Şehir’deki Vatan

 

Şehrin ve onun ifade ettiği medeniyetin; Vatanımızın kimliğindeki önemini en güzel Yahya Kemal’in mısralarında buluruz. Tanpınar’ın “Beş Şehir” isimli eseri ile Ahmet Turan Alkan’ın “Altıncı şehir’de” bize şehirlerimizin hüviyet ve hatırasını tattıran eserlerdir.

Yahya Kemal’in gözünde İstanbul nasıl ? bir Vatan şehridir.

“Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul

Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiç bir yer.

Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurtul

 Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.

Nice revnaklı şehirler görülür dünyâda,

 Lâkin efsunlu güzellikleri sensin  yaratan.

 Yaşamıştır derim, en hoş ve uzun rüyâda

Sende çok yıl yaşayan,  sende ölen, sende yatan.

 

Şairimizin ’Türk İstanbul” isimli yazısındaki “Vatan” tasviri şu mısralarla başlar: “Bir iklimin manzarası, mimarîsi ve halkı arasında hâ­lis ve tam bir ahenk varsa, orada, gözlere bir vatan tab­losu görünür.

İklimden anlayan gerçek ve hassas bir sanatkâr, İs­tanbul'un eski semtlerinden herhangi birini, meselâ; Koca Mustâpaşa semtini, yâhut Eyüb'ü, yahut Üsküdar'ı yahut dâ Boğaziçi'nin henüz millî hüviyetini muhafaza eden her­hangi bir köyünü seyredince kat'î bir hüküm vererek, der ki: "Bu halk bu iklimde ezelden beri sakindir ve bu iklime bu mimarîden ve bu halktan başka unsurlar yaraşmaz."

Evet, gerçek ve hassas bir. sanatkar, bu hükmü, verir.

Vatan toprağı bizde de ecnebi. memleketlerinde de her hissedene bu vehmi veren topraktır. Türklük; beş yüz seneden beri İstanbul'u ve Boğaziçi'­ni bütün beşeriyetin hayâline böyle nakşetti. Mimarîsi­ni bu şehrin her tepesine,her sahiline, her köşesine ku­rarken gûyâ: "Artık bu diyar dünyâ durdukça Türk kala­caktır." dediği hissedilir.”

 

Aziz İstanbul başlığı altında İstanbul yazılarının toplandığı eserde Yahya Kemal İstanbul’un Türklerden önceki acıklı ve perişan halini şöyle anlatır:

“Latinler, dördüncü Haçlı Ordusu'yle 1204 de İstanbul'u zaptettiler ve şehre kendi­leri yerleştiler. Bu istilânın nasıl bir facia olduğunu yine Avrupa vak'anüvisleri  ve o zamandan beri tarihçileri iyi yazdıkları için bir kelime ilâve etmeğe lüzum yoktur. Firenk hâkimiyeti İstanbul'da yalnız 57 sene sürebil­di. 1261 de Lâtin İmparatoru, hükümeti ve ordusuyle çe­kildiği vakit arkasında bir vîrâne bıraktı. Paleolog'lar. o viraneyi, yüz doksan sene süren hâkimiyetleri zamanın­da mâmur edemediler. İşte Türklerin 1453 de buldukları İstanbul  bu viraneydi Türklerin medeni kabiliyeti çok yüksek olmasaydı,bu viraneyi o kadar çabuk îmar edebilirlermiydi?

İstanbul'un fetihten sonra, hâli ve viran manzarası, şehrin umûmî plânı üzerinde Fâtih'i bile yanıltmış; kış­lık sarayını - Beyazıt Camii, Üniversite ve Süleymâniye

bulunan - geniş sahaya, yazlık sarayını da, karadan sûr­ları zamanımıza kadar kalan Sarayburnu sahasına yaptır­mış ancak şehir Rumeli'den ve Anadolu'dan getirilen halkla, az zamanda dolmuş, yeniden canlanmış, "Eski Sa­ray" demlen kışlık sarayın o zaman mevcûd olan sûrları, halkın, bir taraftan bir tarafa geçmesini güçleştirmiş, Fâ­tih'in oğlu ve halefi İkinci Bâyezid devrinde bu hâl her­kesi sıkmış, pâdişâh da, bizim Topkapı adını verdiğimiz ve eskilerin "Yeni Saray" dedikleri, Fâtih'in yazlık saray olsun diye yaptırdığı saraya taşınmış, o vakitten tâ Abdülmecid devrine kadar bu yazlık saray, pâdişâhların esaslı ve dâimi sarayı olmuş, Osmanlı târihinin en mühim kısmı da orada geçmiştir.”

Türkler fetih coğrafyasını Vatan haline getirirken daima mimari faaliyetlere önem vermişlerdir. Hatta orduları varmadan mimarları, kolonizatör derviş ve ilim adamları ile “Vatan” yapacakları  beldeleri önceden imar etmeye başlamışlardır. Fetih’den yüzyıllarca önce Ayasofya’nın güçlendirilmesinde Bizans’a giden Selçuklu mimarlarının katkıları bilinmektedir.   

