Van’daki Vatan (2)

 


Van depremi canlar almaya devam ediyor, bastıkları toprağın her karışı mübarek ve öpülecek öğretmenlerimizden şu ana kadar 63’ü deprem şehidi oldular. O hesap gününde kundaktaki bebelerimizin, balalarımızın, analarımızın, dedelerimizin, ninelerimizin yüzlerine nasıl bakacağız. Onlar diyecekler ki; biz okumuşlara (!) “Okuttuklarımıza güvendik, okuyanlar doğruyu söyler doğruları toplumda ikame ederler, etmeye çalışırlar diye bilirdik.” Biz ise; ne doğruları söyledik, ne doğruları ikame ettik, etmeye çalıştık diyebileceğiz. O gün dilimiz cevap vermeyecek, “elimiz” “ayağımız” “tüm uzuvlarımız” ses verecek¸biz ise hal diliyle “bildiklerimizle amel etmedik” “uyaranlardan, inşa edenler olmadık” diyeceğiz. İşi ehillerine sormak için okuyorum, gidenler geri gelmez gelmesine de, bundan böyle aklın, mantığın, ilmin çözebileceği felaketlerle insanımız gitmesin diyebiliyorum:

“TMMOB(Türkiye mimar mühendisler Odası Başkanlığı) Makine Mühendisleri Eskişehir Şubesi Bülteni Temmuz-Ağustos 2011” sayısında Ali Ekber Çakar: “ Deprem, çok bilimli bir mühendislik, mimarlık alanı olmasına karşın ülkemizde bu disiplinler geriletilmeye çalışıldığı için gerekli katkılar alınamamak­tadır. TMMOB Makina Mühendisleri Odası (MMO), konut, sanayi, enerji, ulaşım v.b. birçok alana dek uza­nan tesisat-mekanik tesisat sistemlerinin toplumsal ya­şam, deprem ve diğer afetlerde taşıdığı önem itibarıyla, Türkiye'de Deprem Gerçeği ve TMMOB Makina Mühendisleri Odası'nın Önerileri Oda Raporunda­ki bazı temel hususları 1999 Marmara Depreminin 12. yılında kamuoyunun dikkatine sunmaktadır.” (1)diye sözlerine başlıyor. Yazılanlar ve Van depremimiz gösteriyor ki: Türkiye’de hataların tekrarlana geldiği “işi ehillerine sormak” gibi bir alışkanlığımız olmadığıdır.

81 ilimizin 55'inin Birinci Derece Deprem Böl­gesinde bulunmasına karşın Yapı Denetim Yasasının 2001' de yalnızca 19 ili kapsamına alması, tüm illeri ise ancak 1 Ocak 2011' den itibaren kapsamış olması; Deprem Şurası, Ulusal Deprem Konseyi gibi oluşum­ların devre dışı bırakılması ve mühendislik, mimarlık hizmetlerine gereken önemin verilmemesi, deprem ön­lemlerinin ülkemizdeki yetersizliğine ilişkin ciddi ipuç­ları sunmaktadır. Türkiye'de 18 milyonu aşan yapı stokunun yüzde 67'si ruhsatsız ve kaçak, yüzde 60'ı 20 yaş üze­ri konutlardan oluşmakta ve yüzde 40'ı oturulamaz ve depreme karşı güçlendirilmesi gerekir durumda­dır. Bu noktada yapı denetimi konusu birinci derecede önem taşımaktadır. 1999 Marmara depremi sonrasında yapılan yapı denetimi düzenlemeleri sorunları çöze­memiş, kamusal denetim alanını ticarileştirerek özel­leştiren, katılımcılığı reddeden, meslek odalarının öne­rilerine kapılarını kapatan bir anlayış tercih edilmiştir. Depremle ilgili en önemli yasal düzenlemelerden biri olan 2001 tarihli 4708 sayılı Yapı Denetim Yasasında kamu yapıları denetim dışı kalmış ve TMMOB'ye bağlı ilgili Odaların yasa ve yönetmeliklerce tanın­mış görevleri içinde bulunan mühendislik, mimarlık hizmetlerinin mesleki yeterlilik, eğitim, belgelen­dirme ve denetleme boyutları içerilmemiştir. Diğer yandan yasa, yapıları yalnızca bina taşıyıcı sistem­lerden ibaret görmektedir. Oysa Marmara Depremi sonrası yapılan incelemeler, oluşan kayıpların % 80'e varan kısmının, taşıyıcı sistemlerin gördüğü zarara bağlı olarak tesisatlarda oluşan hasarlar nedeniyle meydana geldiğini göstermiştir.” (1)

