Türkmenler

Türkmenlerin yoğun olarak yaşadıkları Kerkük, Saddam'ın devrilmesinden sonra 10 Nisan 2003 tarihinde Barzani ve Talabani’nin silahlı adamları tarafından işgal edildi. Binlerce Barzani ve Talabani’nin silahlı adamlarının girdiği Kerkük'te bütün devlet binaları, kamu yapıları, bü­tün eğitim binaları ve okullar Kürtler tarafından işgal edildi. İlkokullardaki çocukların oturdukları sıralar dâhil her şey yağmalandı. Valilik, belediye, nüfus ve tapu daireleri, adliye binala­rı, emniyet müdürlükleri, polis karakolları, Baas partisi­nin il merkezleri ve şube binaları işgal edilerek yağmalan­dı. Kerkük Müze Müdürlüğünde bulunan antik çağdan İs­lam çağına kadar uzanan dönemlere ait eserler talan edil­di. Kütüphane binası, jandarma komutanlığı, askerî ka­rargâhlarda bulunan bütün silahlar, Barzani ve Talabani’nin silahlı adamları tarafın­dan savaş ganimeti olarak gasp edildi. Spor kulüpleri, öğ­retmen sendikası, tabip ve mühendis odaları yağmalandı. Bunların içi boşaltılarak, Kerkük'e yerleştirilen milislere tahsis edildi. Kerkük'te kamu binalarından başka boş bu­lunan evler de işgal edildi. Kente akın eden, ancak açıkta kalan ailelerin bir kısmı stadyumlara yerleştirildi. Açıkta kalanların sayıları çoğalınca, işgal edilen arsalara çadırlar kuruldu.

Kısacası Kerkük bölgesi çok büyük bir Kürt tasallutu ve baskısı altına alındı. Resmî kurum ve kuruluşlara ait bütün binalar Barzani ve Talabani’nin silahlı adamlarının emrine verildi. İşin en acıklı tarafı, Saddam döneminde Kerkük'ten, Tisin'den, Beşir'den ve diğer Türkmen bölgelerinden sürülen, evleri yı­kılan, arazileri ellerinden alman Türkmen halkı, haklarını geri almayı beklerken, Türkmenlerin taşınmaz mal varlık­ları ve arsaları bu sefer Kürtler tarafından işgal edildi. Ba­as partisi döneminde Türkmenlerin ellerinden alınan ta­rım arazileri, arsa ve evlere daha önce Baas’çılar yerleşmiş­ti. ABD işgali ile birlikte bunlar Kerkük'ten kaçarken, oturdukları ve işgal ettikleri Türkmenlere ait ev ve arazi­ler de Kürt işgaline uğradı.

Kerkük'te polis, güvenlik ve kolluk kuvvetleri ile yargı kurumları Kürtlerin elinde olduğu için, Türkmenlerin şikâyetleri de ciddiye alınmadı. ABD'nin işgalinden daha ağır ve kapsamlı bir işgal Kürtler tarafından uygulanmış­tır. Bağdat yönetiminin otoritesi ve gücü olmadığı için, Türkmenlerin şikâyet ve iniltileri havada kalmaktadır. Bağdat'taki merkezî hükümet de bunları engellemekte aciz ve çaresiz kaldı.

Merkezi Brüksel'de bulunan Uluslararası Kriz Örgütü'nün raporlarında işaret edildiği gibi, Irak'taki vatan­daşları ayrı ayrı etnik ve mezhebi kamplara bölen antide­mokratik maddelerin anayasaya konması, bu çatışmaları daha da şiddetlendirmiştir.** Buna rağmen Irak'taki tehlike­li gelişmeleri önlemek için hiçbir adım atılmadı.

