Ocakbaşı’nın bu haftaki konuğu Doç. Dr. Derviş KILINÇKAYA idi

Ocakbaşı’nın bu haftaki  konuğu Doç. Dr. Derviş KILINÇKAYA idi

Ocakbaşı’nın bu haftaki  konuğu “Etnopolitik ve Türkiye” isimli konuşması ile Doç. Dr. Derviş KILINÇKAYA idi.

Doç. Dr. Derviş KILINÇKAYA; Etniklik meselesi Türkiye’de son 20-25 yıldan bu yana çok sık duyulmaya başladı. “Etno-politik” tabiri ise son 10-15 yıldır duyulmaya başladı. Bu tabir 20 y.y. başında bugünkü anlamında kullanılmaya başlandı. Yunancadan, Latinceye geçiyor, Latinceden de günümüz dünya dillerine geçiyor.
19 y.y. bu yana uluslararası ve kültürel dengeler anlamında belirleyici gücün batı olduğu aşikardır. Batınında 3 temel üzerinde yükseldiği (Grek, Roma Hukuku, Hıristiyanlık) malumumuzdur.
Batı kendi içinde de farklılıklar yaşıyor, homojen bir batı yok Avrupa Birliği’nin kendi içinde milliyetçi rekabetler hala devam etmektedir.
Grek dilinde “Etnos” sözü Grek olmayan Grek dışı toplulukları tanımlamak ve bazen de barbarları tabir etmek için kullanılmıştır. Bu bizim aşina olduğumuz bir kavram değildir. Bizim kültürümüzde başkalaştırmak yoktur. Roma’ya geçildiğinde de Roma Yunan kültürünü ve medeniyetini devir aldığı için onlarda Grekler gibi kullanılmışlardır. “Etnos” sözcüğünün daha kapsayıcı bir anlam kazanması Hıristiyanlığın Roma tarafından benimsenmesiyle birlikte “Etnos” sözcüğünün dinsizler için kullanılmasıyla olmuştur.
Müslümanlık ve Hıristiyanlık ümmet olgusunu bir üst kimlik olarak tespit etmişlerdir. Özellikle kilise babaları döneminden başlayarak Hıristiyan olmayanları tanımlamak için “Etnos” tabiri kullanılıyor. “Etnos” kelimesi bu anlamda 19 y.y.’a kadar kullanılmıştır. 20 y.y. başlarından itibaren anlam değiştirmeye başlıyor. Bu kavramın siyasal literatüre girmesi 1930’larda başlar.
19 y.y ’ın en belirgin özelliği batının egemen hale gelmesi ve milliyetçiliğin ortaya çıkmasıdır. Klasik Avrupa diplomasi yaklaşımında, milletler etnos temeline dayalı olmayan inşa edilmiş milletlerdir. Batı tüm Dünya’ya hakim olmaya çalışırken ve bu hakimiyeti genişletirken hangi enstrümanları kullanacağı konusu ortaya çıkıyor. Bu bizde etnik grupları kullanılarak Osmanlı egemenlik sahasının kısıtlanması olarak ortaya çıkmıştır.
Avrupa’nın kendisinin de karşı karşıya kalacağı meydan okumalar bu milliyetçilik sürecinde ortaya çıkıyor nitekim Balkanlar Panslavist olmasına rağmen daha küçük kimliklerin öne çıktığı bir çatışma alanı olmuştur.
20 y.y. başlarında Avrupa kendi iç rekabetlerinden dolayı çok sert bir çatışmayla allak bullak olan ilişkiler ağını yeniden kurmaya çalıştı. Almanya’nın sınırlandırılıp kontrol altında tutulması, Polonya, Çekoslovakya ve Yugoslavya gibi bir çok etnik unsurun bir arada tutulmaya çalışıldığı devletler ortaya çıkıyor. Bunların altını eştiğimizde hepsinin Amerikan yaklaşımlarında ortaya çıktığını görüyoruz.
Avrupa I.Dünya savaşı sonunda gücünü kaybetmeye başladı ve II. Dünya savaşı sonunda üstünlüğünü Amerika’ya devir ediyor. Amerika’yı iyi anlamalıyız, iyi tanımalıyız ve iyi öğrenmeliyiz. Amerika Avrupa’da kendisine yer bulamamış grupların kendilerine yeni bir dünya inşa etmek üzere seçtikleri yeni coğrafyadır. Avrupa’daki ön yargılar Amerika’da yoktur. ABD yeni bir toplum inşa etmeye çalışan bir birlik oluşturmuştur.
1918’de savaş sona erdiğinde ABD dünya siyasetine girebilmek için Wilson prensiplerini ortaya koymuştur. ABD 20 y.y. da dünyaya damga vuracak bir ilmi hazırlıkla dünya siyasetine girdi. ABD, Wilson prensiplerinde milletlerin kendi kaderleriyle yönetilmesine dem vururken kendi ülkesindeki kavramlar çerçevesinden dünyada böyle bir sistem kurmak için çalışmıştır. ABD, kendi idealleri doğrultusunda BM kurarak milletlerin kendilerini yönetmesini servis ederken bunu da Batılıların yapmasını öngörmüştür. Avrupalılar bunu çok aceleci ve çıkar için yapılan işler olarak görmüşlerdir.
Paris Barış Konferansına hiçbir devlet istememesine rağmen ABD katılmış ve King Crane komisyonunu kurarak Ortadoğu’da 74 farklı etnik grupla görüşmüştür. Komisyon 2 ayrı rapor hazırlıyor. İlk raporu Paris’e diğerini ise kendi devletine veriyor. Raporda ABD’nin bölgeye girmesinin uygun olduğu söyleniyor. ABD iç politikadaki sıkıntılarından dolayı Avrupalıları kendileriyle baş başa bırakarak kendi kıtasına çekiliyor.
Batılılar bizim yapamadığımızı yapıyor ve ilmi araştırmaları siyasette kullanıyorlar. Amerikan sosyal bilimleri ABD devletinin uzun vadeli hesaplarının dayandığı en temel kaynaktır.
Soğuk savaş yıllarında etno-politik çalışmalar hız kazanıyor. Bu çalışmalar SSCB’nin dağıtılmasında en önemli argüman olarak ortaya çıkıyor. Marksistler ise milliyetçiliği ve etnikliği sınıf çatışmasını saptırmak ve için ortaya konmuş bir örtme hareketi olarak kabul ediyorlar.
Türkiye’de etno-politik iç siyasette iktidarı elinde bulunduranlar tarafından çok yaygın ve ustaca kullanılmaktadır. Bu durum iktidarı da yok edebilecek durumdadır. Toplum süratle ayrışıyor çünkü Türkiye’de iktidar sahipleri kendi çıkarları için etno-politiği uyguluyorlar. Bir Etni’nin ulusa dönüşmesi uygulamasını bugün yaşıyoruz. Ülkeyi yönetirken bunu yaparsanız daha büyük güçlerin istediğini yapmasına uygun bir ortam oluştururusunuz. Diyerek konuşmasını tamamladı.

