TÜRKİYE’DEKİ “AÇILIM” ÇABALARI BİR “GLASNOST” VE “PERESTROIKA” DENEMESİ Mİ?

Küresel sermayenin, bu projeyi gerçekleştirebilme amacına yönelik olarak, son otuz beş yıldır,  birbirini izleyecek şekilde iki alt projeyi uygulamaya çalıştığı gözlenmektedir. Bunlardan birisi, soğuk savaş döneminde Batı kapitalizminin rakibi durumundaki eski Sovyetler Birliğini, Mihail Gorbaçov'un liderliğinde yürütülen “Glasnost” ve “Perestroika” politikaları ile küresel sermayenin ve uluslar arası kapitalizmin etki alanına dâhil etme planıdır. İkinci önemli alt proje ise Fas’tan Pakistan’a kadar olan İslam diyarının (yani petrol alanları ve ticaret yollarının) mevcut ülke sınırlarını değiştirme ve yönetim yapılarını yeniden yapılandırma çalışmalarıdır.

“Glasnost” (Rusça’da "Açıklık" ) ve “Perestroika” (Rusça'da "Yeniden Yapılanma"),  Sovyetler Birliği'nin son döneminde Mihail Gorbaçov'un liderliğinde ülkede bilhassa ekonomik sorunlara son vermek amacıyla uygulanmış politikaların tümüne verilen addır. 1985'te uygulanmaya başlamış olan bu çalışmalar, SSCB'deki yeniden yapılanma, komünizm ve demokrasiyi barıştırmayı, halkın da katılımını sağlayarak siyasal sistemin işleyişini değiştirmeyi, ekonomik alanda elde edilen sonuçları iyileştirmeyi ve Sovyet halkının hayat düzeyini yükseltmeyi amaçlıyordu.  Küresel güçlerin, dışarıdan kitle iletişim araçları yoluyla ve içeriden bir kısım informel (gayrı resmi) grupların yer altı faaliyetleriyle pazarladıkları “Açıklık” ve “Yeniden Yapılanma” sloganları, kapalı bir sistem içerisinde bunalmış olan Sovyet halkına büyülü ve şirin bir masal gibi geldi. Mihail Gorbaçov ve ekibi, “Açıklık” ve “Yeniden Yapılanma” söylemlerinin içeriğine, Sovyet halkının şimdiye kadar arzu edip de gerçekleştiremedikleri her türlü istek ve beklentilerine cevap verecek anlamlar yükleyerek, insanların bütün özlemlerine kavuşacakları izlenimi yarattılar. Bu geniş ” Açılım”,  “her şey güzel olacak “ söylemi ile başlamış olmasına karşılık; sonunda tüm Sovyet sisteminin parçalanmasına ve çözülmesine neden olarak, soğuk savaş döneminin Sovyetler Birliğinin dağılmasına yol açmıştır.  Böylece, iki kutuplu dünya yerini, Küresel Kapitalizm ve NATO merkezli,  tek kutuplu Yeni Dünya Düzenine bırakmıştır. Küresel güçler bakış açısıyla Sovyetler Birliğinin çözülmesi, bir taraftan uluslar arası kapitalizmin serbest piyasa ekonomisi anlayışının önünü açarken (mesela, bütün ülke ekonomilerinde özelleştirme ve yabancı sermaye tutkusunun yükselmiş olması gibi), diğer taraftan da Batılı strateji ve politikaların nüfuz alanını oldukça genişletmiştir (mesela, eski Sovyetlerin etki alanındaki birçok yerlerde “demokrasi” görünümü altında Batı destekli renkli- çiçekli-kadifeli sivil darbelerin yaşanmış olması gibi).

