Eskişehir Türk Ocağı 29 Mayıs 2025 tarihli Perşembe Sohbetinde Türk Ocakları Genel Başkanı ve Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Öz Hocamız “Fetih ve Fatih: Bir Cihan Devletinin İnşası” başlıklı konuşmasında özetle:
Fatih Sultan Mehmed’i rahmetle anarak başlayan Prof. Dr. Mehmet Öz, önce kısaca Fatih’in yetişmesi, ilk saltanat deneyiminin üzerindeki etkileri ve İstanbul’u fethetme düşüncesinin arkasındaki siyasi, stratejik ve dinî-manevi etkenler üzerinde durdu. Öz, daha sonra özetle şunları söyledi:
Fethin temel siyasi ve stratejik sebeplerinin en önemlileri Anadolu-Balkanlar Devleti olarak gelişen Osmanlı Devleti’nin iki kanadının ortasında yer alan Bizans’ın devletin bütünleşmesinin önünde engel oluşu ve tahtta hak iddia eden Osmanlı şehzadelerini kullanmasıdır. Dinî sebeplerin başında İstanbul’un fethine dair Peygamber’den nakledilen hadislerin etkisiyle Müslümanların İstanbul’u bir kızıl elma olarak görmeleri geliyordu.
18 Şubat 1451’de ikinci kez Osmanlı tahtına oturduğunda II. Mehmed, ilk saltanat deneyiminin acı hatıralarını unutmamış, ama ihtiyatlı hareket etmeyi de ihmal etmemiştir. Veziriazam Halil Paşa’nın gücünü bildiğinden onu makamında bırakmıştı. Taht değişikliğini fırsat bilerek tekrar harekete geçen Karamanoğulları üzerine yapılan ve İbrahim Bey’in tekrar itaat arz etmesiyle neticelenen kısa bir seferden sonra Osmanlılar İstanbul’un fethi için hazırlıklara başladılar. Macar Saltanat naibi Jan Hunyad ve Sırp despotu ile anlaşmalar yapıldı. Venediklilerle ahidname yenilendi. Bizanslılara ise ellerinde tuttukları Şehzade Orhan’ın masrafları için gerekli tahsisatın verilmeye devam edeceği bildirildi.
Gençliğinden beri bir cihangir olmanın hayalini kurar genç Şehzade. Özellikle Büyük İskender ve diğer hükümdarların hayatlarını okumuştur. Genç sultan, sınırsız güç sahibi mutlak bir hükümdar olmanın yanı sıra dünya hâkimiyeti fikrini de benimsemişti. Onun bu düşüncesinin kaynağı Türk hakanlık, İslâmî hilâfet ve Roma imparatorluk fikriydi.
Kuracağı cihanşümul devletin ideal başkenti olarak İstanbul’u gören genç sultan fetih hazırlıkları çerçevesinde Rumelihisarı’nın inşası işini üç vezirine ısmarlamış ve Halil, Zağanos ve Saruca Paşalar yaptırdıkları üç burcun masraflarını kendi keselerinden karşılamışlardı. Bu inşaata engel olamayacağını anlayan İmparator, çevredeki Rumların zarar görmemesi için Sultandan ricada bulunmuştu. Bizans tebaası köylülerle veya çobanlarla Türk askerleri arasında çıkan bir münakaşa sonrasındaki gelişmeler gerilimi arttırdı. İmparator şehrin kapılarını kapatarak İstanbul’daki Türkleri esir etti. Sonradan özür dileyip bunları bıraktıysa da artık savaş kaçınılmaz hale gelmişti. Kale kapılarının kapatılmasını izah için gelen Bizans elçilerine II. Mehmed “ya kaleyi versün ya başın kaydın görsün” der.
Macar asıllı Urban adlı bir ustaya büyük bir top yaptırtan, bunun yanında Müslüman Türk mühendislere büyük toplar döktüren Sultan Mehmed, kentin haritası başında kuşatmanın bütün ayrıntılarını planlamıştır. Daha sonra Haliç’e karadan indirilen gemiler dâhil donanma ile ilgili hazırlıklar da yapılmıştır.
Hazırlıklar tamamlanınca İstanbul önüne gelinir, Mahmud Paşa vasıtasıyla İstanbul’un savaşsız teslimini talep edilir. Bu talebin reddiyle de 6 Nisan’dan 29 Mayıs’a (1453) kadar sürecek olan 54 günlük kuşatma başladı.
Hocası Akşemseddin kuşatma sırasında Ceneviz gemilerinin Haliç’e gerilen zinciri aşması üzerine maneviyatı bozulan genç sultanı teşvik edici sözler söylemiştir. Fatih’e gönderdiği belirtilen mektupta umutsuzluğa düşülmemesi, gevşeklik gösterenlere karşı sert ve kararlı davranılması tavsiye edilmektedir. Hatta mektupta askerlerin bir kısmının samimi mümin olmadığı (Yasak Müslümanı oldukları)açıkça ifade etmiştir.
