Zafer mi Barış mı?

Zafer mi Barış mı?

İlk başta aralarındaki fark az olan iki kavram gibi görünüyor bunlar. Hepsi aynı kapıya varıyor sanki. Dünyaya barış getirme amacıyla savaş ilan ediyorsun. Terörist ilan ettiğin örgütlere, bunların yuvalandığını düşündüğün topraklara, özellikle de bunları himaye ettiğini yani terörist ülke sıfatını verdiğin ülkelere BARIŞ getirmek için savaş ilan ediyor ve tanımının ne olduğu kişiye, ülkeye , menfaatin çeşidine göre değişen bir zafer kazanıyorsun.

Zafer, yaptığın savaşın sonunda, nelere mal olduğunu düşünmeden elde ettiğin başarı. Barış ise zaferi kazanan için savaştığı topraklara getirdiğini iddia ettiği yeni yönetim şekli. Aslında kan, yıkıntı, işsizlik, açlık, sakatlık, yokluk, hastalık, yani bir başkasına (zafer kazanan) tabi olan yönetici ekibi… Aslında daha özet olarak zafer kazananın savaştığı topraklara hediye ettiği KAOS’un adı BARIŞ.

Konunun gelişmiş ve dünya siyasetinde söz sahibi ülkeler açısından anlam kazanan bu iki bağlantısından vazgeçip iki kavramın gerçek anlamı ile değerlendirmesini yapmak gerek. Zafer neye rağmen olduğuna bakılmaksızın elde edilen nihai başarı. Barış ise, daha fazla kaos, açlık, hastalık, kan dökülmesine izin vermemek için her iki tarafın rıza, gönül, onayı ile yapılan anlaşma ve savaşmama, iyi geçinme hali. Ayrıca her iki tarafın da menfaatlerine zarar verecek başka anlaşma, davranış içine girmeme davranışı da…

Dünya ülkeleri arasında bunlardan hangisi öncelikli? Bu sorunun cevabı, o ülkenin fikir yapısı ve dünya için kaygı ve düşüncelerini de ortaya koyuyor. Dünya tarihine bakılıca Batı’nın zaferi, Doğu’nun huzuru yani barışı daha fazla öncelikli olarak ele aldığı söylenebilir. Doğunun mistisizmi, çok tanrılı Budist-Hindu şintoist dinleri, Konfüçyüs öğretileri, açlık ve yokluk ile bedenin ve ruhun terbiyesi barışın öncelikli kavram olarak Doğu’da olduğunu gösteriyor. Diğer yandan semavi dinler de zaten bunu öğütlüyor ve tüm semavi dinlerin Doğunun parçası olan Orta Doğu’da çıkmış olması da bunun bir diğer yönünü gösteriyor. Ancak tüm bu öğretiler batıya doğru gittikçe dini kendine göre yorumlama olarak şekil değiştiriyor ve mütecavizliğe dönüşüyor. Ve de “BARIŞI ancak ben getiririm ve kurarım” fikri yapısına da.

Konunun daha net ifadesi Batı için Zafer, Doğu için Huzur öncelikli oluyor. Batının bu davranışının altında  “mavi kan” olarak adlandırılan “üstünlük duygusu”nun  genetik yapılarına bile işlemesi  yatıyor olabilir mi?

Avrupa’ya medeniyeti öğreten ilk olayların başlangıcı M.S 300-800 yılları arasındaki kavimler göçü. Bu tarihi gerçekten önce toprak altında, ağaç kovuklarında çiğ hayvan eti yiyerek, avlanarak geçinen, savaşmayı bile gerçek anlamı ile bilmeyen vahşi küçük topluluklar halinde yaşayan Avrupa’nın tek derdi karnını doyurmaktı. Yani açlık Avrupalının kâbusu idi, kendi küçük toplulukları arasındaki vahşi çarpışmalar da karınlarını daha iyi doyurmak için yapılan kanlı kavgalardı. Savaş sanatı bilinmeden beden bedene yapılan vahşi bir kavga. Yani batıya medeniyeti getiren ve onlara dış dünyayı, savaşma sanatını, aleti, şehir kurmayı-yerleşik düzene geçmeyi, düzenli topluluklar-ordular halinde savaşmayı,  tarım öğreten ve onların gözünü açan doğudan gelen kavimler göçünün etkileri oldu. Belki de ilk atalarımız ve Hunlar sayesinde medeniyetin farkına vardılar. Ve medeniyete sahip çıkıp, “efendi” rolünü üstlendiler.  Kavimler göçünden önceki “açlık” döneminin etkileri “genetik” olarak ruhlarına işlemiş olan Batı dünyasının insanları tarihteki bütün davranışlarında açlık dürtüsünün etkisi-korkusu ile yaşadılar. Bu mütecaviz-saldırgan davranışın altında da bu korku ve amaç yatıyor. Tüm dünyanın kaynaklarını kendisi için kullanmak, aç kalmamak(!) korku ve amacı.

Batı’nın saldırganlıklarının altındaki açlık dürtüsünün sonucu, bütün uluslararası davranışlarındaki amacının BARIŞ değil ZAFER olmasına yol açıyor.

New York’ta İsveç Dış İşleri Bakanlığı katibi 48 yaşındaki Dag Hammarseld 1953’de BM de “Makam Alma” isimli yaptığı konuşmada  kendi şairleri Erik Aksel Karlfeld’in “ Dünyadaki en büyük dua, zafere değil, barışa çağrıdır.” sözlerini hatırlatmış. Bu aslında batının kendi gerçek niyetinin idrakinde olduğunu gösterir.

Evet, dünya için gerekli olan zafer değil barış. Batının anlaması gereken bu.

Zafer mi Barış mı (?) sorusunun cevabını biz Türkler adına en güzel şekilde Orhan Kavuncu Hoca veriyor dua ederken: “Allahım bize yeniden dünyaya nizam verme gücünü nasip et!”

Bu günlerde bu duanın “Amin” denilerek gerçekleşmesine çok ihtiyacımız var. Üstelik de Türklük üzerine oynanan oyunların yoğunlaştığı zamanımızda…

Ekim 2013

 

Benzer İçerikler

Perşembe Sohbetleri

Konu: Salgın Tehlikesi Nedeniyle Sohbetlerimiz Ertelenmiştir
Konuşmacı: Bilahare duyurulacaktır
Tarih: 16 Mart 2020
Saat: 20:00
Yer: Sivrioğlu Konağı / Odunpazarı

Sosyal Medya

Gençlik Kolları
Cumartesi Sohbetleri

Konu: Ekim Ayında Başlayacaktır
Konuşmacı:
Tarih:
Saat:
Yer: Sivrioğlu Konağı

Eskişehir

Eskişehir Hava Durumu

Tavsiye Linkler

Türk Ocakları| Türk Ocakları Tarihçe| Türk Ocakları Kurucuları| Atatürk ve Türk Ocakları| Türk Ocakları Tüzüğü| Türk Ocaklarından Haberler
Copyright @ Eskişehir Türk Ocağı & Türk Ocakları Eskişehir Şubesi & Türk Ocakları Eskişehir Şubesi