BUNA ‘ZULÜM’ DERLER!

Aklı başında bir insan “dilsel yoğrum”, “çağrışımsal bağlantılar toplamı”, “metnin hamuru”, “dilsel tesirle karılmamış”, “gevşek dokulu” ve “yığışımsal” gibisinden âhenkten nasibini almamış, zevksiz, üstelik takır tukur lâflarla dolu böyle sözleri acaba niçin eder? Yeteneği olmadığından dolayı ortaya bir şey koyamamanın, yani esersizliğin verdiği eziklikten mi; etrafına böyle tuhaf sözlerini keramet, kendisini de üstad zannedecek birkaç mürid toplama çabasından mı, yoksa aklından zoru olduğundan mı, bilmiyorum.

Ama, geleceğini belirleyebilmek için ÖSYM’nin bir sınavından ötekine koşuşturan gençlerin önüne “soru” diye böyle bir kakofoni yumağını fırlatıp atmanın tek bir izahı vardır: Buna, “zulüm” derler.

Sınav sorularını hazırlamakla görevli olan birileri kalktı, kimbilir hangi meşhur edebiyat yahut “yazın” eleştirmeninin vakti zamanında sayfalara sıvıştırdığı bu kerih ifadeleri öğrenciye sormaya kalktı diyelim… Peki ama bu sorular daha sonra hiç mi kontrol edilmez ve elemeden geçirilmez? ÖSYM’de “Bu cümleler necedir? Sorduğunuzu siz anlıyor musunuz? Talebeye yazık değil mi?” diyecek Allah’ın tek bir kulu bile kalmadı mı? Üniversiteye girecek öğrenciler artık bilgilerine göre değil, böyle saçmalıklara verecekleri tesadüfî cevaplar arasında çekilecek kurralarla mı belirleniyor?

Ve, daha da merak ettiğim bir husus: ÖSYM’nin üstünde olan YÖK’e üye edebiyat hocaları, meselâ Prof. Mustafa İsen ve Prof. Yekta Saraç bu tuhaflığa ne zaman müdahale edecekler? 

BUYURUN, OHALAYIN!

Türkçe’nin ruhuna “El fâââââtiha” demeden önce, ÖSYM’ye sevabına bir hizmette bulunayım…

Aşağıdaki paragrafı bir felsefe makalesinden aldım, okudum, hattâ birkaç defa okudum ama ne demek istediğini bir türlü anlayamadım… Çok büyük ihtimalle sizin de anlamayacağınızı ve dolayısı ile LYS için soru hâline getirebileceğinizi düşündüm ve arzediyorum efendim…

Hazret, şöyle buyurmuş:

“…Bu ise gerçekte ‘Saltık bilinç için kurulacaktır; felsefenin görevi budur’ demektir. Çünkü bireşim uzun erimde bir bütün olarak olgusallığı kapsamalıdır. Ve bireşim sonlu ile sonsuz arasındaki temel karşıtlığı sonluya tüm olgusallığı yadsıyarak değil, sonsuzu genelde sonlu tikeller çokluğuna indirgeyerek değil, ama bir bakıma sonluyu sonsuz ile bütünleştirerek yenmelidir.”

Haydi beyler! Erimsel olgusallığı yadsıyın, tikelleri bireşerek saltıklayın ve kapsamınızı da kesinlikle olgusallaştırın! Maksat öğrenciyi perişan etmek değil mi? Buyurun, istediğiniz kadar ohalayıp çüşeleyin!
http://www.haberturk.com/yazarlar/643269-hay-sizin-dilinizi-