22 Nisan’da Haliç’i baskı altına almak için daha önceden hazırlanmış gemiler karadan yürütülerek Haliç’e indirildi. Kuşatmanın son safhasında Bizans imparatoru Osmanlı elçisinin teslim teklifini reddetti. 29 Mayıs sabahı yapılan genel saldırı ile İstanbul ele geçirildi. Şehre girdikten sonra yağmayı durduran ve Hıristiyanlara can ve mallarının güvende olduğunu bildiren II. Mehmed, 1 Haziran Cuma günü ikinci girişinde Ayasofya’da namaz kılarak gelenek uyarınca burayı cami haline getirdi. Şimdi o artık yıllardır Müslümanların hayallerini süsleyen Konstantiniye’nin fatihi idi.
Genç sultan, İstanbul fatihi olarak artık çok kudretli ve itibarlı bir mevki kazanmıştı. Bir süre sonra idam ettirdiği Çandarlı Halil Paşa’dan sonra veziriazamlık makamına, son veziriazamı Karamanî Mehmed Paşa hariç, kul kökenli vezirleri getirerek mutlak iktidarını pekiştiren II. Mehmed, Halil İnalcık’ın yorumuyla, İmparatorluğun hakikî kurucusudur.
Bir başka önemli gelişme de İstanbul’un fethinin hemen sonrasında başlatılan imar ve iskân faaliyetidir. Fetih sonrasında, nüfusu daha önce azalmış olan İstanbul’un yeniden inşası ve iskânı için taşra yöneticilerine fermanlar gönderilmiştir. Mesela, 1454 ve 1455’te Bursa’dan İstanbul’a yapılan sürgünlerle Osmanlıların yeni fethettiği bazı yerlerden İstanbul’a yapılan sürgünleri zikredebiliriz.
Fatih devrinde İstanbul’un imar ve iskânı meselesi gerçekten de başlı başına mühim bir meseledir. Savaşı küçük cihad olarak gören, büyük cihadın insanların gönlünü kazanmak ve medeniyet inşa etmek olduğunun bilincinde olan Fatih İstanbul’u bir cihanşümul imparatorluğun merkezi, bir Türk-İslam kenti olarak yeniden kurmaya büyük önem atfetmekteydi. Vakfiyesinde geçen şu beyit Fatih’in medeniyet anlayışı bakımından çok anlamlıdır:
“Hüner bir şehir bünyâd itmekdür/Reâyâ kalbin âbâd itmekdür”
Fethin -Sonuçlarını ana hatlarıyla üç noktada toplayabiliriz:
1-Devletin bütünleşmesi ve merkeziyetçi bir cihan devletine dönüşmesi
2-Osmanlıların Anadolu Türk beylikleri ve İslam dünyasında itibarının artması.
3-Avrupa’da korkuya ve endişeye sebep oldu. Hıristiyan odaklar Fatih’i kazanmak için fikirler ortaya attılar ama bunlar gerçekleşmedi.
Bizzat kendisinin inşa ettirdiği külliye, iki saray ve diğer eserlerin yanında devlet adamlarının inşa ettirdiği eserlerle İstanbul yeniden büyük bir şehir haline geldi. Fâtih Sultan Mehmed “Avnî” mahlasıyla şiirler de yazmıştır. Din felsefesi meselelerine de âşina olan Fâtih Sultan Mehmed’in coğrafya, matematik, astronomi ilimlerine özel bir ilgisi vardı. İslam dünyasından önde gelen bilim adamları İstanbul’a getirildi. Bunların arasında Ali Kuşçu çok mühim bir simadır. Batıdan da sanatçılar ve ilim adamları Osmanlı sarayına davet edildi. Fatih Batı kültürünü ve Hıristiyan dinini de anlamaya çalışmıştır. Fatih’in 1461’den beri resmini yaptırmak için İtalya’dan ressam istediği bilinmektedir. Nihayet ünlü Venedikli ressam Gentile Bellini gelmiştir.
Son olarak Fatih’in ve fethin yeni kuşaklar için anlamı üzerinde duran Öz, onun kendisini iyi yetiştirmesi, dünyaya açık olması, hedeflerinden vaz geçmeyen azimli karakterinin örnek alınmasını tavsiye etti.
Daha sonra dinleyicilerin sorularını cevaplayan Öz, Türk Ocaklarının gençliğe verdiği önemi vurguladı ve bu çerçevede Eskişehir Şubesinin yürüttüğü faaliyetlerden de övgüyle bahsetti.
Büyük bir ilgili topluluğun takip ettiği toplantının sonunda sorulan çok sayıdaki soru ve cevaplardan sonra Şube Başkanımız Prof. Dr. Nedim ÜNAL’ın Hediye takdimi ile gece sona erdi.https://www.youtube.com/watch?v=CLE_TUVhjIw&ab_channel=ESK%C4%B0%C5%9EEH%C4%B0RT%C3%9CRKOCA%C4%9EI