Tuzhurmatu 'da Katliam

Bu dönemde Türkmenler, eskisinden daha fazla ve bü­yük sıkıntı ve acılar yaşamağa başladı. Bu acıların ilki, 22 Ağustos 2003 tarihinde Tuzhurmatu'da yaşandı. Şiî Türk­men halkının yaşadığı Tuzhurmatu'da kutsal sayılan ve önemli makamlardan biri olan Ali-yi Murtaza yatırı, kürt teröristlerin silahlı saldırısına maruz kaldı. Halkı galeyana getiren bu menfur saldırıda 20'ye yakın Türkmen şehit edildi.

Türkmen Kenti Telafer'de Soykırım

Irak Türkmenlerinin en büyük kalelerinden biri olan Telafer kenti, tarih boyunca gördüğü acıların en büyüğü­nü 2004-2006 döneminde yaşadı. Halis muhlis bir Türk­men kenti olan Telafer'de, kışkırtma ve sataşma yoluyla gizli planlar uygulandı. Bu beldeye birkaç terörist sızdı di­ye önceleri Telaferlilerin evleri didik didik arandı. Daha sonra, 9 Eylül 2004 tarihinde ABD hava kuvvetleri Telafer'i acımasızca bombalamağa başladı. Telafer'e yapılan ve yüzlerce Türkmenin ölümüne, binlercesinin de yara­lanmasına yol açan hava saldırıları günlerce devam etti. Ölen masum çocukların cesetlerini enkaz altından çıkar­mak için devletten yardım beklendi. Yüzlerce yaralı kişi­nin tedavisi, konan ambargo yüzünden yapılamadı. Hasta­nelere, kamu binalarına su ve elektrik verilmedi. Komşu ülkelerden gönderilen ilaç yardımlarının Telafer'e girme­sine izin verilmedi. Binlerce kişi evini barkını bırakarak göçmek zorunda kaldı. Bu saldırlarla harabeye çevrilen Telafer kıskaca alındı ve Türkmen halkı yılgınlığa sürük­lendi.

Yapılan bu ilk saldırılar, bazılarını tatmin edememiş olacak ki, Telafer 21 Şubat 2005 tarihinde yeniden ikinci bir faciaya daha sahne oldu. ABD'nin başlattığı hava sal­dırıları sonucu, Telafer'de yeniden vahşet ve dehşet man­zaraları yaşandı. Türkmenlerin yoğunluğunun dağıtılması ve yerlerine başka etnik bir topluluğun yerleştirilmesi amacına yönelik bu saldırılar, ABD'nin ülkeye barış getir­me projesinin bir parçası olarak büyük tepki uyandırdı. Buna rağmen ABD'nin Telafer üzerindeki baskısı 2006 yı­lında yeniden gündeme geldi. Telafer 2007 yılı boyunca, ABD'nin güvenlik yetkisini devrettiği Kuzey’deki Barzani yönetiminin baskısı altında tutuluyor.

Kerkük'ten sonra 350 binin üstündeki nüfusu ile en büyük Türkmen yerleşim merkezi olan Telafer halkı, hava bombardımanına maruz kaldığı için, masum Türkmenle­rin çoğu evini barkını kaybetmiştir. Bu yüzden evi yıkılan­ların bir kısmı etraftaki köylerde, bir kısmı Musul'da ve bir kısmı çadırlarda yaşıyor. Türkmen mahallerine son günlerde bile top ateşleri yapılıyor. Halkı cezalandırmak için kente elektrik, su, gıda maddeleri ve sağlık hizmetle­ri verilmiyor. Bu ambargonun hâlâ devam ettiği bildiril­mektedir.

Türkmen Bölgelerinde Katliamlar

Türkmen toplumunun maruz kaldığı soykırımları Ker­kük ve Telafer ile sınırlı kalmadı. Türkmenlere yapılan baskılar her geçen gün yoğunluk kazanmağa ve giderek artmağa başladı. Tuzhurmatu'ya bağlı Bayat köylerinden biri olan Yengice'de yaşayan Türkmenlere silahlı saldırı yapıldı. 10 Mart 2006'da meydana gelen ve adına Yengice Katliamı denilen bu menfur saldırı, birkaç Türkmenin ölümü ile sonuçlanmıştır.