Batılı zengin ülkelerin anavatanlığını yaptığı çok uluslu şirketlerin çıkarlarının dünya ölçeğinde yaygınlaştırılması projesi anlamında Küreselleşme Sürecinin ikinci önemli ayağını, merkezinde Türkiye’nin bulunduğu Akdeniz Havzası ile Merkezi Asya Havzasının ana ekseninde (tıpkı İsrail’in varlığı gibi) yeni uydu devletçikler kurdurmak ve oluşturmak politikası meydana getirmektedir. Üstelik bu durum küresel sermaye güçlerinin güdümündeki devlet ve hükümetler tarafından ve de projelerin alt yapısında çalışan yazar ve bilim adamları (!) tarafından fütursuzca basın önünde dillendirilmiştir. Küreselleşme Sürecinin “Yeni Dünya Düzeni” çerçevesinde, başta Orta Doğu ve körfez ülkeleri olmak üzere, Türkiye, İran, Afganistan ve Pakistan ekseninde, işgaller, darbeler, terörler, krizler, isyanlar, ayaklanmalar ve çok sayıda suikast ve istihbarat operasyonları, 1990 yılından itibaren, hiç arkası kesilmeden devam etmektedir. Bu bölgedeki Müslüman toplumların zaten, geçen yüzyıllık süre içerisinde sanayideki ve teknolojideki geri kalmışlıklarından, darbelerden, savaş yenilgilerinden kaynaklanan yoğun bir aşağılık kompleksleri mevcuttu. Son otuz yıldır bölgede yaşanan birçok kanlı ve kirli oyunların yarattığı korku kültürüne bağlı olarak bu ülkelerin yönetim mekanizmaları çok ciddi sarsıntılar geçirirken, halkın önemli bir kısmı da uzun süredir “öğrenilmiş acizlik” denilen bir şaşkınlığı yaşamaktadır. Küresel güçlerin tetikçiliğini yapan ABD’nin, “Yeni Dünya Düzeni”  kapsamında bölgede yapmayı amaçladığı çok yönlü düzenlemelerin temel dayanak noktalarını, Afganistan’ın işgali ve Kuzey Irak’taki Kürdistan devletinin kurulması oluşturmaktadır. Çünkü,  ABD, kendi güdümündeki İsrail, Kürdistan ve Afganistan hattı üzerinden, bölgedeki diğer ülkeleri sırasıyla bölmek ve ufaltmak suretiyle bunların kayıtsız şartsız kendi politikalarına teslim olmalarını sağlamayı hedeflemektedir. Büyük küreselleşme projesinin bölgemizdeki ayağını oluşturan “Yeni Dünya Düzeni” kapsamında Irak, küreselleşmenin içi boşaltılmış “demokrasi” ve “insan hakları” kavramları bahane edilerek parçalanmıştır. Diğer taraftan, birkaç parçaya bölünmesi tasarlanan ülkelerin başında da, İran, Türkiye ve Pakistan gelmektedir. Böylece, bu ülkelerin bölge üzerinde yapılmak istenen değişiklik ve yapılanma konusunda, herhangi bir direnme ve karşı çıkma potansiyelinin kalmayacağı düşünülmektedir. Bölgedeki bütün ülke ve toplumların, kendi iç bunalımları ile zayıf noktaları üzerinden yürütülen çeşitli operasyonlar sürmektedir.

Bu bağlamda, küresel güçlerin ana tetikçisi olarak ABD’nin, Türkiye üzerindeki yıldırma ve teslim alma operasyonları, PKK terör örgütünün kanlı eylemleri ile devlet – toplum ekseninde istikrarsızlık ve güven bunalımı yaratmakta olan psikolojik savaş yöntemleri aracılığıyla gerçekleştirilmektedir. Türkiye’deki PKK terörü, diğer terör faaliyetlerinde olduğu gibi, siyasi ve ideolojik bir hareket olarak başlamış, ülkemizdeki yönetici-yönetilen çelişkilerini en fazla hisseden ve algılayan bir bölge olarak Güneydoğu Anadolu’daki insanlarımız üzerinde için için etkili olmuştur. ABD ve NATO’nun katkıları ile bu bölgeye yerleştirilen çevik kuvvet sayesinde de adeta bir tür terör holdingi haline getirilmiştir. ABD, NATO ve AB gibi küresel güç istihbarat örgütlerinin destekleri sonucunda yapılan fiziki saldırılar yanında, yoğun psikolojik savaş yöntemlerinin uygulanması sonucunda, terörle mücadele eden güvenlik kuvvetlerinin morali sürekli bozulurken, başlangıçta bu ayrılıkçı teröre pek yüz vermeyen bazı vatandaşlar da, yeni dönemde açık ya da örtülü olarak bu uluslar arası terör örgütüne toplumsal taban oluşturmuşlardır. Böyle bir taban oluşturmanın birçok nedeni olmakla beraber, en etkili neden Türkiye’deki bir kısım bürokratik ve siyasi yöneticilerin, toplumun ortak değerleri konusunda, hiç gereği yok iken -aslında Batılı müttefiklerinin arzularına uyma çabasına bağlı olarak- milletin ortak değerleri üzerinden büyük bir çatışma ve gerilim yaratmış olmalarıdır. Türkiye’deki birçok problemin asıl kaynağı, problemlere makul ve kalıcı çözümler getirmek durumunda olan bürokratik ve siyasi yöneticilerin yetersizliği ve vurdumduymazlığıdır. Başka bir deyişle, yönetici krizidir.

