Türk Kadını’nda Vatan (2)

Çanakkale Savaşında Almanya ve Yeni Zelanda arşivlerinde Çanakkale savaşlarına katılan askerlerin mektup ve günlüklerinde “keskin Türk kadın nişancıları” anlatılmaktadır. Avustralyalı piyade er J.D. Davies, savaş sırasında annesine yazdığı mektupta keskin nişancı Türk kadınlarıyla ilgili şu satırları yazmıştır:

“Benim de vurulduğum 18 Mayıs 1915 günü keskin nişancı bir Türk kızı pusuda çarpışıyordu. Gizlendiği yerden gün boyunca ateş etti ve çok sayıda adamımızı vurdu. Ancak gün batmadan bir Avustralyalı tarafından vurulmasına gene de üzüldüm. Güzel yapılı tahminen 19-21 yaşlarında genç bir kızdı. Genç kızın bedeninde tam 52 kurşun yarası vardı. Bu savaş korkutucu.”

Hastane gemisiyle İngiltere’ye götürülen bir İngiliz asker ise bir gazeteciye, “O, bir Türk kadın savaşçısıydı, durmaksızın saklandığı evden ateş ediyordu, evi boşaltıp teslim olmayı reddediyordu. Sonunda ele geçirdiğimizde yanında annesi ve çocuğu da vardı. Yakalanana kadar bir pencereden ısrarla ve özellikle de subaylarımızı hedef alarak ateş etmişti. Sanırım öldürdüğü bazı kurbanlarını sürgülemişti de” demektedir. Çanakkale Savaşı’nda cephede savaşan kadınlardan Mücahide Hatice Hanım 1926 yılında bir gazeteye verdiği demeçte, Anafartalar 56. Fırka’da silahıyla mücadele ettiğini belirtir ve “Adım Ahmet’ti. Kadın olduğumu kimse bilmiyordu. Şarapnel parçaları ve kurşunlarla 9 yerimden yaralandım. Milli muharebemize de gönüllü katıldım” (1) diyerek isimsiz kahramanlığını mütevazi bir uslupla anlatır.

Görüldüğü üzere Türk kadını ister erkeği yanında bulunsun, isterse bulunmasın düşmana karşı daima Kutsal Vatan’ını korumuştur. Yakın Tarihimizde  93 harbi, Balkan felaketi, Çanakkale Savaşları ve Milli Mücadelede daima Türk kadının fedakarlıklarını görürüz. Yunanlılar 15 Mayıs 1919 da Izmir’i isgal edince,  yurdun her tarafında protesto mitingleri yapılmıştı. Bu mitinlere öncülük yapanlar Türk kızları, kadınları, anaları idi. On yedi Mayıs 1919’da İstanbul’da “İnâs Dârulfunûnu” (Kız Üniversitesi) öğrencileri:

“Kim demiş bir kadın küçük şeydir

Bir kadın belki en büyük şeydir” diyerek Milli Mücadelenin kıvılcımını ateşliyorlardı.

Mitinglerin kıvılcımı İstanbul’da atılmıştır. Bilahare Anadolu’nun bir çok kentinde bu kıvılcım; kor olacak, ateş olacaktır.

Fâtih Mitingi

19 Mayıs'ta İstanbul Fâtih'de Belediye'nin önün­deki meydanlıkta kalabalık bir miting yapılmıştı. Bu mitingin dikkati çeken bir hususiyeti de iştirakçiler arasında kadınların ekse­riyeti teşkil etmeleriydi. O zaman siyah renkte çarşaf gi­yenlere nadiren rastlanırdı. Siyah, makbul bir renk ad-dilmediğinden daha ziyâde göz alıcı sıcak renkler tercih edilirdi. Fakat bu hanımlar, nasıl tedârik etmişlerse, etmişler baştan başa siyahlara bürünmüşlerdi. Bu onların büyük matemlerinin alâmetiydi. Çarşaflar siyah.. Peçe­ler siyah... Hattâ ayakkabı ve çoraplar bile simsiyahtı... Hepsinin yakalarında bir rozet vardı. Bunda «İzmir Türk kalacaktır!...» ibaresi yazılıydı. Bu mitinge elli bin kişiden ziyâde bir kalabalık katılmıştı. Hitabet kürsüsü­ne siyah zemin üzerine beyaz ayyıldız işlenmiş bir Türk Bayrağı serilmişti. İlk konuşmayı o devrin kadın sosye­tesinde tâ İttihad ve Terakki erkânı ile olan yakın münâsebetlerindenberi meşhur olan Halide Edip aldı. He­yecanlı konuşmasında:

