Türk Tefekkür’ünde Kur’an

Türk Tefekkür’ünde Kur’an

Bundan böyle sayfamızda Türk düşünce hayatıyla ilgili,belki uzun ama derinliği yüksek akademik metinleri de paylaşacağız. Facebook'da bunları okumak ve takip etmek zor olmakla beraber özellikle ilgi duyan takipçilerimiz için bunları web sayfamıza da yükleyeceğiz. Ümit ederiz ki özellikle genç takipçilerimiz kendileri geliştirme ve hassasiyetlerini arttırma konusunda bunlardan gerekli istifadeyi yaparlar.

Türk Tefekkür’ünde Kur’an
Prof. Dr. Orhan ARSLAN*

Tefekkür; bir şeyi düşünce alanına
getirme, anlamını belirleme, boyutlarını
açığa çıkarma, sentezleme ve kendine
mal ederek yeni ve farklı dünyalara
yelken açma anlamında kullanılan,
yüksek/derin/asil düşüncenin ürünüdür.
Tefekkür, akleden kalbin işidir, kalbin
fiilidir.

Kuranda akletme akleden kalbin
eylemi olarak görülür. Kalpde bulunan ve
eskilerin “süveydayı derun” dedikleri
aşof-tawara düğümü, kalbin akletme
merkezidir. Burası ayrıca, bedenin ruha
açılan kapısı olarak kabul edilir. İstiaze
(sığınma) de, akleden kalbe abdest
aldırmadır.

Tefekkür, “metafizik ürperti”
oluşturan düşüncedir. Bu her zaman
olan bir eylem de değildir. “ Normal
insan yılda bir, âlimler haftada bir defa
düşünür” derler.

Tefekkür kelimesi, tekellüf ifade
eder. Tefekkürün zıddı düşünmemek,
fikir üretmemek, atalet yahut donuk
fikirli olmaktır. Bu açıdan bakıldığında
tefekkür, hayrın anahtarıdır
Akletmek; Tezekkür, hatırlamaya
ve hafızaya dayanan geçmişe yönelik
düşüncedir. Tedebbür, geleceğe yönelik
düşünce, hadiselerin ve eşyanın arkasına
geçmek (dübür) demektir. Tedbir
üretmeye yarar. Taakkul; geçmiş ve
gelecek arasında bağ kurmak demektir.
Zira «akil» bağ demektir. Tefakkuh:
Geçmiş, gelecek ve bunlar arasındaki
bağlantıdan yola çıkarak bugüne ilişkin
sonuçlar çıkarmaktır. Fıkıh da budur.
Tefekkür: Bütün bu süreçlerin tümünü
kapsayan düşünme melekesidir.
Düşünmekten kaçmak, onu günah
saymak, bir çeşit yobazlıktır. Çünkü,
“Kur’an’ı oku, ama sakın ondan düşünce
yoluyla anlam çıkartmaya kalkma küfre
girersin” zihniyeti maalesef hep hâkim
olmuştur. Kur’an, anlaşılmadan okunup
zevk alınan tek kitaptır. Lafzı Celil olduğu
için doğrudur. Ama Kur’an sadece bu
mudur?

Kur’an-ı kerim, bu kadar büyük bir
ilim hazinesi iken, neden Müslümanlar
kuran üzerinde tefekkür etmiyorlar?
Kamer (9. yıl): (54)17/22/32 ve
40. ayetlerde tam 4 yerde Rabbimiz: “ve
doğrusu biz bu kuranı ders alınsın diye
kolaylaştırdık; öyleyse yok mudur ders
alan” diye ısrarla Kur’an’ın ders alınması
gereken ve kolay anlaşılır bir hayat kitabı
olduğuna vurgu yapmaktadır.
Yine Kamer 54/15’de: “ biz bu
kıssayı (Nuh Tufanı) bir ibret belgesi
olarak bıraktık. Öyleyse yok mudur
ders alan ( her tuğyanın bir tufanı, her
tufanın bir Nuh’u, her Nuh’un bir gemisi,
her geminin bir rotası vardır, bizim de
rotamız Kur’an’dır) buyurmaktadır.
Yine aynı surede, Kamer 54/51’de:
“ nitekim geçmişte sizinle aynı kafaya
sahip toplumları (Lut Kavmi) yok ettik,
hala yok mudur ders alan” diyerek, vakit
geçmeden kıssadan hisse çıkartmamızı
öğütlemektedir.

Kâinat kitabını okumamızı
istediği şu ayetler ne güzel bir
ders vericidir: “Göklerin ve yerin
yaratılışında, gecenin ve gündüzün
gidip gelişinde elbette akl-ıselim
sahipleri için ibret verici deliller vardır
(Al-i İmrân, 3/190)”.