            Ali Ekber ÇAKAR yazısında “Deprem sorununa kalıcı önlemler için öneriler, Deprem sorununa güvenli önlemler açısından yapılması gereken bazı temel hususlar” başlığı altında şunları sıralar:

  • “Deprem öncesi, deprem sırası ve sonrasında yapılacak çalışmalara ilişkin kamu ve toplam yararı­nı temel alan bir Ulusal Deprem Stratejisi, Türkiye’ye Deprem Master Planı ve Afet Yönetimi Stratejik Planı oluşturulmalıdır.
  • Yapı denetimi uygulamasını yönlendiren ka­rarlar, ilgili bütün kurum ve kuruluşların katılımıyla oluşturulmalıdır. İmar, Yapı, Dönüşüm Alanları, Yapı Denetim ve Afet Yasaları; TMMOB ve bağlı ilgili Odalar, Üniversiteler ve ilgili kesimlerin katılımıyla düzenlenmeli; bu kuruluşlar mevzuat süreçlerinin asli unsurları olarak tanınmalıdır.
  • Mevcut Yapı Denetim Yasasının öngördüğü, ticari yanı ağır basan yapı denetim şirketi modeli yerine; uzmanlık ve ahlâki niteliklere sahip yapı de­netçilerinin etkinliğine dayalı, meslek odalarının sü­rece etkin katılımım sağlayacak yeni bir planlama, tasarım, üretim ve denetim süreci modeli benimsen­melidir. Mevcut yasa iptal edilerek yeni bir yasa çıkarıl­malı; 3194 sayılı İmar Yasası ve bağlı ikincil mevzuat, söz konusu model esas alınarak yeniden düzenlenme­lidir.
  • Bütün kamu yapıları yasa kapsamına alın­malı; TOKİ, KİPT AŞ v.b. kuruluşların inşaatları­nın denetimi yeni yapı denetim sistemine dahil edil­melidir.

Denetçi belgeleri ve takibi ile yapı denetimi mekanizmasında yer alan meslektaşların sicillerinin tutulması ve meslek içi eğitimler TMMOB'ye bağlı Odalarca yapılmalıdır.

  • Bina ve doğal eki mekanik tesisatının tasa­rım, üretim ve bakımında üretenler ve denetleyen­ler MMO tarafından belgelendirilmiş konunun uzmanı mühendisler olmalı, bu husus bütün yasal düzenlemeler ve Yapı Denetimi Yasasında yer almalıdır.
  • II. sınıf gayri sıhhi müesseseler kapsamın­daki endüstriyel tesislerin birbirlerine güvenlik-yaklaşma mesafeleri konusunda gerekli çalışmalar yapılarak standart ve koşullar imar mevzuatına akta­rılmalı; bu mesafeler içindeki alanlar Bakanlar Kurulu Karan ile "afet bölgesi", "yapı yasaklı alan" ilan edil­melidir.
  • Okullar, hastaneler başta olmak üzere kamu yapılarının depreme karşı güvenli olup olmadıkları­nın konunun uzmanı mühendisler tarafından tespi­tine yönelik çalışmalarda üniversiteler, TMMOB 'ye bağlı ilgili Odalar ve Belediyeler yer almalıdır.
  • Sağlık, su, yağmur suyu, atık-sıcak-kızgın su, buhar, kızgın yağ, ısıtma, soğutma, asansör, doğalgaz, LPG, sanayi gazı, yakıt, acil durum, ışıklandırma, yan­gın, elektrik, yalıtım, güvenlik, depolama, havuz, ile­tişim ve ulaştırmaya ilişkin tim tesisat uygulamaları deprem, acil ve afet tanımları açısından incelenmeli, TMMOB'ye bağlı ilgili Odalar eğitim, belgelendir­me ve denetim süreçlerine tabi olmalıdır. Doğalgaz, elektrik, ısıtma kazanları, jeneratörler ve gaz tesisatları için erken uyancı ve gaz/akım kesici sistemler uygu­lanmalı, denetimleri meslek odalarınca yürütülmelidir.
  • Doğalgaz firmalarının MMO'dan yetki belgeli mühendislerle çalışması sağlanmalı; doğalgaz projeleri ve montaj denetimleri MMO'nun mesleki denetiminden geçirilmelidir.