«- Müslümanlar, Türkler, Türk ve Müslüman bu­gün en kara gününü yaşıyor. Gece, karanlık bir gece. Fa­kat insanın hayatında sabahı olmayan gece yoktur. Ya­rın bu korkunç geceyi yırtıp, parlak bir sabah yarata­cağız. Bugün elimizde top, tüfek denilen âlet yok fakat on­dan kuvvetli, ondan büyük bir silâhımız var. Hakk ve Allah var. (alkışlar) Tüfek ve top düşer, fakat Hakk ve Allah bakidir.-.»

Halide Edib'in o günün manevî havasına göre uzayıp giden bu heyecanlı konuş­masından sonra genç bir Darülfünun talebesi olduğu anlaşılan Meliha Hanım kürsüye çıkarak:

«— Ey Türk, ulu şeref yıldızı sönmek üzere. Yedi asırdan beri devam eden bu mukaddes bina, devletimiz, gözlerimizin önünde yavaş yavaş çöktürülüyor. Fakat, bu koca devlet yıkılırken öyle bir çatırtı ile devrilmelidir ki; metin ve sağlam binanın çatırtısı cihanı sarsmalı, bütün insanlığı titretmelidir.

Kuvvetle iman ediyoruz ki; büyük Allah'ımıza sığı­narak cebir ile alınan bir hak elbette iade edilecektir!..»

diye haykırmıştır.

Üsküdar Mitingi

20 Mayıs 1919'da Üsküdar'da Doğancılar parkında tekrarlanan bu mitingde de yine Türk kadınlığı aynı fa­al rolü oynamış ve büründüğü matem renkleriyle hissi­yatını açıkça ortaya koymuştu. Bu mitingde «Asrî Kadın­lar Cemiyeti» adına konuşan  Sabahat Hanım şöyle diyordu:

«İşte, hayâtı, ruhu Türk olan İzmir'i bugün Yunan'lılar aldılar. Belki yârın sinemizden bir şey, kalbimizden bir hayat koparır gibi birer birer Konya'mızı, Bursa'mızı hattâ evet bütün güzellikleriyle İstanbul'umuzu iste­yecekler. O zaman, bu hayâtımıza zehirli tırnaklarını ta­kıp her fırsatta bizi biraz daha ölüme yaklaştıran bu kah­redici kuvvetler karşısında, yine bu sükût ve tevekkülle mi yaşıyacağız? Ben buna hayır diyorum, biz kadınlar bu hak cihadında en önde olacağız ve medeniyete riyalar söyleyen varlıklara her zaman  lanetler... lanetler..»

Aynı mitingde yine heyecanlı bir konuşma yapan Naciye Hanım adında diğer bir Türk kadını da:

«— Düşününüz, siz bu savaşta yalnız değilsiniz, ar­kanızda yanık bağırlarıyla, yaşlı gözleriyle koşan kadın' larınız, kardeşleriniz, evlâtlarınız var» diyerek erkekleri cihâda teşvik ediyordu.

 Kadıköy Mitingi

İstanbul mitinglerinin üçüncüsü 22 Mayıs 1919'da Kadıköyü'nde yapıldı. Bunun en heyecanlı hatipleri de yine kadınlardı. Üniversite talebelerinden Münevver Sâime Hanım şöyle haykırıyordu:

«— Heyecanlarımız, kanlarımız söndürülse bile, göğsümüzde milliyetten yapılmış bir kalb var ki; onda ya­bancının, bir düşmanın ne ihtirası ve korkusu yaşar. Onun semâsını kaplayacak ancak istiklâl havasıdır. Ben kendimi hürriyeti gasp edilmiş bir milletin kızı sayarak, istiklâlime nasıl yürüyeceğimi söyleyeceğim. Bu beyanâ­tım kollarımızı bağlamak isteyenler için şayân-ı dikkat olmalı. Oğlum bana:

«— Ben neyim?» diye ilk sorduğu gün, ona semâ­lardan haykıran bir melek gibi.

«— Büyük tarihli bir Türk'sün!.» diye hitâb edece­ğim.