Yahya Kemal’e göre de “Fetihten sonra İstanbul'un imârı hemen başladı. O  devirde harb ne kadar sürekli olmuşsa îmâr da o kadar sürekli olmuştur. Bursa'yı ve Edirne'yi Türk üslûbunda yaratan îmâr kudreti bu. defâ İstanbul'da göründü.”

Asırlarca İstanbul  imar faaliyetleri ve manevi hava içinde bir Türk Şehri olarak hayatiyetine devam etti. Yahya kemal’in uslubuyla”Eyüb Kocamustapaşa, Üsküdar'ın bâzı köşeleri uhreviydi; bura­ları, Maurice Barres'in  "Bâzı semtlerde rûh eser!" diye tasvir ettiği yerlerdi.”

Fakat medeniyetimizin zihniyet dünyasından kopuşumuz ve bunun şehirlerimize yansıyan hali yürek yakıcı idi. Türk’e yakışmıyordu. Türk Vatanına yakışmıyordu. Yahya Kemal’in dönemindeki İstanbul’dan yakınan feryat eden sözlerine bugün herhalde feryad-ı figanlar eklememiz gerekmektedir:

“Daha bir asır evvelin Boğaziçi kadar güzel bir deniz olan Haliç nerede? Devlet bahriyeyle uğraşmağa teşeb­büs etti, İzmir Körfezi gözü önündeyken tezgâhlarını boy­dan boya Haliç'e yerleştirdi. Orasını bir fabrika kanalına çevirdi. Sâri çirkinlik Kâğıthane'ye doğru saldırdı; şim­di Türk neş'esinin en güzel numunesi olan Çağlıyan mesi­resinden, dere boyunca dekovil hattı geçiyor; buhar ve makine güzelliğini Haliç'e evvelâ biz tatbik ettik, numu­nesi meydandadır. Medeniyet, daha büyük bir mikyasda Boğaziçi'ne tatbik edecek. Görülüyor ki bu gidişle Boğaziçi'nde iki eserimiz ka­lacak: Fâtih'in temelini kendi eliyle kurduğu ve dört ayda inşâatı bitinceye kadar başından ayrılmadığı Rumeli Hi­sarı; bir de onun karşısında, Yıldırım Hân'ın ve oğulları­nın kulelerinde yatıp kalkmış olduğu Anadolu Hisarın­dan birkaç duvar.”

Türkiye'm; “Cennet Vatanımız” ecdadımızın nakış nakış işlediği bizlere miras bıraktığı  canımızdan Aziz Ülkemiz, Sevdamız, Anamız, Her şeyimiz. Şehirlerini, köylerini, nehirlerini, dağlarını, ormanlarını  hoyratça ne hale getirdik. “Türkiye’yi”, “Küçük Amerika” yapacağız diyenler İnsanlığın nadir eriştiği bir medeniyetin eserlerini, o medeniyetin asırlardır mayalanan üslûbûnu yok ettiğini fark etmediler. Beton binalarla tüm şehirlerimiz bir görüntü kirliliğine büründü. Halbuki Şehir’deki Vatan; nice ecdadımız tarafından sevgilisinin  boynuna taktığı inciler misali “Tarih denizinin “ derinliklerinden birer usta dalgıçlar  olarak çıkarılıp takılmıştı. İncilerimizin ipi koptu. İnciler saçıldı. O incileri toplamak ve zenginleştirmek  için yeniden bizim mimari üslûbumuzu , şehirciliğimizi “Medeniyetimizin ve Türklüğün kabiliyet hamurunda” yoğurup yeniden şekillendirmeli  ve “Gelecek Asırlara” hediye etmeliyiz.

 

Kaynak:

Yahya Kemal.: Aziz İstanbul.İstanbul fetih Cemiyeti. İstanbul.1985.

 

Hilmi Özden

Diğer Köşe Yazıları

Perşembe Sohbetleri

Konu: Rus İhtilallerinden Sonra Türkiye-Kafkasya İlişkileri ve Türkiye’nin Kafkasya Politikası
Konuşmacı: Prof. Dr. Enis Şahin
Tarih: 3 Ocak 2018
Saat: 20:00
Yer: Türk Ocağı Binası

Sosyal Medya

Gençlik Kolları
Cumartesi Sohbetleri

Konu: Türk Birliğine Giden Altın Yol: Dil Birliği
Konuşmacı: Metehan Kaygı
Tarih: 11.12.2018
Saat: 20.00
Yer: Türk Ocağı Binası

Eskişehir

Eskişehir Hava Durumu

Tavsiye Linkler

Gün Olur Asra Bedel Fatih Harbiye Türkçülüğün Tarihi Ömer Seyfettin Seçme Hikayeler
Türk Ocakları| Türk Ocakları Tarihçe| Türk Ocakları Kurucuları| Atatürk ve Türk Ocakları| Türk Ocakları Tüzüğü| Türk Ocaklarından Haberler
Copyright @ Eskişehir Türk Ocağı & Türk Ocakları Eskişehir Şubesi & Türk Ocakları Eskişehir Şubesi