Nuri Gürgür
Bazı gazetelerde milyonlarca insanımızın yaşamakta olduğu hayatı yansıtan iki haber vardı; biri yazıldı ve geçildi. Diğeri yoğun şekilde tartışılıyor ve daha uzun süre, muhtemelen yıllarca konuşulmaya devam edilecek.
İlki trajik bir intihar haberi. Emeklilerle ilgili yasayı protesto etmek amacıyla AYM önünde toplanan emekliler arasından emekli bir polis memuru beylik tabancasıyla intihar ediyor. Sosyal medyaya şu notu düşmüş: “Allahım içimdeki haykırışı sen elbet duyuyorsun. Devlet ve bizi yönetenler de duysun.”
Benzer sıkıntıları yaşayan, aç kalmamak için kâğıt mendil vb. satmaya çalışan binlerce emeklimiz var. İki binli yıllara girilirken Kemal Derviş’in yaptığı radikal reformlarla ayağa kalkan ekonomimiz sekiz yıl kadar büyümeye devam etti. Fert başına millî gelir üç bin dolardan on iki binin üzerine çıktı. Başbakan Erdoğan 2023’te 25 bin dolar olacağını söylüyordu. Halen on beş binin altında.
2011 seçimlerinin ardından ekonomideki gelişmeye paralel olarak refah arttı. Gelirler arasındaki fark günümüze nispetle azaldı. Yabancı sermaye geliyordu ama sıcak para olarak iktidarın en büyük yanlışı parayı üretime, sanayi ve teknolojiye değil, ithalat, tüketim ve gösterişli yapılaşmaya yönlendirmesi olmuştur.
AK Parti 2011 seçimlerinde büyük başarı sağladı. Başbakan Erdoğan’ın siyasal gücü ve etkisi arttı, bu süreç ileriki yıllarda da Devlet Bahçeli’nin sürekli desteğiyle Cumhurbaşkanlığı Başkanlık Sistemi denilen otoriter devlet sisteminin kurulmasına yol açtı.
Siyasal bilimlerde kısaca otokrasi olarak adlandırılan bu yapının en önemli özelliği kuvvetler birliğinin geçerli olması, yetkileri elinde bulunan kişinin temsil ettiği makama seçimleri kazanarak gelmesidir. J.J. Russou, çoğunluğun nispetinin önemli olmadığını savunur.
Türkiye’de Kemal Derviş reformlarıyla oluşturulan ekonomik ve idari yapı 2011’den itibaren değiştirilmeye başlandı, 2018’de başkanlık seçimi sistemine geçilerek operasyon tamamlandı. Artık yasama organı Meclis, bütçeyi bile yapamayan, istişari bir organ konumunda. HSK üyeleri yürütme organı tarafından belirleniyor. Yönetim yetkilerinin tamamına yakını Başkanın elinde.
Bu sistemi savunanlar devletin bütün konularda daha hızlı karar verip çalışacağını, bürokratik hantallığın giderilip verimliliğin artacağını, ekonominin şaha kalkacağını öne sürüyorlardı. Durum ortada. Yönetimce liyakat, bilgi, deneyim değil, siyasi yakınlık, sadakat mülakat takdiri gibi kriterlerde her alanda sınıfta kalıyorsunuz. Borsada son aylarda patlayan kriz rastlantı değil. Mehmet Şimşek, manipülasyon yapıldığını söylüyor ama icra gücü olmadığından seyrediyor.
Bir yanda açlık içerisinde kıvranan insanlar, diğer yandan milyarlarca oyun oynayıp bu kepazeliğin sorumlularından biri olarak sorgulanmakta olan 28 yaşındaki delikanlı, özel uçağıyla hacca gidebilenler. Keşke 25 senenin genel bilançosu objektif olarak çıkarılıp bir öz eleştiri yapılabilse. 30.09.2026

