Kerkük’teki Vatan (4)






Sabir Demirci
(Kerkük, 1940) ‘nin  Güney Azerbaycan’dan Şehriyarın “Haydar Baba” şiirinin üslubunu hatırlatan dizeleri ile söze başlayalım"Destan Yazarlarına Destan'dan"  (Yurt, 1083,2.7.1992, s. 6) ;

Az qaldı gün batmağa

Quşlar dalda yatmağa

Bir pambığ-pamuk-  atan gelsin

Kemiklerim atmağa

Pambığ baba bambığıv çox olaydı

Düşmanlarıv dünyada yox olaydı

Miskinleriv aclanv tox olaydı

Men o zaman şad olurdum gülerdim

Qana dönmüş gözyaşlarını silerdim

Pambığ baba pambığ qalıb gozağta

Aşıqların yolu çıxmaz bozağta

Qevlimdesen sanmam seni uzağta

Aşıq olub Kerem'nen beşbeterem

Daim seniv xayalıvnan yataram

Pambığ baba insanların dostusan

Erkeklerin kadınların postusan

Dört mevsimde sanımızın üstüsen

Men onuyçin givenirem senivnen

Yüz yıl qalsam bizar olmam yamvnan

 

Pambığ baba adıv yazdım dilime

Yararıv var yorgan döşek kilime

Sen bezeksen hem dede hem neslime

Bu qutsallığ yalğuz sende var imiş

İnsanlığa değerli bir bar imiş

Pambığ baba aç qozağıv canıvnan

İnsanların ilgisi var senivnen

Giveniriğ şöhretivnen şaravnan

Sen olmazsav gerek çılpağ gezeğin

Namus haya quralını bozağın”

Irak Türklerinin  yetiştirdiği dünya çapında bir Bilim Adamı ve Türkmenlerin göz bebeği beyin cerrahı Doktor Yıldırım Abbas Cafer Demirci ve Kardeşi Öğretmen Zeynelabidin Demirci 5 Eylül 2011 Pazartesi günü yatsı vakti, evlerinin önünde hunharca şehit edildiler. Şehit Kardeşimiz Dr.Yıldırım Abbas Cafer Demirci ile I. Irak Türkmen Sağlık Kurultayında Konya’da tanışmıştık. II. Kurultay Kerkük’te yapılmış maalesef o sıralar mevcut görevime ilave olarak Kütahya Dumlupınar Üniversitesinde de  derslere girmem sebebi ile katılamamıştım. Fakat Urfa Harran Üniversitesinde bu yıl yapılacak III. Kurultaya katılacaktım. Kıymetli ağabeyim Dr. Aydın Beyatlı ve Dr. Yıldırım Abbas Cafer Demirci’nin bu kurultay için gayretlerini takip ediyordum. O sıra Kurultay bir başka tarihe ertelenmişti ki Dr. Demirci’nin  şahadet haberi geldi.

Necat Kevseroğlu’nun kaleminden Dr. Demirci’yi okuyalım ve tanımaya çalışalım: “ O,bir bilim adamı, ülkede misli olmayan bir beyin cerrahı, insanoğlunun, dini, dili neyse hiçte ayırmadan, bir gözle bakan, hizmet veren, insanlığa hizmet için kendini adayan insan, yoksulları parasız muayene, ameliyat eden, akademik bir bilgin, tıp alanında, özellikle beyinle ilgili zengin bilgisini, yıllar boyu edindiği tecrübelerini tıp öğrencileriyle, meslektaşlarıyla yeni tıp metotlarını öğreten, kendisiyle çalışanlara iyi bir rehber, iyi görüşlü, mantıklı, düşünceli, konuşmaları latife, güler yüzlü, insanlara kendisini sevdiren, İslâm dinine bağlı, gizlice yoksullara cömertçe yardım eden, dost, akraba aktaran, memleket sever, nadide ve gözde bir beyin cerrahıdır.