“Onlar ayakta, oturarak ve
yanları üzerine yatarken Allah’ı
anarlar, gözlerin ve yerin yaratılışı
üzerinde tefekkür ederler. “Rabbimiz
derler, bunu boş yere yaratmadın, sen
yücesin, bizi ateş azabından koru! (Al-i
İmrân 3/191)”.

Biliniz ki kalpler ancak Allah’ı
anmakla tatmin olur (Rad 13/28) ve
tefekkür önce Kur’an üzerinde yapılır
Kur’an, sahibi Allah ola hayat
okulunun müfredatıdır.
Kur’an, Allah’ın insanla
konuşmasıdır.

Kur’an, gökten yere uzanan gök
sofrasıdır. Kur’an okuyunca insan, aynen
Allah Resulü gibi vahye muhatap olur.
Burada şu sorunun sorulması
gerekir: “Kuranı kim anlayacak ve
Rabbimize muhatap olacak”?
Cevap: Kim okuyorsa o anlayacak.
Şimdi asıl can alıcı soru sorulmalı:
“Kur’an nasıl okunacak”?
Cevap: “ Döne döne, sindire
sindire, anlaya anlaya, yani tertil üzere
okunacak. Tertil, Allah tarafından
emredilen, ancak günümüzde unutulmuş
bir farzdır ( Müzzemmil 73/4).
Kuran okumada ana prensip şöyle
özetlenebilir: “ Kur’an’ı kesinlikle oku,
anla, yaşa, öğren ve öğret».

Kuran bir eğitim kitabıdır. Kuran
Allah’ın evreni idare ettiği sistemin
kitabıdır. Ve bu kitap önce Peygamberi
eğitti. “ O’na kitabı ve hikmeti öğretti
(Ali İmran 3/164)”. Kuran, Allah’ın
İnsanoğluna kat kat ikramıdır (İsra 17/70).
Çünkü Kur’an insana, elest bezminde
“ Kalu Bela” diyerek yaptığımız
sözleşmenin kodlarını ve yazılım
şifrelerini hatırlatır. “Kesinlikle şahidiz”
dememizi ve bunu ikrar etmemizi ister
(Araf 7/172).

Rabbimiz, Efendimiz vasıtasıyla,
bu sözleşmeyi Fatiha suresine 3 esma ve 3
dua halinde açıklayarak, namazımızın her
rekâtında bilinçaltına alır. Yani, Kur’an’ı
bu şuur ve farkındalıkla okumamızı ister.
Kur’an ve İslam, parçayı görenin,
bütünü görene teslim olmasının adıdır.

Kur’an inananlara, tek yüzlü iki dünyalı
olmayı öğretir, ikiyüzlü tek dünyalı
olmayı engeller. Kur’an müminlerin
gündemine, sürekli olarak fiyat esaslı
değil, değer esaslı olmayı getirir.
Kur’an’lı olmak, çizgisi olmaktır,
bir sınırı olmaktır. Sınırsızlık örneği
olarak domuzu gösterir. 15 Milyon canlı
türünden sadece domuz yemeyi haram
kılar. Zira domuz, sınırsızca yer, cam
hariç her şeyi yer, sınırsızca çiftleşir,
sınırsızca, büyür, sınırsızca ürer, 4 saat
gibi kısa bir zamanda yediği pislikleri
metabolik bir sihirle ete dönüştürerek
“domuz yerlerin” istifadesine sunar!
Kur’an bunları akletmemizi öğütler.
Aklını kullanmayanların üstüne şeytan
pisliği boca eder (Yunus 10/100).
Kur’an’ı anlayarak okuduğunda
insan İslam’ı anlar. Anlar ki, insan
İslam’ı aramaktadır, İslam da insanı… Ve
anlar ki İslam; kolay, mantıklı ve güncel
bir dindir. İslam, dünyadaki bütün insani
değerlerin toplamıdır.

Kur’an insanın iki kanadı olduğunu
ve hem bu dünyada hem de ahirette, iki
kanatla uçmasının zorunlu olduğuna
işaret eder. Kanadın Allah’a bakan tarafı
dua(namaz), kula bakan tarafı inkak
(zekat, arınma)’dır. Rabbimiz pek çok
defa “namazı ikame ediniz ve insanlara
malınızdan veriniz” der ( Bakara 2/110).
Allah bu emri ile, dünya ve ahireti birlikte
götürmemizin gereğini vurgular. “
Dünyalarını ayırma, senin tek bir dünyan
var ve sen ölümsüz varlıksın ey insan”
demektedir adeta. Namaz kılıyorsan,
malından da muhtaçlara vereceksin.
Sadaka Allah’a güzel bir borç
vermektir (Hadid 57/11). Sadaka, fakirin
sendeki emanetidir. Allah bu güzel iş
için sana torpil geçmektedir. Sadaka, bir
güzelin, bir güzelliği, en güzel adına,
diğer güzellerle paylaşmasıdır. Sen kulca
ver, ben Allah’ça ödeyeceğim demektedir
adeta.