Bu ses onun ruhunda ne fırtınalar koparacak!.. Nin­nisini söylerken bugünleri yanık bir sesle ruhuna sindi­receğim. O’na büyük Türk ırkının şarkılarını söyleyece­ğim. Kundağına şanlı mimarlarımızın yaptığı âbideleri işleyeceğim. Masallarda kendisine Fâtih'leri Yavuz'ları anlatacağım. Mendilinde, kitabında, cüzdanında fesinde hep İzmir'i görecek!.. O'na babamdan kalan altın kak­malı kılıcı, rafta sarılı duran bayrağı bir miras olarak vereceğim ve kulağına gizli bir vasiyyet söyleyeceğim. İşte o günden itibaren galiplerin ayaklarımıza taktığı zincirler çözülmeye mahkûmdur. Çünkü o gün oğlumun kalbine ektiğim hürriyet çiçeği açacak, müthiş bir isyan olarak tuğyan edecektir. Sulhu müebbed düşünenler, bi­ze indirilecek darbenin aksisedası yarınki insanlığın sü­kûnetini bozacaktır.

Az söylemek, çok iş yapmak zamanı gelmiştir. Biz yalnız ağlıyoruz. Ağlamakla kazanılacak, hıçkırıklarımızı işitecek bir kalb yoktur. Teşkilâta, nihayet fiiliyata baş­lamak lâzımdır.»

Bu heyecanlı konuşmayı yapan Münevver Sâime Hanımefendi açıkça halkı isyan ve mukavemete teşvik ettiği için bilâhare işgal kuvvetlerinin takibatına mâruz kalmış, yakalanmamak için gizlice Anadolu'ya kaçmıştı. Garp Cephesinde fiilen harekâta katılan muhabere ve sâ­ir işlerde çalışan bu mücâhide kadın bir defasında sol kalçasından derin bir yara almış ve bilâhare istiklâl Ma­dalyası ile de taltif edilmiştir.

Sultanahmet Mitingi

İstanbul     mitinglerinin en büyük ve dikkate şâyân olanı 23 Mayıs 1919'da yapılan   «Sultanahmet Mitingi» dir. Bu   mitingin baş    kahramanı da   yine Halide    Edip    Adıvar'dır. Kendisi bu mitin­gi ve  buradaki  konuşmasını şöyle anlatmaktadır:

«Bu, miting de, Fâtih mitinginin hemen tekrarından ibaretti. Bu aylar benim için dâima açıkta konuşmakla geçti. Fakat o ayın daha sonraki cuma günü Sultanahmed Mitingi oldu.

Bu, 6 Haziran 1919'a rastlar. Sultanahmet Meydanı'na Fuad Paşa türbesi sokağından girdim. Yanımda kaç kişi vardı, beni kim götürüyordu, bilmiyorum. Kalbim o kadar atıyordu ki; yürürken sallanıyordum. Fakat mey­danın başına gelip de kalabalığı görünce, bana sükûnet geldi. Sultanahmed Camii'nin minareleri, mavi boşluğa yükselen ilâhî bir sanatkârın elinden çıkmış beyaz ney'ler gibiydi. Minarelerin dar şerefelerinden siyah bayrak­lar havada dalgalanıyordu. Camiin önünde, yerde, yüksek bir kürsü vardı. O da siyah bir örtüyle kaplıydı. Kürsünün önünde Wilson'un onikinci prensibini temsil eden bir ya­zı vardı. Sâde meydan değil, tâ Ayasofya'ya kadar insan doluydu. Halk o kadar sıkışmıştı ki; hareket edemeyecek bir halde idi. Askerler, kalabalığın iki yüz bin kişi oldu­ğunu söylüyorlardı.

Bu kımıldanamayacak kadar sıkı olan kalabalıktan başka camiin demir parmaklıkları, damlar, cami kubbe­leri dâhi insanla doluydu. Nasıl o kürsüye yaklaşabildim farkında değilim. İki yanımda, iki önümde dört süngülü asker, bana yol açıyordu. Bunların gösterdiği bir kar­deş sevgi ve itinasını ömrüm oldukça unutamayacağım. Acaba, bunların beni oraya götürmeleri istenmiş miydi? Yoksa, kendi kendilerine mi gelmişlerdi, bilmiyorum. Kürsünün önüne geldiğim zaman hayatımın en önemli dakikalarından birini yaşadığımı hissettim. Vücûdumun her zerresi elektriklenmiş gibiydi. Bu hâl her hangi bir zamanda beni derhal öldürebilecek kudretteydi. Fakat o an benim için unutulmaz bir tecrübedir. Çünkü hiç se­si çıkmayan bu iki yüz bin kişinin ıstırabını bana aşıla­mıştı.

