Ali Babacan Anayasa Değişikliği Konusunda Yanlış Yapıyor

Nuri GÜRGÜR

Geçen hafta DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ile Genel Bşk. Yardımcısı Sanem Oktar Öğüt’ün Anayasa’nın bazı maddelerini değiştirecekleri yolundaki açıklamaları gündemin yoğunluğu sebebiyle pek dikkat çekmedi. Partiler birkaç ay kala oy tabanlarını genişletmek amacıyla çeşitli konularda çıkışlar yapıyorlar. Fakat Babacan ve yardımcısının açıklamaları bunlardan farklı olarak doğrudan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş felsefesini, millîlik özelliğini, temel ilkelerini ilgilendiren bir anlam taşıyor. Gerçi bu partinin toplumdaki karşılığı ve gücü bellidir; bu görünümüyle iktidara gelmek bir yana varlıklarını sürdürmeleri bile çok zordur. Ak Parti iktidarının uzun yıllar ağırlıklı isimlerinden biri olan Babacan partisiyle bağlarını koparmaya niyetlendiği dönemde nedense suskun kalmayı tercih etti.  Oysa özellikle şimdiki anayasanın Meclis’te görüşülmesi sırasında tasarıya itiraz etmedi, kabul oyu verdi. Oysa cesur bir çıkış yaparak bunun hukuk devleti esaslarına uymadığını anlatıp yetkilerin tek adama verilmesinin sakıncalarını işaret etseydi bugün toplum nezdinde çok farklı bir yerde olabilirdi. Zaten kendisi de kısa süre önce “keşke 2017’de var gücümle hayır diye bağırsaydım” diyerek özeleştirisini yaptı. Ama siyasette treni kaçırdıktan sonra yakalamaya çalışmak mümkün olmuyor.

Babacan ve yardımcısı Anayasa’nın 66’ncı maddesindeki “Türk Devleti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür” ifadesinden rahatsızlar. Bunun değiştirilerek “herhangi bir etnik, dini ya da kültürel kimliğe atıf yapılmamasını” istiyorlar. Buna ilaveten 42’nci maddeye yani “Eğitim ve öğretim; Atatürk ilkeleri, inkılapları doğrultusunda çağdaş bilim esaslarına göre Devletin gözetim ve denetimi altına yapılır. Türkçeden başka hiçbir dil eğitim öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına anadilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez” ifadesini de karşılar. Kısaca Türk dilinin ve kimliğinin yer almadığı “nötr” bir anayasa istiyorlar; fakat Anayasa’nın başlangıç bölümünde yer alan   “…Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız  Türk Milletine ait olduğu, hiçbir faaliyetin Türk millî menfaatlerinin, Türk varlığının, devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke inkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği belirtildikten  sonra  2’nci maddede … başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan; demokratik, laik  ve sosyal bir hukuk devletidir” denildiğini yok sayıyorlar.

Babacan gibi düşünenler son yıllarda yapılan düzenlemelerle resmî devlet okullarının dışında bütün eğitim kurumlarında ana dil öğrenme imkanlarının açık olduğunu nedense görmüyorlar. İsteyen okullarda Kürtçe seçmeli ders olarak okutulmaktadır. Fakat seçmeli Kürtçe derslerine dershane ve okullarda katılım az olduğundan bunlar çoğalmadı. Mardin Artuklu, Diyarbakır Dicle, Muş Alparslan üniversitelerinde Kürtçe öğretmen adayı yetiştiren bölümler var. Bunları yeterli görmeyerek Kürtçenin müfredatta yer almasını, eğitim kurumlarında derslerin iki dilde yapılmasını istemek etnik fitnenin toplumu ayrıştırmasına resmen zemin hazırlamak anlamına gelir.

Kimse Türklük aidiyeti duygusunu taşımak zorunda değil; buna karşılık Türk olmaktan onur duyan Türk halkının kimliğini kendilerinin yaptığı gibi yok saymasını istemek en hafif tabiriyle haddini bilmemektir, saygısızlıktır. Model olarak gösterilen Batılı ülkelerin dil konusundaki hassasiyetlerini, devlet bütünlüğünün esası sayıp koruduklarını görmezden geliyorlar. Fransa’da Korsika diline, İspanya’da Bask ve Katalonya diline eğitim kurumlarında neden yer verilmediğini düşünmüyorlar. Almanya’da yaşayan ve sayıları dört milyona yakın olan Türklerin çocuklarının okulda, teneffüslerde bile, dillerini konuşamadıklarını da önemsemiyorlar. Millet adı verilen sosyolojik oluşumun temel harcı dildir. Türk ve dünya tarihinde dilini kaybeden toplumların millî varlıklarını kaybettiğini, asimile olduklarını gösteren pek çok örnek biliyoruz. Babacan ve arkadaşları bu tuhaf çıkışı yaparken HDP seçmeninin tabanından pay alacaklarını düşünüyorlarsa yanılıyorlar.