Merhum, Dakuk’un, tanınan meşhur Demirci Aşiretinden olan Kerkük’te ve Dakuk ilçesinde sağlıklı bir nesil yetiştiren meşhur muallimlerinden ve mürebbilerden olan Abbas Cafer Efendinin oğludur. Şehidimiz 1961 yılında Kerkük’ün sarı kahya mahallesine bağlı çiniciler sokağında gözlerini dünyaya açmıştır. İlk, orta, lise öğrenimini Kerkük’te bitirdikten sonra Bağdat Üniversitesinin. Tıp Fakültesinden pek iyi notla mezun oldu. Sonradan, aynı Fakültede bilimsel çalışmalarını yaptı. Irak’ta Beyin cerrahi Profesörü, Meşhur Dr. Sa’dil el-vitri hocadan Doktora ve yüksek diplomasını aldı beyin cerrahi uzmanı olarak, Kerkük hastanelerinde insanlığa hizmet etmiştir.
Şehidimiz, hayatı boyunca, durmadan çalışmış, bütün enerjisini, ilmini, memleket ve insanlığa hizmet etmiştir; Tıp alanına hasretmiş, şöhreti sınırları aşarak yabancı memleketlerin bile takdirine mazhar olmuş, emsalsiz bir doktor, çok iyi bir ailenin evladı olarak yetişen Dr. Yıldırım Demirci’nin terbiyesine, nezaketine zarafetine hayran olmamak imkânsızdır.
Bu cinayetin failleri, Toplumu yıldırmak için, başta gelen yetenekli doktorlarını, iş adamlarını, çocuklarını fidye karşılığı olarak kaçırarak, sonradan da hunharca öldürerek, Türkmen toplumunu hedef almıştır.
İşte bilginimizde, bu vahşetin kurbanı gitmiştir, Teröristlere yiğitçe direnmiştir, zilleti kabul etmemiştir, ölünceye kadar teslim olmamıştır, şehitlerin yolunu izlemiştir, herkese kısmet olmayan şehitler kervanına katılmıştır.  Bu mertçe direnişin, arkasından hemen tüm Türkmen topluluğu da ayakta durmuş, şiddetle yapılan cinayeti haykırarak, misli görünmeyen Kerkük'te dev bir protesto gösterisi gerçekleşmiştir. Şehitlerimizin kanı yerde kalmamak için, faillerin bir an önce bulunmasını parlamentodan, merkezi ve yerel hükümetlerinden talep ederek adalete verilmelerini istemişlerdir.
Bunun yanında da, bu cinayetlere ve terör eylemlerine son vermek için Türkmenlerinde diğerler topluluklar gibi bir gücü olmalıdır, bu gücünde bir an önce kurulmasını, devlet sorumlularından istenmiştir; Şehitlerimize Allahtan rahmet, cennet mekanları olsun, Kerkük Türkmenlerinin başı sağ olsun, ailesine de yüce Tanrıdan sabırlar dileriz.” (1)

Doktor Yıldırım Abbas Demirci'nin şahadetini anmak ve faillerini protesto etmek için Türkmeneli Sağlık ve Sosyal Yardımlaşma Derneği üyeleri Türkiye’deki meslektaşlarına çağrıda bulundu. Türkiyenin dört bir tarafından gelen hekimler Ankara Irak Büyükelçiliği önünde toplandılar ve  son zamanlarda Irak'ta Türkmen doktorlara yönelik artan saldırıları portesto ettiler. Kerkük'te şehit edilen Doktor Yıldırım Abbas Demirci'nin anıldığı protestoda, Türkmeneli Sağlık ve Sosyal Yardımlaşma Derneği Başkanı Doktor Aydın Beyatlı açıklama yaptı. Beyatlı, "İçişleri Bakanı Nuri El Maliki ve ulusal güvenlik yetkililerinin bir an önce bir komisyon kurarak, durumun normale döndürülmesini istediklerini söyledi. Söz konusu olayların münferit bir hadise olmadığını dile getiren Aydın, "Son zamanlarda sağlık çalışanlarını fidye karşılığı kaçırma ve öldürmeler arttı. Iraklı yetkililer biran önce önlem almalı. Türkmenlerin bin yılı aşkın zamandır yaşadığı topraklarda pek çok zulme mağdur kalmıştır. Ama yine de hain pusulara ve alçakça saldırılara boyun eğmeyecektir. " diyerek sözlerini noktaladı.” (2)  

Eskişehir’den katıldığımız bu protestoda, beyaz önlüklerimizi almamak üzere Irak Büyük Elçiliği önüne bıraktık. Beyaz önlüğün kan olmayacağı günlere kadar toprağa örtü, şehitlerimize kefen olsunlar. Hekimin beyaz önlüğü hastalarının kanından gayrısı ile buluşmaz, buluşmamalıdır. Hekime silah doğrultuluyorsa; insanımız, devletimiz, devletler buna kayıtsız kalıyorlarsa; bırakalım beyaz önlüklerimiz kefenlerimiz olsun.

