Nazilli Şubesinde Hukuk Devleti Konuşuldu

Nazilli Şubesinde Hukuk Devleti  Konuşuldu

Nazilli Türk Ocağında 31 Ocak Cuma akşamı sayın Kürşad Alpagut Üçer  konuşma yaptı.

 

 

Nazilli Türk Ocağı 31Ocak Cuma akşamı düzenlediği Geleneksel Cuma sohbetlerinde, bu hafta şehrimizin ünlü avukatlarından sayın Kürşad Alpagut Üçer  misafir edildi. Sohbetin konusu  ise “HUKUK DEVLETİ”ydi. . Vatandaşların katıldığı toplantı-  sohbet  Türkocağı başkanı sayın Ahmet Çekimin kısa konuşmasıyla başladı. Kürsüye gelen Avukat Kürşad Üçer bey şunları söyledi. ” Hukuk devleti, Vatandaşların haklarının hukuki güvence altına alındığı ve devletin eylem ve işlemlerinin hukuk kurallarına bağlı olarak yürütüldüğü devlet düzenidir. Hukuk devletinin sınırları nelerdir; yasama işlerinin yargısal denetime tabi olması, Yürütme işlerinin yargısal denetime tabi olması, Yargının bağımsızlığı kanun ve hakim güvencesi, Temel hakların güvence altına alınması, Yasaların genel olması, Yasaların anayasaya uygunluğu, Hukukun genel ilkelerine bağlılık, Kuvvetler ayrılığının benimsenmesi,, Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı, İdari faaliyetlerin belirliliği ilkesi, Adil yargılama hakkı. Şimdi bunlara örnekler vererek açıklamaya çalışalım. Hukuk canlı bir organizma gibidir , sürekli gelişir, değişir. Her sistem, her ideoloji kendi hukukunu yaratır. Genel anlamıyla herkesin hukuk kendine denebilir. .

Ana tema hukuktur
Hukuk devletinin ana teması hukuk'tur. Hukuk, bir toplumda yaşayan gerçek ve tüzel kişileri bağlayıcı niteliğe sahip, hak, yetki ve sorumluluklarla, kişi ve kurumlar arası ilişkileri düzenleyen kamu otoritelerinin denetlediği yaptırım gücüne sahip yazılı yahut sözlü kuralların tümüdür. Hukuk nereden çıkmıştır sorusunu yanıtlamaya çalıştığımızda hukukun; insanların topluluklar halinde bir arada huzurlu, mutlu ve barış içinde yaşamak için bir takım kurallara ihtiyaç duymalarından diyebiliriz.
Devlet, toplumsal üretimin başladığı, üretim araçları sahipliğinin belirginleştiği, böylece çıkar ilişkilerinin, uzlaşmazlıkların başladığı zamanda doğmuştur. Artık toplumdaki uzlaşmazlıkları çözen, mevcut düzenin sürmesini sağlayan mekanizma adına devlet denen bir otorite zorunlu olarak ortaya çıkmıştır. Hukuk da insanlığın esas olarak üretim güçlerinin gelişimine göre şekillenmiş ve bugünkü evrensel düzeye gelmiştir.

Yönetenlerin hukuk güvencesi.
Kapitalizmin gelişmesi ve kilisenin iktidarının yıkılması yeni üretim güçlerinin ortaya çıkması ile sağlanmıştır. Böylece devletteki güçler ayrılığı Tanrı katından yere indirilmiştir. Yasama, yürütme, yargısal denetime tabi  kurumlaşmıştır. Artık gelişen insanlık her şeyin sorgulanmasını, haksızlıkların yargı yoluyla çözülmesini ve Tanrı yerine halkın temsilcileri aracılığıyla kendisini yönetmesi hedefi uzun yıllar yapılan mücadele sonucunda gerçekleştirmiştir.  
Hukuk devleti, yönetilenlere hukuk güvencesi sağlayan devlet düzeni demektir. Genel olarak üç tür devlet modelinden söz edilebilir:1-Devleti, temel hak ve hürriyetlerin hizmetine sokan model, 2-Devleti, bir ideoloji ya da dini referansın hizmetine sokan model3- Devleti, yöneticilerin hizmetine sokan model. Hukuk Devleti ilk olarak T. C. tarihinde 1961 ve devamında 1982 Anayasalarında yer almıştır. Türk siyasi tarihi çok köklü bir parlamenter demokrasi geleneğine sahip olmakla birlikte,  aslında sorun iktidardakilerin Anayasal ve hukuki sınırlandırma ile denetimi istememeleri, muhalefeti meşru görmemeleridir.