40-1= 39 yapmaz, 40-1= 400 yapar.
Bunu rasyonel matematik açıklayamaz.
Bunun adı iman matematiğidir, bereket
matematiğidir (Sebe 34/39). Anlamak
için akıl yetmez, akıl+iman gerekir.
Hatta bu da yemez, Allah’a sonsuz güven
gerekir.
Cennete giden sarp yokuşun
iki ayağı vardır: Birincisi, insanları
boyunduruklarından kurtarmak, ikincisi
ise servetini bölüşmektir ( Beled 90/10-
17). Yani iki yol da, insanlara yardımla
ilgilidir. Namaz, oruç güzel ameldir ve
kendimiz içindir. Bu ise salih ameldir
ve başkaları içindir. Kur’an bizi, hep
başkalarına yardım ve destek ile sınamak
ister.

Kur’an’daki peygamber kıssaları,
Hz Muhammed’e örnektir. Tamamı ise,
bize örnek olması için inzal edilmiştir.
Adem’in cennetten çıkarılışında,
tevbe etmemiz halinde dünyaya
halife olacağımız, İblis kıssasında,
İblisleşmenin Allah’tan umut kesilmesi
demek olduğuna dikkat çekilir.
Yusuf kıssasında, gömleğin önden
yırttırılmamasının, Ashabı Kehf’de ise,
bir mağaracık kadar bile yer bulunması
halinde, imanın yaşanması gerektiğini
ve burada Rabbin kulunu yüz yıllarca
koruyacağına garanti verilir.

Pek çok yerde geçen firavun
kıssalarında, firavuna değil firavunluğa
atıf yapılır. Firavunluğun her dönemde
olabileceğini, ancak her firavunu boğacak
bir denizin mutlaka olacağı kesin bir dille
anlatılır. Firavunun eli, anaların rahmine
uzandığında, Allah’ın Musa’yı Firavunun
sarayında bir prens olarak yetiştireceği
tarihi bir hakikat olarak gözler önüne
serilir.

20 yılda dağılmış Arap kabilelerini
toplayıp bir cihan devleti yapan Kur’an,
günümüzde vakti geçmiş bir metin
olarak hayattan çekilmiştir ve Rahmet
peygamberi bu durumu Rabbimize
şikâyet edecektir ( Furkan 25/30).
Kur’an günümüzde, uyanıkken
terk edilen, uyurken başucuna asılan bir
ölü metin haline dönüştürülmüştür.
Mehmet Akif ne güzel ikaz eder
insanları: “Ya bakar geçeriz nazmı celilin
yaprağına, ya üfler geçeriz bir ölünün
toprağına, inmemiştir hele Kur’an bunu
hakkıyla bilin, ne mezarlıkta okunmak,
ne de fal bakmak için”.
Hâlbuki Kur’an dirilere okunan,
insan kılavuzu ve hayat kitabı olan bir
rahmet kaynağıdır.

Biz bu kitabı yücelttik,
kutsallaştırdık, abdestsiz el sürmedik,
duvarın en yükseğine astık ve orada
unuttuk.

Evi hırsızdan bekleyen, yangınları
söndüren, arabada kazaları önleyen,
bilimsel teorileri ispat eden, ama asla
anlaşılmayan bir sihir kutucuğuna
döndürdük. Bazı ayet ve sureleri, cadı
amaçlı, muska yapmaya ve cinleri
kovmak için yoğun bir şekilde kullandık.
Büyü yapan, büyü çözdüren bir
kitap… Harfleri toplar çıkar, çarp, böl
bir takım şifreler üret. 19, 119 vb saçma
salak bir sürü şifrelere boğduk. Mübin
olan, açık ve anlaşılır bir hayat kitap,
şifreler yumağına döndürüldü. Sıkıysa
anla! Bunu ancak medyumlar anlayabilir,
meczuplar anlayabilir. Halbuki
Peygamberimiz zamanında bir tane bile
meczup tipli insana rastlanmaz.
Metni terk edildi cildi ve kılıfı
değerli hale geldi. Adı okumak bu kitap
okunmaz oldu.

Kuran görünce tarifsiz bir saygıyla
üzerine titredik. Üç defa öpüp başımıza
kaldırdık. Ama hiç anlamadık. Kur’an
dünyada anlaşılmadan okunan tek
kitaptır.