•  Yapı sigortası ve Mesleki Sorumluluk Si­gortası sistemine bir an önce geçilmelidir. MMO, bütün yetkilileri bu konularda gerekli adımları atmaya ve işbirliğine çağırmaktadır.” (1)

            Bu önerilere katılır veya katılmazsınız, fakat başka önerileri sunmuyor ve her deprem de bir kez daha milletçe yıkılıyor ve yüreklerimiz isyan ediyorsa düşünenlere ve teklif getirenlere önem vermeliyiz. Televizyonda, gazetelerde Van’ı, Erciş’i köyleri, kasabaları gördükçe önce yaşadığımız depremleri hatırlıyor, kahr ediyoruz. Her zaman olduğu gibi biri birimize dert yanıyoruz “Niye Japonya’da 7.2-7.3lük depremler az hasarla atlatılıyor” diye.

            Vatan toprağımızın her köşesi bize atalarımızın emanetidir. Günün ilmî verileri ne ise onlarla Vatanı muhafaza etmek, aziz Türk Milletini felaketlerden korumak hepimizin vazifesidir. Bu yazıda tarihin çok derinlerine (Anadolu’da görülen Ön-Türk ve Türk olan  Kavim ve Medeniyetler; Hatti, Hurri, Urartu, Kimmer, İskit, Frig vd.)gitmeyelim. İslâm Medeniyetinin doğuş döneminde, İslâm  orduları ilk defa, Hz. Ömer (R.A.) zamanında Irak'ın fethini tamamladıktan sonra İyaz ibni Ganem komutasında hicretin 18. senesinde (638 M.) bu topraklara ayak bastılar. İslâm ordusu Van gölünün çevresinde bulunan Bitlis’i, Ahlatı, Van’ı Bizanslıları perişan ederek feth etti.
Hicretin 25 inci (645) senesinde Halife Hz. Osman (R.A.) zamanında Habib İbni Mesleme komutasında bir İslâm ordusu Bizans ordusuyla Fırat nehri çevresinde karşılaştılar, Bizans ordusu bir kez daha yenilgiye uğradı. Habib ibni Mesleme komutasındaki İslâm ordusu Van gölü bölgesine yönel­di. İslâm ordusu Van, Erciş ve çevresindeki hakimiyetini güçlendirdi.                                                                             

Anadolu coğrafyası özellikle doğu ve güney doğu bölgesi (Yukarı İller) Dede Korkut Oğuz name’ lerinde belirtildiği gibi miladî senelerin öncesi ve sonrasın da  yoğun Oğuz Türkleri nüfusuna sahipti. Anadolu’da, Çağrı bey'in 1018 yılında Van gölü çevresine Azerbaycan'dan getirdiği Türkmen göçmenlerini bu bölgeye yerleştirmesiyle Türk nüfusu güçlendi. O yıllarda büyük bir Türkmen göçmen kitlesi Türkistan’dan Nişabur'a gelmişti. Binlerce çadırlık Türkmen göçmenleri için hayvanlarına otlak ve kışlak lazımdı. Bunların Nişabur'da yer­leşmelerine imkân yoktu. Büyük mücahid İbrahim Yinal Türkmen göçmenlerini Bi­zans ile gazaya teşvik etti. Onlara önder oldu. 1048 yılında Bizans ordusuyla Hasankale'de büyük bir savaşa tutuştu. Bizans ordusunu yendi. Türkler, Malazgirt savaşından önce de Anadolu'da birçok yer ve kaleler feth etmişlerdi. Fakat, Anadolu'da güçlü bir Bizans ordusu varken bu fetihler Türklerin Anadolu'da yerleşmelerine yeteri kadar emniyet sağlayamazdı. Alpaslan 1070 senesinde Ahlat, Diyarbakır ve Malazgirt'i feth etti. Anadolu’nun esas tapusu; 1071 Malazgirt meydan savaşından sonra Alpaslan’ın komutanlarınca alındı.