Bunun gibi 4 Haziran 2006 tarihinde seyahat eden Türkmen öğrencilere Karatepe bölgesinde saldırı yapıldı. Tatil dönüşü otobüsle seyahat eden Karatepeli masum Türkmen öğrencilerinin yirmiye yakını bu katliamda şehit edildi. Yapılan bütün bu saldırıların amacı, Türkmenleri göçe zorlayarak bölgelerinden uzaklaştırmak ve yerlerine Kürt nüfusunu yerleştirmektir. Bu amaçla Tuzhurmatu, Dakuk (Tavuk), Tazehurmatu, Karatepe ve Yengice gibi saldırılar zaman zaman tekrarlanmaktadır.

Kerkük'te Baskılar

Türkmenlerin yaşadığı bölgelere yığılan Kürt nüfusu, Türkmen toplumunda büyük çapta tedirginlik yarattı. Özellikle Türkmenlerin en yoğun kültür merkezi olan Kerkük büyük bir Kürt tasallutuna maruz kaldı. Gelecek­te etnik çatışmaların daha da yoğunlaşacağının habercisi olan bu gelişmeler karşısında merkezî hükümet yine aciz kaldı.

Kültürel ve sosyal yapısı ile tarih boyunca bir Türkmen kenti olan Kerkük'ün bu etnik rengi, tarihî belgelerle ve bir çok yabancı gezginin verdiği bilgilerle de kanıtlanmış olmasına rağmen, Kerkük'ün yeraltı zenginliğini elde et­mek için, kentin demografik nüfus yapısı Türkmenler aleyhine bozmak için binlerce Kürt ailesi Kerkük'e akın etti. Saddam döneminde Kerkük'ten sürüldükleri iddia edilen bu ailelerin, daha önceleri kentte oturdukları evle­ri ve arsaları olmadığı için, Kürt yönetimi tarafından bun­lara arsalar dağıtıldı ve ev yapmaları için kendilerine maddî destek verildi. İşin en dehşet verici tarafı, Saddam döneminde Türkmenlerin elinden alınan binlerce ve hat­ta on binlerce dönümce tarım arazileri ve yüzlerce ev, bu sefer Kürtler tarafından işgal edilmişti. Buna ek olarak Ti­sin ve Tazehurmatu gibi Kerkük'ün en değerli arsaları ve verimli tarım arazileri, Kürt partilerinin silahlı militanları tarafından ele geçirildi.

Her şeyi demokrasi adına, ancak militarist üslupla sür­düren militanlar, Kürt olmayan toplulukları baskı altı­na alarak, yasal olmayan atamalar yaptı ve Bağdat yöneti­minin bu husustaki uyarılarını da dikkate almadı. Etnik çatışmaları körükleyen davranışlar yüzünden, her zaman barış ve güven kenti olan Kerkük, artan biçimde şiddet olaylarına sahne oldu. Patlama ve kundaklama eylemleri arttı ve terör yaygınlaştı.

Türkmen liderlerine ve ileri gelen şahsiyetlerine karşı, bazen trafik kazası süsü verilerek, bazen de silahlı hedef alarak suikastlar düzenlendi. 14 Mayıs 2004 tarihinde, trafik kazası süsü verilen olayda Irak Millî Türkmen Par­tisi Başkanı ve Kerkük Meclisi üyesi Mustafa Kemal Yayçılı şehit edildi. Ardından Türkmeneli Partisi Genel Sek­reteri Türkmen Şehit ve Tutuklu Aileleri Derneği Başkanı Yaşar Cengiz de yine trafik kazası süsü verilen bir olayda şehadet mertebesine ulaştı. Ker­kük'te askerî güvenlikten sorumlu Albay Sabah Karaaltun, 3 Haziran 2005 tarihinde Cuma namazından çıktık­tan sonra vurularak şehit edildi.