Ankara’dan trenle dönerken; Abdullah Kerküklü’nün (Kerkük, 1957)  Vatan destanı'ndan  (A Kerküklü, Vatan Destanı, Bağdat 1988) mısralarını zihnimin derinliklerinden hatırlamaya çalıştım, lâkin tam hatırlayamadım; eve gelir gelmez Irak Türklerinin şiirlerinden acılarına, kederlerine iştirak ettim, sizlerle de bu dizeleri paylaşmak isterim;

Qutsal yurdum yorgun gezeydim

Balıq gibi serbest suda üzeydim

Onda ölüb kendi qebrim qazaydım

Dünya cihan şeref beni tanırdı

Şan tarixim Gurur1 gibi yanardı

Çocuk iken yastuğuna baş qoydum

Armam gibi şirin qoxuna doydum

Zannetme ki birgün seni yan qoydum

Sor leplikten2 ağaç beşik üstünde

Ceyranbaşı yüksek eşik üstünde

Gurur Baba atasında fal açtım

Gördüm siyah baxtım elinden qaçtım

 Baxt elinden hem gocaldım hem şaştım

"Hesret ile getti bizim çağımız"

"Rüzgâr oldu döküldü yaprağımız"

Sonbaharda hecci laqlaq3 gelirken

Minareler üste mesken eylerken

Bizde mihman çoq geceler qalırken

Hep diyerdiğ "hecci laqlaq havada"

Bişer birgün "yumurtası tavada"4

Güzden önce Qale olur avadan

Hep gâvurlar yapar türlü sayadan

Eski şerbe düşer yere havadan

Qırıldıqça herkes eder sayadan

İlan cjurur bir de çıxmaz qayadan5  

(1. Kerkük'te Baba Gurur denilen sönmez ateş. 2. leblik, çocuğa veya beşiğine takılan boncuk dizisi 3. hacı lak lak, yellek demektir 4. bir çocuk tekerlemesidir 5. Kerkük Kalesi'nde oturan Türkmenlerin sonbaharda yaptıkları ateş yakma töreni ve buna dair söylenen tekerleme.)  

Dr. Demirci’nin şahadetinin üzerinden onca gün geçti. Sevdikleri ile ebedi alemde şehitler ve alimlerle beraber Resuller Resulü’nün sofrasında misafir olduğuna inanıyorum. Üç yazıdır Kerkük’teki Vatan’da yazmak o aziz kardeşimden bahsetmek istedim, fakat kendimi yazmaya liyakatli görmedim. Lâkin Bugün (2.11.2011) Türkiye'nin  Ulusal bir Televizyon kanalında sunucu ve muhatabı; Mustafa Molla Barzani ve ailesine,  Mesud Barzani’ye övgüler sıralıyorlardı. Dayanamadım.Yazık dedim. Bin değil, milyar kere, trilyon kere yazık, yeryüzünün denizleri kıyısındaki kumların sayısınca yazık dedim. Barzani ailesi için öyle bir tablo çizildi ki Yunus’lar Mevlana’lar hayıflanır (!) Türkiye televizyon ve basınından özellikle yer verilmeyen Irak Şehitlerinin, kardeşim, meslektaşım Dr. Yıldırım Demirci’nin (henüz failleri belli olmasa da - hangi şehidimiz faili belliki (!)-) kanları, topraktan fışkırır, ruhları yeryüzünü boğarlar.  Yıllar öncesinden beri, Masum Irak Türklerinin kanlarını döken sanki Barzani ailesi değildi. Halende Türkiye ve Kerkük Türklerine tehdit üstüne tehditleri de devam etmektedir. Yazılarından ve konuşmalarından çok iyi tanıdığım programdaki şahıs, yurdumuzdaki bazı insanlarımızın parmaklarındaki yüzüğün Barzani’lere bağlılık yüzüğü olduğunu ileri sürebiliyordu. Bu fütursuzluklar, Devletimizin ve Milletimizin bekâsına meydan okumaktır. Bunu fark etmemek, devlet içinde devlet ikame etmeye çalışanlara sessiz kalmak akıl, mantık, ve vicdanın kabulleneceği tutum ve davranış değildir. Devlet ciddiyeti buna müsade edemez. Necip Fazıl’ın dediği gibi bugün Türk insanı “Öz vatanında garip öz vatanında parya” durumuna düşürülmek istenmektedir. Fakat şiirin hitamını okursanız bir gün: “Türk Milleti Sakarya nehri gibi ayağa kalkacaktır”.

