Bu millet kendisi için yaşayanı unutmaz!

Şair, yapımcı ve yazar Yağmur Tunalı, yaktın dostu İlber Ortaylı’nın vefatı üzerine “Bu Ruh Ölmez: İlber Ortaylı’nın Ardından” başlıklı sunumu ile Eskişehir Türk Ocağımızda konuğumuz oldu. İlgiyle takip edilen programda özetle şu hususlar dile getirildi:

İlber Hoca, öyle böyle bir değer değildi. İlim adamlığı, geniş kültürü, tavrı, davranışı, yazısı ve sözüyle ender gelir bir değerdi. Değer deyip geçilecek biri değildi. Dünya çapında bir değerdi.

Türk tarihi çalışarak dünya çapında adam olmaya ender rastlanır. Onu da gösteren bir değerdi. Köprülü ve Hocası Halil İnalcık öyledir. Yalnız onların şöhreti, tarihçiler, ilim adamları arasındadır. İlber Hoca, daha geniş bir çevrede popülerdir. Rusya’dan Avrupa’ya, Amerika’dan Uzak Doğu’ya kadar bilinir ve sevilir.

Bilgisi çok yönlüydü. Kuru bilgi naklinden, malumatfuruşluktan hoşlanmazdı. Hazmedilmiş bilginin, yaşananın ve yaşatılanın peşindeydi. Tarih de onun için bir geçmiş zaman değildi. Bugün gibi, bu an gibi yaşanırdı. Yaşar ve yaşatırdı. Bunun için de büyüktü. Kültürü çok yönlüydü. Bilmeye açlığı doyurulmazdı.

Gezmeye açlığı da bundandı. Görmek, görmek, görmek isterdi. Üniversite yıllarından itibaren birkaç yıl rehberlik edişi de maişet derdi yanında bu bilme, görme ve gösterme isteğiyleydi. Kabına sığmaz bir kişilikti. Her zaman içinde bir yaramaz çocuk dolaşırdı. Yerinde duramazdı. Her zaman öğrenmeye, öğretmeye, konuşmaya, dolu kafasını ve içini söylemeye açıktı. Hakkında çok konuşulacak ve yazılacaktır. Konuşulanlar ve yazılanlar eksiktir, hep eksik kalacaktır. Bilindiği kadar değil bilinmediği kadar derin olduğu zamanla görülecek büyüklerdendir.

Zihni oradan oraya koşar. Keşfeder ve davranışına yansıtır. İlmî arayışın spekülasyon tarafında kalmaz. Gençlik yıllarındaki rehberliği (mihmandarlığı) hiç değişmemiştir. Gezip görmekle zenginleştiğini göreceğiz. Tercihini şekillendiren o yılları yaşama seyrini takip ederek görecek ve bileceğiz.

Tarihçiliği de bir gezinti neşesiyle yansır. Kuru bir dille yazmaz, anlatmaz. Anlattıklarını yaşar ve yaşatır. Ayakucuna gömüldüğü dedemiz Fatih’in ele avuca sığmaz çocukluğunu, rüyaya benzer İstanbul fethini, beyaz atıyla surlardan saltanatlı girişini ondan dinlediğinizde yaşardınız. Uzmanlık alanı değildir ama Türk İstiklâl Harbi’nin safhalarını ondan dinlemeliydiniz. Tarihte de insan içinde ve insanladır.

İlim ve sanat yalnızlık ister. Verimlilik yalnızlıkla gelir. Hoca, hem bunu hem de kalabalıklarla olmayı başarmıştır. Başarmak da değil bu onun hâlidir. Başka türlü olmaz ve davranmaz. Kendini yeni yerlere atarken hem dar hudutlardan çıkacak hem de kendine nefes aldıracaktır. Dışarda dolarak içerde olgunlaştıran, dış dünyada gördükleriyle tetiklenen bir zihin dünyasının sahibidir.

Dış dediğimiz tabiatla sınırlı bir dünya değildir. İnsan ve mekânın can bulduğu bir iç dünya formasyonunun öğütme ihtiyacına denk düşen, aradığı bin bir gıdanın saklandığı bir dünyadır. Devamlı içine atacağı, görüşle zenginleşen seyahat bilgileri olacaktır. Gördüğü, aldığı sadece bilgi değildir.

Hoca, halk yaşayışına kadar Türk hayatını bilir, yakından görmek ve yaşamak için uğraşırdı. O üstten bakışı altında çok mütevazı bir halk adamı tavrı da açıktı. Milletinin insanlarını derin bir hisle severdi. Her gittiği yerde her kesimden insanla aynı sıcaklıkla ahbaplık ederdi, çünkü Türkçüydü. Bir milliyetçinin başka türlü duyması ve düşünmesi zaten mümkün değildir.

Hoca, evet bilgindi. Evet entelektüeldi. Frenklerin “public entelectüel” dedikleri türden geniş

kitlelere hitap eden bir aydındı. Sözü sohbeti dinlenir, alabildiğine geniş meraklarıyla geniş

kültür sahibiydi. Sohbet meclislerinde aranırdı. Eskilerin “meclis ârâ” dedikleri türden süsleyici-besleyici bir kişilikti. Ankara’da Yılmaz Öztuna meclislerini kaçırmamaya çalışırdı. Bilkent’teki derslerini perşembeye ayarlatır ve İstanbul’dayken de katılırdı.

Bazen, “Türkiye’den başka yerde yaşayamam!” derdi. Çok dil bilmesine ve severek kullanmasına rağmen, bazen de “Türkçe duymadan yaşayamam!” derdi. Dünyanın her yerinde ve her dönemde Türk olarak bulundu. Türk olarak yaşadı. Türk olarak gitti.

İlber Hoca’nın samimiyeti, millet fedaisi oluşu karşısında erimeyecek buzdağı yoktur. İlmini bilenler konuşsun. Biz, insan olarak çizdiği olağanüstü portreyi görüyoruz. Halkımız, bu büyük

Türk’ün Türkiye’de ve Türklük için yaşamak ülküsüne bağlılığını biliyor. Kendisinden olduğunu görüyor ve biliyor. Onun için seviyor. Bu millet kendisi için yaşayanı unutmaz!

Dinleyici soruları ve şube başkanımız Prof.Dr. Nedim Ünal’ın şükran beratı takdimi ile program sona erdi.