Eskişehir Türk Ocağı tarafından düzenlenen geleneksel Perşembe Sohbetleri’nin 39. Yılı Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel’in konuk olduğu programla başladı. “Bizi Tanımak” başlığıyla gerçekleştirilen sohbette Prof. Dr. Adıgüzel insanın kendisini tanıma arayışından kimlik ve aidiyet kavramlarına, bireyin sosyal çevresinden toplumsal kimliğe kadar uzanan farklı başlıklarda değerlendirmelerde bulundu. Coşkulu ve yoğun topluluk tarafından takip edilen konuşma geç saatlere kadar devam etti.
Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel: “Bizi tanımak kendimizi bilmekle başlıyor”
“Bizi Tanımak” başlığının insanın öncelikle kendisini ve ait olduğu “biz”i sorgulamasını gerektirdiğini belirten Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel insan hayatının doğumdan itibaren kendini, kimliğini ve dünyadaki yerini anlamaya yönelik bir arayış olduğunu ifade etti. Bu çerçevede Yunus Emre’nin “İlim ilim bilmektir / İlim kendin bilmektir” dizelerine dikkat çeken Prof. Dr. Adıgüzel insanın sahip olduğu bilginin kendisini tanımasıyla anlam kazandığını vurguladı. Yunus Emre’nin “Bir gönüle girmektir” sözünü de hatırlatan Prof. Dr. Adıgüzel konuşmasında şu ifadelere yer verdi: “Sen kendini bilmezsen ya nice okumaktır. İlim kendin bilmektir. Bir gönüle girmektir. Bizim de muradımız bir gönüle girebilmek. Gönüller yapmak. Çünkü insanın kendisini tanıması kim olduğunu bilmesi ve ona göre yaşaması gerekiyor. Bizi tanımak dediğimiz şey de aslında burada başlıyor. Kim olduğumuzu nereden geldiğimizi nereye ait olduğumuzu ve nasıl bir insan olmak istediğimizi düşünmemiz gerekiyor.”
Kimliğin yalnızca insanın fiziksel özellikleriyle ya da bireysel nitelikleriyle açıklanamayacağını belirten Prof. Dr. Adıgüzel kişinin kimliğinin içinde bulunduğu sosyal çevre ve kurduğu ilişkilerle de şekillendiğini söyledi. İnsanların bir bölümünün doğuştan gelen bir bölümünün ise eğitim meslek ve yaşam deneyimleriyle kazanılan özelliklerden oluştuğuna dikkat çeken Prof. Dr. Adıgüzel insanın hayatı boyunca farklı roller üstlendiğini ve bu rollerin geçici olduğunu dile getirdi. İnsanların kendisini yalnızca sahip olduğu unvanlarla değil çevresindeki insanların onu nasıl tanımladığıyla da değerlendirmesi gerektiğini ifade etti.
İnsanın gerçek anlamda tanınmasının konuşmalarından çok farklı hayat koşullarındaki davranışları üzerinden mümkün olduğunu dile getiren Prof. Dr. Adıgüzel bu düşüncesini Hz. Ömer’e atfedilen ticaret yolculuk ve komşuluk üzerinden insanı tanıma yaklaşımıyla açıkladı. İnsanların günlük hayat içerisinde üstlendikleri rolleri her zaman sürdüremeyeceğini belirten Prof. Dr. Adıgüzel insanın çevresini de önemsemesi gerektiğini vurgulayarak şöyle konuştu: “Beni tanımak istiyorsanız konuşmalarıma bakmayın. Beni tanımak istiyorsanız benimle yolculuk yapın. Benimle ticaret yapın. Komşuluk yapın. Çünkü insanı asıl oralarda tanırsınız. İnsan kendisini belli bir süre belli bir yerde farklı gösterebilir ama yolculukta ticarette komşulukta gerçek hali ortaya çıkar. Bir de iyi olmak yetmez. İyilerle beraber olmak da gerekir. Çünkü insan çevresinden etkilenir. İyi insanların arasında bulunuyorsanız iyiye doğru gidersiniz. Kötü alışkanlıkların ve kötü davranışların olduğu bir çevredeyseniz bundan etkilenirsiniz. Onun için insanın kim olduğu kadar kimlerle beraber olduğu da önemlidir.”
Prof. Dr. Adıgüzel bireysel kimliğin başkalarıyla kurulan ilişkilerden bağımsız düşünülemeyeceğini belirterek “biz” kavramının da bu ilişkiler içerisinde anlam kazandığını söyledi. Bu noktada insanın doğuştan sahip olduğu özelliklerle sonradan kazandığı kimlik unsurları arasındaki ayrıma dikkat çeken Prof. Dr. Adıgüzel insanın yaşamı boyunca farklı sıfatlar ve görevler üstlendiğini ancak geride bıraktığı asıl kimliğin insanların kendisi hakkında yaptığı değerlendirmelerde ortaya çıktığını ifade etti.