İnanıyordum ki; Sultanahmed'teki Halide, hergünkü Halide değildi. Bazan en mütevâzi ve tanınmamış bir insanın büyük bir milletin büyük idealini temsil edebile­ceğine inanıyordum. O günkü Halide'nin kalbi bütün Türk kalblerinden gelen hisle atıyor ve Halide'ye gele­cek yılların faciasını duyuruyordu.

Minarelerden gelen seslere, kalabalık arasındaki yüz­lerce ulemâ, müslümanlığın bir nakaratı olan «Allahû Ekber, Lâilâhe İllallah, Vallâhu Ekber, Allâhu Ekber Ve Lillâhilhamd» ile bu seslere katılıyordu- Halide, bu ha­rikulade teraneyi dinlerken, kendi kendine şunları söylü­yordu.

«İnsanların kardeşliğini ve barışını ifâde eden İslâ­miyet ebedîdir. Bâtıl inançlar ve dar görüşler Islâmiyeti değil, Allah'dan gelen gerçek İslâmiyet. Ben bugün onun en yüksek noktasını ifâde etmeğe mecburum. Tür­kiye, benim zulme uğramış milletim de ebedîdir: O, öte­ki milletlerde olan kusur ve faziletlere sahip olmakla beraber, hiç bir maddî kuvvetin yok edemeyeceği mane­vî bir kudrete de sahiptir. Ben bugün onun zirvesini an­latmalı, insanlığın kardeşliğini ifâde eden ruhunu verme­ğe çalışmalıyım.»

«... Burada hatıratımı bir şahsa çeviriyo­rum.»

Kürsünün merdivenlerinde yeşil sarıklı bir adam oturuyordu. Alelade, Anadolu'Iu bir hocaydı.* Top sakal­larından aşağıya doğru göz yaşları akıyordu. «Halide ha­nım, Halide hanım, kızım» diye ağlayarak ellerimden ya­kaladı. Ben onu kürsünün merdivenine oturtarak, yanı­na iliştim. İhtiyar, başı ellerimin üstünde ağlamaya de­vam etti- Ben de ağlıyordum. Fakat arkasını okşayarak yukarısını gösterdim: «Git duâ et!...» dedim. O da yukarı çıkarak, kürsüden Türkçe olarak memlekete duâ etti ve bu suretle miting sona erdi.»(2)

 

 

*  Maalesef daha sonra “Vurun Kahpeye” adlı kitabı yazarak din adamlarına hü­cum  eden Halide  Edib'in o günkü    konuşması    baştan başa dinî vecd ve heyecan yüklüydü

 

KAYNAKLAR

1-Zümrüt Sönmez.Savaşın Kadınları .Yarımada yayınları. 2009.

2- Aynur Mısıroğlu.Kuva-yı Milliyenin kadın Kahramanları.Sebil yayınevi.İst.1976.

 

hilmi özden

 

 

Diğer Köşe Yazıları

Perşembe Sohbetleri

Konu: Rus İhtilallerinden Sonra Türkiye-Kafkasya İlişkileri ve Türkiye’nin Kafkasya Politikası
Konuşmacı: Prof. Dr. Enis Şahin
Tarih: 3 Ocak 2018
Saat: 20:00
Yer: Türk Ocağı Binası

Sosyal Medya

Gençlik Kolları
Cumartesi Sohbetleri

Konu: Türk Birliğine Giden Altın Yol: Dil Birliği
Konuşmacı: Metehan Kaygı
Tarih: 11.12.2018
Saat: 20.00
Yer: Türk Ocağı Binası

Eskişehir

Eskişehir Hava Durumu

Tavsiye Linkler

Gün Olur Asra Bedel Fatih Harbiye Türkçülüğün Tarihi Ömer Seyfettin Seçme Hikayeler
Türk Ocakları| Türk Ocakları Tarihçe| Türk Ocakları Kurucuları| Atatürk ve Türk Ocakları| Türk Ocakları Tüzüğü| Türk Ocaklarından Haberler
Copyright @ Eskişehir Türk Ocağı & Türk Ocakları Eskişehir Şubesi & Türk Ocakları Eskişehir Şubesi