 Atalarımızın nasıl adım adım bu coğrafyayı vatan yaptıklarını ise biliyoruz. Asırlarca bu vatan toprağı neler gördü neler yaşadı? Bu yaşananlardan son asırda sizlerin de okuduğu, bildiği “I.Cihan harbinde Van yöresindeki 120 çocuğumuzun  destanını yeniden paylaşmak istiyorum. Depremde şehit olan çocuklarımıza bakarken, onların gözlerinde  120 Vanlı çocuğumuzu yeniden görüyorum, filmini izlemiş olanlarımız da vardır, fakat gelin bugün birlikte; o acı ve destansı hatırayı Mehmed Hocaoğlu’nun “Arşiv Vesikalarıyla Tarihte Ermeni Mezalimi ve Ermeniler” isimli ünlü eserinden okuyalım :

“Ermeni Çeteleri, I.Cihan savaşının ilânıyle Van'dan ayrılan Rus, İngiliz, Fransız kon­soloslarına açıktan açığa sevgi ve bağlılık gösterileri yaparak Türk hükümetine karşı düşmanlıklarını açığa vurmaktan da çekinmemişlerdi. Bu açık düşmanlık gösterileri müslümanları derin düşüncelere zorladı.

Bu sırada Rusların Ermenilerden gönüllü çeteleri kurdukları, Iğdırda gönüllü Ermeni taburlarının da görüldüğünün haberi gelince, bu endi­şeler daha da arttı. Ruslar 20 Kasım 1914 tarihinde Rumiye ve Selman üzerinden Aralık 1914 te de Başkale yönünden taarruza geçtiler, yollar karla örtülü, geçitler kapalı bu­lunuyordu. Jandarma tümenimiz, Çuh ve Mamatik'te büyük fedakârlık ve kahraman­lık göstererek Rusları durdurdu. Bu durumda Van kıskaca alınmıştı. Jandarma tümenimizin kahramanlığı sayesinde Van'ın müslüman halkı üzerlerine çökmek üzere olan kâbustan kurtulmuştu Fakat Rus baskısı durmadan devam ediyor; ye­ni kuvvetlerle beslenen Rus ordusu taarruzlarına devam ediyordu. Halbuki Jan­darma tümenimize gönderilecek kuvvet Van'da yoktu. Yollar kapalı olduğundan başka cephelerden de yardım yapılması imkânsızdı. Bu nedenle halkın korku ve endişesi gittikçe çoğalıyordu.

Kaya Çelebi camisinin imamı halkı mukaddes cihada çağırdı. Valinin yar­dımıyla oldukça önemli sayıda bir milis kuvveti meydana geldi. Bu milislere çev­redeki aşiretlerin de katılmasıyla hatırı sayılır bir kuvvet meydana geldi. Jandar­ma, tümenimizin imdadına yetişen milis ve aşiret kuvvetlerimizin yardımıyla Mama­tik'te Ruslar bozguna uğradılar. Ruslar İran'ın içlerinde ve Türkiye sınırlarından oldukça uzakta olan Hoy şehrine kadar çekilmek zorunda kaldılar 14 Aralık 1914 te Türk ve Rus ordusu Hoy'da karşılıklı olarak siperlere yerleştiler.

Bütün bu hareket sırasında Van'daki Ermeni çeteler göz önüne alı­narak emniyet tedbiri olarak kışlalardaki nöbetçiler artırıldı. Giriş çıkışlar sıkıca kontrol edildi. Başka birçok emniyet tedbirlerine baş vuruldu. 

VAN'Ll KÜÇÜK KAHRAMANLAR

Ordumuzun Rusları İran sınırından öteye kadar sürüp çıkarmasıyla Van'da eski neşeli ve sevinçli günler geri gelmişti. Ne yazıkki bu neşe ve sevinç uzun sürmedi. Sarıkamış'taki felâketin haberi eski keder ve matem günlerini geri getirdi. Bu felâket haberinden birkaç gün sonra Rusları İran sınırının ötesine sü­rüp çıkaran kahraman jandarma tümeninin cephanesinin bitmek üzere olduğu haberi geldi.

