38 senedir Ramazan’ın her pazarında devam eden ve artık bir Ramazan geleneği haline gelen “Ramazan Konferanslarının” bu sene üçüncüsünde Burdur Mehmet Akif Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Veli ATMACA Hocamızın ilgi ve merakla takip edilen “Hz. Peygamberin Modern Tıbba Kazandırdıkları” konulu konuşmasında konuya girmeden kadim tıpta hastalık algılaması ve hastalıkların kaynağı ile şifa bilgisinin kaynağı meselesine özet bir giriş yaptı ve özetle şunları söyledi:
“Hz. Peygamber, uğursuzluğa, putlara saygısızlık, gizemli varlıklara, cin ve şeytana bağlanan hastalık anlayışına karşı, “Allah ne hastalık indirmişse devasını (şifasını) da indirmiştir, ölüm hariç” demek suretiyle, bu tedavi işlerini tekeline almış nice insanın, zavallı, bîçare insanları maddi- manevi açıdan sömürmesine engel olmuştur.
O devirde insanların bilmediği; 7 acve hurmasının çekirdeğinin dövülerek bir şekilde hazırlanmasını tavsiye etmesi, el hijyeni, kap kacak, mutfak eşyasının korunması, içine nefes edilmemesi, uyanınca el yıkamadan yemek kaplarına dokunulmaması, kamusal istirahat yerlerinin temizliği, pis, mikrop bulaştıracak varlıkların etinin yenmemesi, içine düştüğü kabın, suyun temizlenmesi, kedi köpek yalayan kabın 6 veya 7 defa su ile ama mutlaka sonuncusunun “toprakla” yıkanmasını emretmesi, bir defasında cüzzamlı ile oturup yemek yemesi fakat diğer yandan “Cüzzamlıdan, arslandan kaçar gibi kaçın” demesi Peygamber (a.s)’ın o devrideki sihir-büyücü elinde, gizemli varlıklara hasredilmiş hastalık ve şifa bilgisini arıtmış, her insanın anlayıp tatbik edebileceği berraklığa kavuşturmuştur. Cüzzamlı kişi hakkındaki çelişkili duruma bakılırsa, bize göre Resulullah, mikrobik, bulaşıcı ve mikrobik olmayan, bulaşıcı özelliği olmayan cüzzam olmak üzere iki ayrı türünün olduğunu bildirmek istemiş olabilir.
Allah resulü, uzmanların çok iyi bildiği, bir bedevinin gelip “benim develerim hastalandı. Güçten, takatten düştü, bu “kendiliğinden bulaşan uyuz” mahvetti…” diye yakınınca Resulullah da bunun “kendiliğinden bulaşma” olmadığını; bir sebebin, bir bulaştıranın olduğunu zikretti. Böylece gerek insanda gerek hayvanda “salgın hastalıkların bir mikrop, birbirine sirayet etmesinde aracı bir unsurun” olduğu gerçeğini; bu bulaşmaların kendiliğinden olmadığını veya “uğursuzluk”tan olmadığını belirterek belki de bulaşıcı hastalıklarda “mikrop, bakteri” unsuruna dikkat çekmiştir. Hz. Peygamber (as)’ın “karantina”yı uygulaması, Tıbb-ı Nebevinin sadece Arap Halk Hekimliği’nin ürünü olmadığını, Araplar ve önceki kavimler tarafından bilinmeyen, uygulanmayan usul ve teknikleri öğrettiğini görüyoruz. Hastanın nekahat halinde her türlü yiyeceği yememesi gerektiğini, hafif, sindirimi kolay şeyleri tüketmesini ilk defa Hz. Peygamber söylemiştir.
Özetle, bizim tesbit ettiğimiz 14 kadar sağlık tedbirleri ve hasta tedavileri var ki, esasen bunlar bir ismi, Tıp Tarihi’ne yazdırmaya yeter.
Netice itibariyle Hz. Peygamber’in devrinin, inanç, tedavi, sihir-büyü karmaşasını, Öncelikle “Mutlak Yaratıcının, her şeyin yaratıcısının Allah” olduğunu, ayrıca hastalık teşhis, tedavi ve şifa bilgisinin de gizemli usullerden, yıldızlardan, cin ve büyücülerden gelmediğini, “Mutlak ve gayb bilgisinin sahibinin Allah” olduğunu telkin etmek ve şirkle karışmış tedavi-sağlık işlerini bir nevi rafine ederek, “kültürel arındırma” (Tezkiye) görevini yerine getirmek suretiyle sadece insanların sağlığına katkı sağlamadı aynı zamanda “kültürü de Müslüman etti”. Allah Resulü hem Arapları hem de Arap Tıp geleneğini “tedavi etti” diyebiliriz. ”.Dedi.
Soru ve cevaplardan sonra Eskişehir Türk Ocağı Başkanı Prof. Dr. Nedim Ünal’ın teşekkür konuşması ve şükran beratı takdimi ile program sona erdi.
https://www.youtube.com/watch?v=xH9KoU0Ozhk