Milletimiz adına, ayağa kalkacağımızı temenni eden bu cümleye rağmen Hz. Ali’nin “Yeryüzünde zulmün yaygınlaşması için iki gurup birbirleriyle işbirliği yapar; Zalim ile mazlum!”( 3) uyarısını kalplerimize işittirmemiz gerekmektedir. Eğer bu uyarıdaki hikmeti anlayamaz isek, zulüm yeryüzündeki kara bulutlarını devam ettirecektir. Cahil insanlar her isminin başına “Molla” ekleyeni dinde âlim sanacaktır. İslâm ümmeti Yezit’e, Abdülmelik bin Mervan’a  halife dendiği günleri de gördü, bu zalimlerin komutaları, Müslim bin Ukbe,  Husayn bin Numeyr, Haccac bin Yusuf es-Sekafî’yi de. Müslim bin Ukbe, Medine’yi yerle bir etti. Sahabe evlatlarının iffetleri kirlettirdi. “Medinelilerden tek tek “Yezid’in kulu ve kölesi” olarak bağlılık yemini aldı. “Allah’ın kitabı ve O’nun elçisi sünneti üzere bağlılığımı arz ederim” diyenleri öldürdü. Husayn bin Numeyr, Kabe’yi mancınıklarla yaktı, Zalimler zalimi Haccac bin Yusuf es-Sekafî’de Kabe’yi yakıp yıktı. ( 4 )

Çağımızda XX.-XXI. Asırda Barzani’ye bağlılık yüzüğü takmak ne demek? Yezit’in komutanının cehaletinden farkı nedir? Televizyon proğramındaki kişi bunu bir övünç vesilesi gibi halka sunabiliyor. Türkiye Cumhuriyeti'ne aklınca mesaj veriyor. Muhatap alınması gereken Mesud Barzani'nin ailesi bu kadar yetenekli, dinî etkinliği olan ve Türkiye'de hatırlıdırlar demeye getiriyor. Arkalarında ABD varken şimdilik(!)   herkes hatırlı olur. Önemli olan Hak ve hakikatin yanında hatırları varmıdır? Irak’ta ABD’nin İsrail’in, Avrupa güçlerinin işlediği her suçta onlara destek olanların vebali büyüktür. Allah katında, melekler safında tertemiz olan pür-ü pak evlatlarımızın, analarımızın iffetlerine el uzatanları, uzatılmasına müsade edenleri unutacağımızı mı sanıyorlar? Gelecekten her türlü beklentimizi unuturuz, onlardan vazgeçeriz fakat, bu yapılan zulümleri unutmaz ve unutturmayız!

Bizleri, Müslim bin Ukbe’nin,  Husayn bin Numeyr’in, Haccac bin Yusuf es-Sekafî’nin ve benzerlerinin  isimleri kandıramaz, "Molla" isimleri almakla kandıramazlar
. Kanmamak için Kur’an’la bakmayı, Resuller Resulu Adı güzel Kendi Güzel Muhammed’in, Ashab-ı Güzünün, Ehl-i Beytin bakışıyla bakmayı, bakmamızı, hayatımızın ekseni haline getirmeliyiz. O zaman sahteler, hakikilerden ayrılacak, aldananlar ve aldatılanlar uyanacaktır. Cenab-ı Allah cümle Kainatları Hz. Muhammed (O’na selam olsun) hatırına uyanık ve selâm üzerine kılsın.

Kaynaklar:

1-   http://www.bizturkmeniz.com/tr/

2-  Cihan Haber Ajansı [2981166] Haber Yayın Tarihi : 09.09.2011 

3-  Ali şeraiti.: Ne Yapmalı. (Türkçesi: Muhammed Hizbullah) Düşünce Yayınları.İstanbul.1981. s.94.

4-  M. Ali Büyükkara. Geçmişten Günümüze Kâbe’nin İşgal Tarihi. KaraKutu yayınları. İstanbul.2007. s.43-49.

hilmi özden

 

 

 

 

Diğer Köşe Yazıları

Perşembe Sohbetleri

Konu: Rus İhtilallerinden Sonra Türkiye-Kafkasya İlişkileri ve Türkiye’nin Kafkasya Politikası
Konuşmacı: Prof. Dr. Enis Şahin
Tarih: 3 Ocak 2018
Saat: 20:00
Yer: Türk Ocağı Binası

Sosyal Medya

Gençlik Kolları
Cumartesi Sohbetleri

Konu: Türk Birliğine Giden Altın Yol: Dil Birliği
Konuşmacı: Metehan Kaygı
Tarih: 11.12.2018
Saat: 20.00
Yer: Türk Ocağı Binası

Eskişehir

Eskişehir Hava Durumu

Tavsiye Linkler

Gün Olur Asra Bedel Fatih Harbiye Türkçülüğün Tarihi Ömer Seyfettin Seçme Hikayeler
Türk Ocakları| Türk Ocakları Tarihçe| Türk Ocakları Kurucuları| Atatürk ve Türk Ocakları| Türk Ocakları Tüzüğü| Türk Ocaklarından Haberler
Copyright @ Eskişehir Türk Ocağı & Türk Ocakları Eskişehir Şubesi & Türk Ocakları Eskişehir Şubesi