Mücadele eden Türkmenlerin çoğuna tehditler, kun­daklamalar yapıldı. Başlıca amaç Kerkük halkını yılgınlığa ve bezginliğe sürüklemektir. Bu amaçla 13 Haziran 2006 tarihinde Kerkük'te meydana gelen şiddetli patlamalarda elliye yakın masum kişi öldü ve yüzlerce vatandaş yara­landı. 2006 yılının Eylül ve Ekim aylarında da kentte pat­lama ve terör eylemleri durmadı.  

Saddam döneminde ambargo altına alınan Türkmen kökenli ticaret erbabı ve iş adamları, ekonomik açıdan da­ha da büyük baskıya maruz kaldı. Serbest ticaret yapma alanları daraltılan Türkmen iş adamaları ve esnafı devlet ihalelerinden, dağıtılan ticarî mallardan mahrum bırakıl­dı. Kürtlere verilen maaşlar daha yüksek tutulurken, in­san haklarına aykırı olduğu hâlde Türkmen memurlara daha düşük maaş bağlandı. Bu yüzden Türkmen bölgele­rinin memur ve esnafları daha da fakirleşti.

Günümüzde Kerküklü iş adamları, Türkmen bürokrat­lar, önemli devlet ve siyaset adamları sürekli tehdit edil­mekte, evlerine roketli ve saat ayarlı bombalı saldırılar ya­pılmaktadır. Önemli mevki ve makamların Kürtlere veril­mesi için akla hayale gelmedik planlı baskılara başvurul­maktadır. Bazen para ve başka rüşvetler önerilmekte, ka­bul etmeyenler ise tehdit altına alınmaktadır.”

Kaynaklar:

Fotoğraf: Anatomi hocası Prof. Dr. Zeki Zeren ile Kerkük’lü şair Mehmed Sadık.

1. Enver Yakupoğlu.: Irak Türkleri. Boğaziçi Yayınları. İstanbul. 1976.

2.  Suphi Saatçi.: Irak Türkmenleri. Ötüken Yayınevi. İstanbul. 2003.  

*    "Musul vilayeti (Musul,Kerkük,Süleymaniye Sancakları) Türkiye devletinin hudud-u millîsî dahilindedir,buralarını ana vatandan koparıp şuna buna hediye etmek hakkı kimseye ait olamaz.Cemiyet-i Akvam (Milletler Cemiyeti) ile bu meselenin münasebeti yoktur."

                                                                       Mustafa Kemal ATATÜRK

                                             (30/1/1923 İzmir Basın mensuplarına verdiği beyanat)’’

** Türkiye için yeni Anayasa çalışmalarının arefesinde yaşıyoruz. Irak'taki vatan­daşları ayrı ayrı etnik ve mezhebi kamplara bölen antide­mokratik maddelerin Irak anayasasına konması’nın, toplumda çatışmaları nasıl şiddetlendirdiğini unutmamak gerekiyor.

 

hilmi özden

Diğer Köşe Yazıları

Perşembe Sohbetleri

Konu: Rus İhtilallerinden Sonra Türkiye-Kafkasya İlişkileri ve Türkiye’nin Kafkasya Politikası
Konuşmacı: Prof. Dr. Enis Şahin
Tarih: 3 Ocak 2018
Saat: 20:00
Yer: Türk Ocağı Binası

Sosyal Medya

Gençlik Kolları
Cumartesi Sohbetleri

Konu: Türk Birliğine Giden Altın Yol: Dil Birliği
Konuşmacı: Metehan Kaygı
Tarih: 11.12.2018
Saat: 20.00
Yer: Türk Ocağı Binası

Eskişehir

Eskişehir Hava Durumu

Tavsiye Linkler

Gün Olur Asra Bedel Fatih Harbiye Türkçülüğün Tarihi Ömer Seyfettin Seçme Hikayeler
Türk Ocakları| Türk Ocakları Tarihçe| Türk Ocakları Kurucuları| Atatürk ve Türk Ocakları| Türk Ocakları Tüzüğü| Türk Ocaklarından Haberler
Copyright @ Eskişehir Türk Ocağı & Türk Ocakları Eskişehir Şubesi & Türk Ocakları Eskişehir Şubesi