Temel hak ve hürriyetlere aykırı yasa üretilemez
Hukuk devletinin gerçek anlamıyla yerleşebilmesi, çok üstün nitelikte bir yargıç topluluğunun yetişmesine bağlıdır.  her sistem ve devlet yapısı insan malzemesinin niteliği üzerinden tarif edilebiliyor. Sadece hukuk devleti, insanları her türlü yaptırımda eşitliyor. Doğanın, doğumda ve ölümde herkesi eşitlediği gibi.   hukuk devleti ilkesine göre işleyen bir toplumda tabii hukukun gereği olarak temel hak ve hürriyetlere aykırı yasa üretilemez. Yasalar yönetici elitin topluma hibe ettiği bir bağış değil; aksine toplumun kendi temsilcileri aracığıyla tabii hukukun ışığı altında formüle ettiği kurallardır. Kuvvetler ayrılığının ilk mucidi de Montesqu’dur. “Devleti yönetme gücünün tamamının bir kişi veya bir grupta toplanmasının mutlakıyete yol açacağı endişesi ile Devlet gücü; yasama, yürütme ve yargı olarak üçe bölünerek bir iş bölümü tesis edilmiş ve mutlakıyet önlenmeye çalışılmıştır. Dünyada ki ilk uygulama da 1787 ABD Anayasasıdır.
Türkiye cumhuriyeti anayasasının 2. maddesi. Türkiye cumhuriyeti anayasasının 2. maddesinde cumhuriyetimizin temel nitelikleri arasında hukuk devleti vurgulanmış. “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir” denilerek anayasamıza değiştirilemeyecek maddelerden olduğu da tescillenmiştir.
Anayasanın 9. Maddesinde de “yargı yetkisinin bağımsız mahkemelerce kullanılacağı açıkça ifade edilmiştir peki uygulama gerçekten böylemidir her gün bunun aksine uygulamaların olduğunu gösteren olayları hep birlikte izlemekteyiz
Yasama, Yürütme, Yargı
1- Yürütme: Siyasi iktidar; yargının kendi üzerinde ki denetimini kabul edemiyor. Yürütme faaliyetinin hiçbir şekilde yargısal denetime tabi olmamasını istiyor. 2-Yasama :TBMM; ise siyasi partiler kanunu, seçim kanunu ve meclis iç tüzüğü nedeniyle liderin kölesi olmuş, iradesini kullanamayan milletvekillerinden oluşuyor. Aslın da demokrasimizin en büyük sorunu ne başkanlık sistemi, nede anayasadır. Türk demokrasisinin önünde ki en büyük engel, siyasi partiler kanunudur. En antidemokratik yasa siyasi partiler kanunudur. Delege olabilmek il başkanının iki dudağı arasındadır. Milletvekili adaylığı tamamen liderin inisiyatifindedir. Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde grup kararı diye bir garabet yoktur. Grup kararına uymadığı için yeminine sadık kalarak inandığı şekilde hareket ettiği için partiden kovulan, aday gösterilmeyen milletvekillerini gözümüzün önüne getirelim. Yasama organı özellikle son dönemlerde, yürütmenin hazırlayıp önüne koyduğu kanun tasarılarının onay mercii haline gelmiş durumda. Yasalar usulen tartışılıp, geldiği gibi geçiyor. Bu açıdan ciddi bir sıkıntı var. 3-Yargı : yasama ve yürütmenin her türlü eylemlerine karşı hukuk adına son sözü söyler. Bu son sözün sınırı yasanın özüdür, hukuktur. Sınırlı da olsa çok büyük bir güçtür. Bunun için çağlar boyunca bütün medeniyetlerde iktidarlar yargıyı ele geçirmek istemiştir.
Hiç bir devlet organı, makam yada kişinin, yargı yetkisini kullanılmasında yargıçlara ve mahkemelere müdahale edememe ilkesidir. Ülkemizde yaşanan olaylar son tayinler, yapılan müdahaleler bugün de yüz yıl öncesinde yaşanan olayların tekerrür ettiğini yürütmenin yargıyı ele geçirmeye çalışıp yargıya müdahale etmeye çalışıldığının bir göstergesi olarak önümüzde durmaktadır.

Sohbete katılanlar sorularını  cevaplandıran   konuşmacıya  teşekkür  edilerek sohbet sona erdi.

Bu yazi 22 defa okundu.

 

Benzer İçerikler

Perşembe Sohbetleri

Konu: “Rumeli, Kafkasya ve Kırım’dan Eskişehir’e Yapılan Göçler”
Konuşmacı: Dr. Engin Kırlı
Tarih: 2 Kasım 2017
Saat: 20:00
Yer: Sivrioğlu Konağı (Dede Mah.Sivrioğlu Sok. No:2 / Odunpazarı

Sosyal Medya

Gençlik Kolları
Cumartesi Sohbetleri

Konu: Ekim Ayında Başlayacaktır
Konuşmacı:
Tarih:
Saat:
Yer: Sivrioğlu Konağı

Eskişehir

Eskişehir Hava Durumu

Tavsiye Linkler

Gün Olur Asra Bedel Fatih Harbiye Ömer Seyfettin Seçme Hikayeler
Türk Ocakları| Türk Ocakları Tarihçe| Türk Ocakları Kurucuları| Atatürk ve Türk Ocakları| Türk Ocakları Tüzüğü| Türk Ocaklarından Haberler
Copyright @ Eskişehir Türk Ocağı & Türk Ocakları Eskişehir Şubesi & Türk Ocakları Eskişehir Şubesi