Şu sıralar ortaya atılan ve hâlâ tam olarak parametreleri ve somut adımları ne olduğu bilinmeyen “açılım” deyişi, sadece bir söylemden ibarettir. Aslında, terör örgütünün amacı, Batılıların 100 yıldır peşinde oldukları ikinci İsrail gibi bir peşmerge devleti kurdurmaktı. Bunun için Türkiye’nin oyalanması gerekiyordu. Çünkü Irak da böyle bir oluşumun meydana gelmemesi Türkiye’nin “kırmızı çizgisi” idi. Bu sebeple Amerika’nın Irak’ı işgalinin bir boyutu da bu bölgede böyle bir devletin oluşturulması oldu ve Türkiye, örtülü olarak bu yapıyı tanıdı. Şimdi, terör örgütü mensuplarını, Kuzey Irak’taki yerlerinden alınarak bir güven içerisinde, Türkiye’ye sokma çabaları sürmektedir. Terör örgütünün birinci aşama görevi, yeni bir Kürt devletinin kurulmasıyla birlikte bitmiştir. İkinci aşamadaki görevi ise güven içerisinde Türkiye’ye yerleştirilmelerinden sonraki bir zamanda, Doğu ve Güney Doğu Anadolu’daki halihazırdaki nüfusun, Kuzey Irak’ta tesis edilmiş olan Kürdistan’a eklemlenmesini sağlayıcı eylemlerin alt yapısını oluşturmaktır. Bu bağlamda, “Açılım” yemi ile uluslar arası bir terör örgütü olan PKK teröristleri, Türkiye’ye sokularak Türk Devletinin ve Türk Milletinin imkânlarıyla bir yerlere iskân edilmek isteniyor. Çünkü, tetik çekme ve cinayet işleme dışında hiçbir becerisi (!) ve üretkenliği (!) bulunmayan yaklaşık on beş bin kişilik bir grubu, yeni Kürt devleti ne eylesin! Bunların oradaki görevi tamamlanmış olup, bundan sonraki aşamalardaki eylemleri daha etkin bir şekilde yapabilmeleri için rahat ve güven içerisinde Türkiye’de uygun bir yerlere iskanlarının sağlanması gerekmektedir.

Bu çerçevede, “Açılım” muğlâk ve içi boş bir kavram gibi görünse de, gerçekte bu kavramın içerisi sonradan tamamen küresel güçlerin ve ABD’nin dayatmalarını içeren bazı taleplerle doldurulacağa benzemektedir. Türkiye’deki “Açılım” söyleminin, 1985’ten sonra Sovyetler Birliğinin dağılmasının zihniyet alt yapısını oluşturan “Açıklık” ve “Yeniden Yapılanma” söylemlerine benzeyen en önemli ortak yanı ise bu ibarenin de, onlar gibi içinin boş olmasıdır. Ayrıca, Türkiye’deki “Açılım” söylemi ile devletin çözülmesine yol açabilecek bazı gerilim konularının paralel olarak aynı zamana rastlaması, çok ciddi bir şüphe vesilesi olmuştur. Mesela, fiilen darbe yapmış olan darbeci kamu görevlileri  hâlihazırda korunurken, birer provakasyon planlar olduğu izlenimini veren bir dizi darbe planlarını, hukuk mantığı ve kuralları içerisinde sorgulamak varken; mevcut hukuk sisteminin toplum vicdanındaki bazı olumsuzluklarını kullanmak suretiyle yargı kuruluşları ile kavga etme görüntüsü verecek tarzdaki yönetim uygulamaları,  çok dikkat çekici örneklerdir. Adeta, “maksat üzüm yemek değil de, bağcıyı dövmek” gibidir.