Konukların soru ve katkılarıyla sohbet sona erdi.

Fotoğraflar: Emre Kartal 
Gazi Üniversitesi Doktora Öğrencisi

Sadettin ERBAŞ
Gazi Eğitim Fakültesi Öğrencisi

Bu yazi 25 defa okundu.

 

Benzer İçerikler

Perşembe Sohbetleri

Konu: Ekim Ayında Başlayacaktır
Konuşmacı:
Tarih:
Saat:
Yer: Sivrioğlu Konağı

Sosyal Medya

Gençlik Kolları
Cumartesi Sohbetleri

Konu: Ekim Ayında Başlayacaktır
Konuşmacı:
Tarih:
Saat:
Yer: Sivrioğlu Konağı

Eskişehir

Eskişehir Hava Durumu

Tavsiye Linkler

Gün Olur Asra Bedel Fatih Harbiye Ömer Seyfettin Seçme Hikayeler
Türk Ocakları| Türk Ocakları Tarihçe| Türk Ocakları Kurucuları| Atatürk ve Türk Ocakları| Türk Ocakları Tüzüğü| Türk Ocaklarından Haberler
Copyright @ Eskişehir Türk Ocağı & Türk Ocakları Eskişehir Şubesi & Türk Ocakları Eskişehir Şubesi