“İSLAM MEZHEPLERİNİN TEŞEKKÜL SÜRECİ”

           36 senedir Ramazan’ın her pazarında devam eden ve artık bir Ramazan geleneği haline gelen “Ramazan Konferanslarının” bu sene ikincisinde Osmangazi Üniversitesi Dr. Öğretim Üyesi Metin AVCI Hocamızın “İslam Mezheplerinin Teşekkül Süreci” konulu yaptığı konuşmasında özetle:

        “İslam Tarihinin başından günümüze kadar tarihi olgulara bir ön kabulle bakma alışkanlığı vardır. Bu algıya göre ashab arasındaki ilişki her hal ve şartta kardeşlik ve muhabbet ekseninde sürmüştür. Ama ne yazık ki durum hiç te öyle olmamıştır. Ancak İnsanoğlu hayata yanlış pencereden baktığını kolay kolay kabul etmeyecektir.

İslam Mezhepleri tarihini; insan unsurunu, yaşanan acıları, mutlulukları, başarıları ve başarısızlıkları dikkate almadan ele alamayız. Nitekim İslam Mezheplerinin ortaya çıkmasında; Hz. Peygamber henüz vefat etmeden ayrılık sinyali olarak görülmekte olan 3 olaydan bahsedilmektedir. Bunlar; Gadir Humm Olayı, Kırtas Olayı ve Usâme b. Zeyd Ordusu ile ilgili gerek Sünnî ve gerekse Şiî kaynaklarda yer alan tartışmalardır.

Hz. Peygamberin vefat etmesiyle birlikte ümmet bambaşka bir ortama girmiştir. Özellikle Hilafet meselesi sahabe arasında çıkan ihtilafların en önemlisidir. Sakîfetü Benî Sâide’de daha henüz peygamberin naaşı ortada iken, Ensar’ın ileri gelenleri toplanmışlar ve Medine’nin yerlisi ve ileri gelenleri olduğunu söyleyerek Hz. Peygamberin yerine geçecek kimsenin kendilerinden olması gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Bu toplantıdan haberdar olan Hz. Ebubekir, Ömer ve Ubeyde b. Cerrah da oraya varmış tartışmalar iyice alevlenmiştir.

Hz. Ebubekir, Ensar’ın gardını kıran “el-eimmetü min kureyş – İmamlar Kureyş’tendir” sözünü ortaya atmıştır.Bu söz Ensar’ın gardını kırmıştır. Ancak bu toplantıda Hz. Ali’nin bulunmayışı sonradan bazı ayrılıkların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Çünkü o Hz. Peygamberin teçhiz-tekfin işleriyle meşguldür. Kaynakların belirttiğine göre Hz. Ali’yi hilafete layık görenlerin sayısı da az değildir. Sonuçta Hz. Ebubekir’e bir biat yapılmış ancak bu tam bir biat olarak kabul edilmemiş ve “el-Bey’atü’l-Hâssa” olarak isimlendirilmiştir. Bu toplantıdan sonra; İslam ümmeti arasında Hz. Ebubekir’i ve Hz. Ali’yi hilafete layık görenler olmak üzere iki grubun varlığından söz etmek mümkündür.

Ne yazık ki Hz. Peygamber’in vefatından sonra sular hiç durulmamıştır. Hz. Ebubekir hariç, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali öldürülmüşlerdir. Halifeler döneminde izlenen siyaset anlayışının, itikadî bölünmelere zemin teşkil ettiği çok açık bir şekilde ortadır. Özellikle Hz. Osman’ın şehit edilmesi sürecinde Muâviye’nin izlediği politika Cemel ve Sıffin savaşlarının sebebi olmuş, bu savaşlarda birçok sahabenin birbirini öldürmesi büyük günah tartışmasını alevlendirmiş ve ümmetin itikadî farklılaşmasının önü açılmıştır.

İlk İslam fırkasıolarak Hariciler ortaya çıkmıştır. Mürcie ise Haricilerin herkesi tekfir eden anlayışına bir tepki olarak doğmuş ve savaşta ölen sahabeler hakkındaki hükmü ahirete erteleyen itikâd görüşünü ortaya koymuştur. Mu‘tezile’nin itikadî oluşum süreci de bu dönemde başlamıştır.

Dönemin en acı hadiselerinden biri olan Kerbelâ hadisesi, Şî‘a’nın itikadî oluşumuna yeni bir boyut kazandırırken, Emevî hilafetinin ilk dört halifeden Osman’ı tafdil edip diğerlerini dışlaması, Mücebbire anlayışının oluşumuna basamak teşkil etmiştir. Bu itikadî görüşün (Cebriye); ehliyetsiz ve basiretsiz kimliklerini örtmek, hilafet makamında güç devşirmek, işledikleri cinayetleri perdelemek isteyen Emevî hilafet yönetimince özellikle desteklendiği anlaşılmaktadır.

Emevîlerden sonra iktidara gelen Abbasiler insanın irade hürriyetini ortadan kaldıran aşırı kaderci Cebriye görüşüne karşı Mu‘tezile fırkasına destek vermişler ve devletin resmi din görüşünü Mu‘tezilî görüş yapmışlardır. Mu‘tezile’nin yükselişi Halife Mütevekkil dönemine kadar devam etmiştir. Artık Mu‘tezile’den doğan boşluğu Eş‘ariyye doldurmaya çalışmıştır. Abbasi hilafet merkezinde Eş‘ariyye yerini sağlamlaştırmaya çalıştığı esnada farklı topraklarda (Horasan ve Maveraünnehir’de) Matüridiyye rüzgarı esmeye başlamıştır. Özellikle itikad anlayışına yeni bir tarz getiren Mâtüridiyye mezhebi kader konusunda getirdiği çözümler başta olmak üzere halk arasında yoğun bir taraftar kitlesine ulaşmıştır.

Mürcie görüşü de zamanla Matüridiyye görüşü içerisinde erimiştir. Hatta Ebû Hanîfe ve Mâtürîdî’nin görüşleriyle Mürcie’ye hayat verdiğini, güncelleyerek günümüze Hanefilik-Mâtürîdîlik olarak gelmesinde önemli rol oynadıklarını söylemek mümkündür.” Dedi.

Soru ve cevaplardan sonra Eskişehir Türk Ocağı Başkanı Prof. Dr. Nedim Ünal’ın teşekkür konuşması ve şükran beratı takdimi ile program sona erdi.

https://www.youtube.com/watch?v=HkX5tg8zBgE&ab_channel=ESK%C4%B0%C5%9EEH%C4%B0RT%C3%9CRKOCA%C4%9EI