Türkiye’deki “Açılım” söylemi (kaç aydır eylemi tam olarak hala bilinmiyor) ile devletin mevcut durumdaki yönetim tarzında var olan işlevsel aksaklık ve toplumdan kopuk olma kusurları düzeltilmek yerine, bu aksaklık ve kusurları istismar etmek suretiyle milli devlet yapısının bozulması ve çözülmesi amaçlanıyor izlenimi doğmaktadır. Bu kanaatin ve hatta kuşkunun kaynağı ise yıllardır Batılı stratejilerin yerli işbirlikçisi olan düşünce ve siyasi grupların, esasta Türk Milletinin egemenlik hakkını merkeze almak yerine, Türkiye’yi Batılıların işine yaracak şekilde yeniden yapılandırma fantezisine sahip olmaları ve bunu her fırsatta ifade etmekten de kaçınmamalarıdır. Son günlerde, birden bire alevlendirilmiş olunan “Anayasal Değişiklik” söylemlerinin arkasında da, mevcut üniter Devletin tam olarak millete dayanan milli bir devlet olmasını sağlayacak değişiklik arzularından çok, belki de mevcut anayasanın en milli maddeleri olan ilk dört maddesinin içeriğini sulandırmayı hedef alan değiştirme kurnazlıkları bulunmaktadır. Ayrıca, mevcut anayasada devlet-millet kaynaşmasını sağlayacak değişim ihtiyacı açıktır. Ancak, Türk devletinin temel yapısında ve tapusunda Türk egemenliği asla tartışılamaz ve egemenlik hiçbir şekilde paylaşılamaz. Bu bağlamda, ne olduğu açıktan söylenmese de, gerçekte ne olduğunu Türk Milletinin anlamış olduğu “Açılım” söyleminin hemen arkasından, psikolojik savaş niteliğindeki bir takım yargı-asker ve hükümet arasındaki gerilimleri bahane ederek “Anayasal Değişiklik” söylemlerinin propagandasının başlaması, bütün bu olayların bir zamanlar kuzey komşumuzun devlet yapısının çözülmesinde kullanılan “Açıklık” ve “Yeniden Yapılanma” kavramlarıyla neredeyse birebir örtüşüyor. Ve her şey, Irak’da da olduğu gibi “demokrasi” ve “insan hakları” kavramları altında yapılıyor. Üstelik bu defa bu konuda devlete küskünlüğünden, medyanın uyuşturucu etkisinden, yıllarca süren ekonomik krizlerden ve tarihsel süreç içerisinde yaşanılan komplekslerinden dolayı toplumsal hafıza kaybı (afazi) yaşayan halkın bir kısmı, Girit’in İngilizler tarafından ele geçirilmesini, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin dağıtılarak kapitalizme yem edilmesini ve Yugoslavya’nın çözülmesindeki oyunları ve söylemleri unutup, ya olaylara seyirci kalıyor ya da alkış tutuyor.

Diğer Köşe Yazıları

Perşembe Sohbetleri

Konu: Nitelikli Teknik İnsan Nasıl Yetişir
Konuşmacı: Doç. Dr. Osman Nuri ÇELİK
Tarih: 18 Nisan 2019
Saat: 20:00
Yer: Türk Ocağı Binası

Sosyal Medya

Gençlik Kolları
Cumartesi Sohbetleri

Konu: Ekim Ayında Başlayacaktır
Konuşmacı:
Tarih:
Saat:
Yer: Sivrioğlu Konağı

Eskişehir

Eskişehir Hava Durumu

Tavsiye Linkler

Gün Olur Asra Bedel Fatih Harbiye Ömer Seyfettin Seçme Hikayeler
Türk Ocakları| Türk Ocakları Tarihçe| Türk Ocakları Kurucuları| Atatürk ve Türk Ocakları| Türk Ocakları Tüzüğü| Türk Ocaklarından Haberler
Copyright @ Eskişehir Türk Ocağı & Türk Ocakları Eskişehir Şubesi & Türk Ocakları Eskişehir Şubesi