Bir de bir hadis uyduruldu: “
Her kim Kur’an’ı kendi görüşüyle
tefsir yeri ateştir”. Bu görüşe de akıl
dediler. Aklını kullanarak Kur’an’dan
anlam çıkartamazsın! Kur’an’da 2000
defa akledin, ilim yapın emrini hiçe
sayarak bunu dediler. Öyleyse biz
kuranı neyimizle tefsir edeceğiz? Her
ayetin başına ve sonuna bir imamdan
bir görüş getirerek… Kurandan ve
Müslümanlardan aklı çıkarttılar. Dinamik
değil, statik kuran oluştu. Kuran üzerinde
tefekkür yok edildi.

Bu yazının başlığı: “Türk
tefekküründe Kur’an yok artık”
olmalıydı.
İnsanlarda Kur’an’ı anlama
endişesi yayıldı. İnsanlar Kuranı
anlamaktan korkar hale geldiler: Ya
yanlış yaparlarsa!..

Halbuki Kur’an’a kimse zarar
veremez, sen de zarar veremezsin. Çünkü
onda müheymin olan Allah’ın koruma
kalkanı var. Müheymin sistem var.
Kur’an korunur.

Kur’an’ı anlamayan insanlar
ateizme kaçıyorlar. Dokunulmayan ve
anlaşılmayan kitabı olan bir dinde kim
durur ki?

Aslında Kur’an okuma şartı belli:
şeytandan Allah’a sığınmak ve akleden
kalbe abdest aldırmak (Nahl 16/98).
Bunun dışında kuran okumaya ön şart
koymak, Kuran okumayı zorlaştırmak ve
engellemektir.

Kur’an’ı yaz, çiz, anla, dokun,
cepte, çantada, her yerde taşı. Kur’an’ı
öğren ve Kur’an ahlakını yaşa, mutluluğu
tat. Çünkü inananların gelecekten korku
ve endişeleri olmaz, geçmişten de hüzün
duymazlar (Yunus 10/62).

Kur’an bizi tefekküre davet
ediyor. Hem de 1000 yerde. Kuran her
şeyi söylemişse düşünmeye niçin davet
etsin ki? İnsana ruh paketi içinde aklı
niçin verseydi ki? Akıl insan içindeki
peygamber, peygamber insan dışındaki
aklı tarifini niçin yapsın ki? Neyi
düşüneceğiz?

Hayat önümüze sınırsız mesele
getirir. Kur’an bize balık vermez, balık
tutmayı öğretir.

İçtihat nedir öyleyse? İçtihat
akletmek, fehmetmektir. İki saatlik
tefekkür 60 yıllık nafile ibadete eş değer
deniliyor. Kuran tefekküre davet ediyor.
İçtihadı reddetmek, hayatı reddetmektir.
Hayatın önümüze koyduğu
problemler 1400 sene öncesinin
meseleleri değildir. Onlar nasıl
çözdülerse biz de bu çağda öyle çözeriz.
Tefekkür, tedebbür, tezekkür, taakkul ve
tefakkuh ederiz. Yani aklederiz. Akleden
kalbimiz devreye sokarız. Kur’an’ı bu
çağa getiririz. Çağımızın problemleri ile
karşılaştırıp çözüm yolları ararız. İşte
içtihat budur.

1000 yıldır durağan olan tefekkür
dünyamıza, Kur’an’ı böylece dâhil
ederiz. Dâhil edilmelidir.

*Orhan Arslan, Gazi Üniversitesi Emekli Öğretim Üyesi

*Bu bildiri Denizli Türk Ocakları ve Pamukkale Üniversitesi tarafından düzenlenen Bilgi Şöleninde sunulmuştur.
 

Benzer İçerikler

Perşembe Sohbetleri

Konu: Ekim Ayında Başlayacaktır
Konuşmacı:
Tarih:
Saat:
Yer: Sivrioğlu Konağı

Sosyal Medya

Gençlik Kolları
Cumartesi Sohbetleri

Konu: Ekim Ayında Başlayacaktır
Konuşmacı:
Tarih:
Saat:
Yer: Sivrioğlu Konağı

Eskişehir

Eskişehir Hava Durumu

Tavsiye Linkler

Gün Olur Asra Bedel Fatih Harbiye Ömer Seyfettin Seçme Hikayeler
Türk Ocakları| Türk Ocakları Tarihçe| Türk Ocakları Kurucuları| Atatürk ve Türk Ocakları| Türk Ocakları Tüzüğü| Türk Ocaklarından Haberler
Copyright @ Eskişehir Türk Ocağı & Türk Ocakları Eskişehir Şubesi & Türk Ocakları Eskişehir Şubesi