Konuşmasında Anadolu Üniversitesinin 2026-2027 akademik yılını “Nasreddin Hoca Eğitim-Öğretim Yılı” olarak belirlediğini de hatırlatan Rektör Adıgüzel Nasreddin Hoca’nın yalnızca fıkralarıyla bilinen bir isim olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi. Nasreddin Hoca’nın düşünce dünyasının olaylara farklı açılardan bakabilme ve insan ilişkilerindeki incelikleri görebilme yönleriyle ele alınması gerektiğini belirten Prof. Dr. Adıgüzel “Bir kimsenin adam olduğu neresinden belli olur?” sorusuna verilen “Kulağından belli olur” cevabını aktararak dinlemenin insan ilişkilerindeki önemine dikkat çekti.
Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel konuşmasının devamında “Önce selam sonra kelam” ve Fethi Gemuhluoğlu’nun “Önce refik sonra tarik” sözleri üzerinden insanın yürüdüğü yol kadar kimlerle yürüdüğünün de önemli olduğunu ifade etti. İnsanların birbirleriyle kurduğu ilişkilerin kimlik oluşumundaki etkisine değinen Prof. Dr. Adıgüzel “biz” kavramının yalnızca bireysel ya da etnik bir tanımlama olarak ele alınamayacağını belirtti.
“Biz kimiz?” sorusunu Türkiye ve Türk kimliği bağlamında da ele alan Prof. Dr. Adıgüzel Türkiye’nin tarihsel ve coğrafi konumunun farklı kültürlerin toplumların ve medeniyetlerin kesişiminde şekillendiğini söyledi. Türk kimliğinin yalnızca etnik bir çerçevede değerlendirilmemesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Adıgüzel ortak tarih kültür inanç ve aidiyetlerin de kimlik oluşumunda belirleyici olduğunu dile getirdi. Eskişehir’in farklı dönemlerde Balkanlar’dan Kafkasya’dan ve Kırım coğrafyasından gelen toplulukların yanı sıra Manavların ve farklı kültürel grupların bir arada yaşadığı bir şehir olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Adıgüzel “biz” kavramının farklılıkların ötesinde ortak bir aidiyet ve birlikte yaşama iradesi üzerinden düşünülmesi gerektiğini belirtti.
Prof. Dr. Nedim Ünal: “Dil birliği, din birliği ve ülkü birliği”
Eskişehir Türk Ocağı Başkanı Prof. Dr. Nedim Ünal ise konuşmasında “biz” kavramının ortak dil inanç ve ülkü etrafında şekillendiğini ifade etti. Kimlik tartışmalarında farklı unsurların öne çıkarılabileceğini belirten Prof. Dr. Ünal kendisi açısından temel ölçünün dil din ve ülkü birliği olduğunu söyledi: “Dil birliği, din birliği ve dilek birliği. Ülkü birliği. Buna sahip olanlar bizdendir. Basit. Yani söyleyecek başka bir şey yok. Dil birliği, din birliği ve ülkü birliği. Buna sahip olanlar bizdendir.”
Konuşmasında iletişim kavramı üzerinde de duran Prof. Dr. Ünal Rektör Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel’in sohbet boyunca kurduğu iletişimin salonda karşılık bulduğunu söyledi. Bu noktada Fethi Gemuhluoğlu’nun “Önce refik sonra tarik” sözünü hatırlatan Prof. Dr. Ünal Gemuhluoğlu’nun insan ilişkilerine ve yetiştirdiği kişilere yaptığı katkılara değindi. Fethi Gemuhluoğlu’nun insan yetiştirme anlayışından söz eden Prof. Dr. Ünal şöyle konuştu: “Fethi Ağabey de böyle birisiydi. Refik arıyordu Fethi Ağabey. Refik arıyordu ve bugün Türkiye’de çok ciddi sayıları belki çok az olan refikleri buldu. Emek verdi. Biz de onun bursiyeriydik. Emek verdi. Refikleri buldu ve bugün o refiklerin bir kısmı Türkiye’nin müspet manada inşa edilmesinde çok ciddi şeyler yaptılar. Bir kişiydi Fethi Ağabey. Muhataplarına çok farklı sorular sorardı. Muhatapları başta anlamazdı ne olduğunu. Ama zaman içerisinde Fethi Ağabey’in o muhteşem sözlerinin ve hallerinin ve davranışlarının ne ifade ettiğini Türk milleti yaşayarak gördü.”
İnsan olmanın kendiliğinden kazanılan bir nitelik olmadığını belirten Prof. Dr. Ünal insanlaşmanın hayat boyunca devam eden bir yolculuk olduğunu söyledi. Bu anlayış doğrultusunda Türk Ocağı bünyesinde yürütülen Milli Mefkure Mektebi çalışmalarına da değinen Prof. Dr. Ünal gençlerin kendilerini inşa etmelerine katkı sunmayı amaçladıklarını ifade etti.
Katılımcıların sorularının cevaplanmasının ardından Şube Başkanımız Prof. Dr. Nedim ÜNAL’ın şükran beratı ve hediye takdimi ile gece sona erdi.
https://www.youtube.com/watch?v=1nK6-NY2VVs&t=2543s



