Karakış bütün şiddetiyle sürüyordu. Her taraf iki metre kalınlığında karla kaplı, yollar, geçitler kapalı olduğundan hayvan veya her hangi bir nakil vası­tasının yola çıkarılması mümkün değildi, kalın kar her tarafı kaplamış, hayvanların dahi yürümesi imkânsızdı Tümenin ihtiyacı olan cephaneyi insan sır­tında 120 km. ye taşımaktan başka çıkar yol yoktu Halbuki şehirde ihtiyar, ka­dın ve çocuklardan başka kimse kalmamıştı.

Şehir müdafaa meclisi valinin başkanlığında toplandı. Uzun tartışmalardan sonra 12-17 yaşları arasındaki öğrencilerden başka bu işi yapacak kimsenin bu­lunmadığı anlaşıldı. Öğrenci velilerinin de izni alınmak şartiyle jandarma tüme­nine istediği cephaneyi  götürmelerine  karar verildi.    120 öğrenci sırtlarındaki cephane yükleriyle cepheye doğru yola çıktılar. Bu öğrencileri yolda Ermeni çete bas­kını ve diğer tehlikelerden korumak için 18 jandarma da yanlarına muhafız ola­rak verildi.

Öğrencilerin bu yüce vatan perverliğini gören aşiretler de bunlara katıldı­lar. Küçük kahramanlar yüklerini cepheye ulaştırdıktan sonra geriye dönüş baş­ladı, iki günkü yürüyüş olaysız, normal geçti. Üçüncü gün Çuh dağlarında aman­sız fırtına başladı. Bu amansız fırtına zavallı küçük kahramanların felâketi ol­du. Van'dan yola çıkan 120 öğrenciden ancak 10'u ayakta 30'u da hasta sed­yeler üzerinde şehire dönebilmişti. 80 öğrenci korkunç fırtınadan karlar arasın­da can vermişti.

Başta vali olmak üzere bütün şehir halkı (Ermeniler hariç) bu perişan ka­fileyi şehrin giriş yerinde karşıladılar. Hastahaneler cepheden gelen yaralılarla dolu idiler, küçük hastaları evlerinde bakmakta imkânsızdı. Büyücek bir ev bo­şaltıp hastahaneye çevrildi. Doktorların gayret, dikkat ve ihtimamlarına rağ­men ne yazık ki küçük kahramanların birçoğunu kurtarmak mümkün olmadı, iran içlerindeki cepheye cephane götürmek için Van'dan yola çıkan bu küçük kahramanlardan ancak 20-25’i kurtarılabilmiş diğerleri, vatanları namına şehit olmuşlardı.” (2)

 

Kaynaklar:

 

  1. Ali Ekber Çakar.: TMMOB Makine Mühendisleri Eskişehir Şubesi Bülteni. Yıl 19. sayı 108. Temmuz-Ağustos 2011.s.9-10.
  2. Mehmed Hocaoğlu.: Arşiv Vesikalarıyla Tarihte Ermeni Mezalimi ve Ermeniler. Anda Dağıtım. İstanbul. 1976. s.622-623

hilmi özden

 

Diğer Köşe Yazıları

Perşembe Sohbetleri

Konu: Nitelikli Teknik İnsan Nasıl Yetişir
Konuşmacı: Doç. Dr. Osman Nuri ÇELİK
Tarih: 18 Nisan 2019
Saat: 20:00
Yer: Türk Ocağı Binası

Sosyal Medya

Gençlik Kolları
Cumartesi Sohbetleri

Konu: Ekim Ayında Başlayacaktır
Konuşmacı:
Tarih:
Saat:
Yer: Sivrioğlu Konağı

Eskişehir

Eskişehir Hava Durumu

Tavsiye Linkler

Gün Olur Asra Bedel Fatih Harbiye Ömer Seyfettin Seçme Hikayeler
Türk Ocakları| Türk Ocakları Tarihçe| Türk Ocakları Kurucuları| Atatürk ve Türk Ocakları| Türk Ocakları Tüzüğü| Türk Ocaklarından Haberler
Copyright @ Eskişehir Türk Ocağı & Türk Ocakları Eskişehir Şubesi & Türk Ocakları Eskişehir Şubesi