Prof. Dr. Mehmet ÖZ
Osmanlı klasik döneminde Türk, Türkmen, Türkistan, Rumî vb. kavramlar, etnik gruplar hakkında kullanılan ifadeler gibi hususlarda araştırma ve yayın yapmış bir akademisyen olarak kısaca ifade etmem gerekirse;
Osmanlı Devleti bir ulus devlet değildi ama bir Türk Devleti idi. O yüzden de dönemin seyyah ve diplomatları Osmanlı ülkesine Türkiye, devletine Türk İmparatorluğu, sultanına da Büyük Türk derdi.
O günün anlayışı çerçevesinde bakmazsanız sağlıklı yorum yapamazsınız.
Yoğun olarak 25-17. Yüzyıllarda uygulanan devşirme sisteminde 8-18 yaş arasındaki çocuklar, Arabistan’a veya başka bir yere değil, Türkçeyi, Türk örf ve adetlerini öğrenmeleri için Türk köylerine, Koçi Bey’in ifadesiyle Türkistan’a gönderilirdi.
Sarayda, bir kısım şair ve ediplerin kullandığı veya yabancı devletlere yazılan tantanalı mektup ve fermanlarda kullanılan ağır üslup değil, arı duru Türkçe kullanılıyordu. (Yavuz Kartallıoğlu’nun Osmanlı Konuşma Dili kitabına bkz.) Bu mecrada III. Selim’in hattı hümayunları bolca yayınlanıyor, bir zahmet onlara da bakılabilir.
Genel okuyucunun kavramları tarihî bağlamından ve onları kullananlardan soyutlayarak ve de anakronik bir yaklaşımla kullanması hoş görülebilir ama tarihçiler başta olmak üzere akademisyenlerin bunu yapması bilim adamlığı ile bağdaşmaz.
Osmanlı Devleti kuruluş döneminde Selçuklu-İlhanlı mirası başta olmak üzere yayıldığı coğrafyaların birikimlerinden tabii ki hem etkilenmiş hem de yararlanmıştır ancak bu Osmanlı’nın kuruluş döneminde Bizans taklidi olduğu anlamına gelmediği gibi 16. Yüzyıldan sonra Araplaştığı anlamına da gelmez.
Tarihte bir Osmanlı Türk medeniyeti vardır, tarihsel süreçte değişimler yaşansa da modernleşme dönemine kadar ana çizgisini devam ettirmiş olan Osmanlı Devleti sanayileşme ve millî devletlerin doğuşu gibi meydan okumalara cevap vermeye çalışmış ama neticede başarılı olamayıp tarihe karışmıştır.

